Birinci Ergenekon Davası'nın 158. duruşmasında Danıştay Saldırısı'nı gerçekleştirdiği iddia edilen Alparslan Arslan'ın annesi ...
Birinci Ergenekon Davası'nın 158. duruÅŸmasında Danıştay Saldırısı'nı gerçekleÅŸtirdiÄŸi iddia edilen Alparslan Arslan'ın annesi Porsor Hatice Arslan tanık olarak ifade verdi. Hatice Arslan, oÄŸlunu en son Elazığ'a geldiÄŸinde gördüÄŸünde bakışlarının bile deÄŸiÅŸmiÅŸ, kendisinden geçmiÅŸ halde olduÄŸunu belirterek, “Yemek bile yemedi sadece kitap okudu.”…Ankara'ya gittiÄŸimizde oÄŸlumun yüzü gözü mosmordu. Savcıya 'Bu benim oÄŸlum deÄŸil. Ruhu da bakışları da benim oÄŸlum deÄŸil' dedim" diye konuÅŸtu. Ardından “Tereddüt ediyorum. Ben oÄŸlumu tanıyamadım hala da tanıyamıyorum. Sizden soruyorum baÅŸkanım oÄŸluma ne oldu? Kim yaptıysa oÄŸlumu geri istiyorum" diyerek aÄŸlamaya baÅŸladı. Bu sırada izleyiciler bölümünde oturan baba İdris Arslan'ın da aÄŸladığı görüldü.
Dünyada beyin yıkama-zihin kontrol operasyonlarının yapıldığı herkesin malumudur. Beyni yıkanmış, zihni kontrol altına alınmış, ilaçla yönlendirilen, hipnozla iradesi teslim alınan insanlara bir takım kirli-karışık iÅŸlerin yaptırıldığı bilinmektedir. 11 Eylül olaylarında kullanılan “Müslüman” isimleri taşıyan figüranların, pek çok cinayet ve bombalamada kullanılan ÅŸahısların bu yöntemlerle yönlendirildiÄŸi ve kontrol edildiÄŸi düÅŸünülmektedir. Alpaslan Aslan’ın annesinin yukarıdaki anlatımlarından DANIÅžTAY saldırısının da böyle bir beyin yıkama, yönlendirme ile olmuÅŸ olabileceÄŸi akla geliyor. Bu yönde bir araÅŸtırma yapıldı mı bilemiyorum; ancak mutlaka yapılmalı. Çünkü dünyada pek çok servis, ama özellikle İsrail ve ABD servisleri ve bunların diÄŸer ülkelerde etkin uzantıları beyin kontrol yöntemlerini profesyonelce ve yoÄŸun olarak kullanmaktadırlar. Bizdeki derin devletin Anglo-Yahudi kontrolünde olduÄŸu düÅŸünülürse, cinayetlerde, bombalamalarda, provakatif olaylarda beyin-zihin kontrol yöntemlerinin kullanılmadığını düÅŸünmek saflık olur.
Beyin yıkama operasyonuna maruz kaldığı ve ilaçla kontrol altına alındığı intibaı veren epeyce örnek vardır ülkemizde. Papayı öldüren M. Ali AÄŸca’nın kendini “peygamber” ilan etmesi, saçma sapan konuÅŸmalarda bulunması; Adnan Hoca denilen zatın hapse girip çıktıktan sonra bütün tavır ve hareketlerinin deÄŸiÅŸip tuhaflaÅŸması dikkati çekmektedir. Kalabalıkları coÅŸturan iyi bir vaiz ve hatip olan Åževki Yılmaz’ın ve Salih MirzabeyoÄŸlu’nun dengesiz tavır ve konuÅŸmaları cezaevinde, tutukluluk dönemlerinde beyin kontrol yöntemleriyle etkilenmelerine baÄŸlanabilir diye düÅŸünüyorum.
Bu konuda en somut olay geçtiÄŸimiz yıl askeri bir alan içinde, asker kiÅŸiler tarafından iÅŸlenmiÅŸtir. Kayseride görülen bir davada bazı astsubaylara beyin kontrol yöntemleri uygulayan ve onları bu ÅŸekilde sorgulayan hipnozcu albay Gürol DoÄŸan “beyin yıkama” ile ilgili yargılanmış ve yedi yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
PKK bombacılarından pek çoÄŸunun, özellikle intihar bombacısı kadınların bu tür yöntemlerle etkilendikleri bilinmektedir. Ankara’da pek çok masum insanın ölümüne neden olan Anafartalar bombacısının da ilaçla kontrol altına alındıktan, robotlaÅŸtırıldıktan sonra intihar saldırısı yaptığı medyada yer almıştı.
Türkiye, dünyada etkin “Global Derin Devlet”in bölgede önemli bir üssü olması açısından bu tür karanlık-kirli operasyonlara açık ve alışıktır. Türkiye’deki derin sistemin geniÅŸ bir coÄŸrafyaya bu tür kirli hizmetler verdiÄŸini, beyin yıkama iÅŸlemleri yaptığını düÅŸünüyorum. Ülkemizde beyin yıkama yöntemlerinin kullanıldığı, bu konunun uzmanı hekimler ve psikiyatrlar olduÄŸu; hatta Marmara, bölgesinde Gebze civarında bir merkezde cinayetler öncesi katil zanlılarının, eylemcilerin beyin yıkama, hipnozla bir hedefe kilitleme, hafıza silme, ikinci kimlik oluÅŸturma gibi operasyonlara maruz bırakıldığı ifade edilmektedir.
Türkiye’de ve dünyada bu tür konularla Masonik yapılar ve Kabbala’dan beslenen kesimler ilgilenmektedir.
ABD’de bu tür faaliyetlere 19. asrın sonlarında ve yirminci yüzyılın baÅŸlarında baÅŸlanmıştır. Tıp ve ilaç sektöründen yararlanarak, üniversitelerin laboratuarları kullanılarak ciddi mesafeler alınmıştır. Hitler Almanya’sında beyin yıkama ve zihin kontrol yöntemleri zirveye çıkmıştır. Yine 2. Dünya savaşında casusluk faaliyetlerinde ve istihbarat elde etmede bu yöntemlerden yararlanılmıştır. Zamanla bu tür faaliyetler yasaklanmış olsa da, örtülü ÅŸekilde araÅŸtırmalar devam ettirilmekte ve yaygın ÅŸekilde kullanılmaktadır. Yeni yöntemler ve geliÅŸmeler iÅŸgal edilen ülkelerin insanları ve esirler üzerinde denenmektedir. Son yıllarda Irak ve Afganistan’da pek çok denemelerin yapıldığı bilinmektedir. Irak ve Guantanomo hapishanelerinde insanlar “denek” olarak kullanılmış, zihin-beyin kontrol yöntemlerine maruz kalmışlardır.
Bu konuda Jim Keth’in kaleme aldığı, Sibel San’ın tercüme ettiÄŸi “Amerikan derin devleti ve beyin yıkma operasyonları” adlı kitap çarpıcı örnekler içermektedir.
Kaynak : Aktif Haber Yusuf Gezgin