RSS / XML
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 06 Ekim 2011, Perşembe 23:41:31 tarihnde eklendi. 122 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Haarp kıyamet teknolojisi

Bu tarihin en büyük felaketiydi; hem de insan eliyle yaratılan. ...
Haarp kıyamet teknolojisi

Gölcük 17 AÄŸustos 1999, saat 03:02.


Saat gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarı atmaya çalışırken sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler. Ve sanki insanların çoÄŸu belki de ölümün kendilerine ne kadar yakın olabileceÄŸini ilk defa bu denli yakından gördüler.


Donanma Komutanlığı’nın görkemli devir—teslim törenini müteakip deprem hiç beklenmedik bir zamanda, ansızın çıkagelmiÅŸti. İki fırkateynin gece boyunca aydınlattığı orduevi yerle bir oldu. Milyarlarca liralık havai fiÅŸeklerin aydınlattığı Gölcük semaları bir kaç saat sonra bilimadamlarının ‘deprem ışıması’ dedikleri ancak hâlâ ne olduÄŸu tam olarak anlaşılamayan bir ‘ÅŸeyle’ aydınlandı. Bir kaç saat sonra, o unutulmaz uÄŸultunun ardından bütün Türkiye derin uykusundan uyandı. Binalar birbiri ardına devrilirken ölüm binlerce insanı aynı anda yakalıyordu.

Devlet hazırlıksız yakalanmıştı. Binlerce insan teknik yetersizliklerden ötürü enkazların altında günlerce bir kurtarıcı bekleyerek öldüler. Kısa süre sonra kamuoyu hummalı bir tartışmanın içinde buldu kendini. Binaların depreme dayanıklı yapılmayışı, fay hattının üzerine yerleÅŸim alanlarının kurulması gibi argümanlar sıkça duyulan ÅŸeylerdi. Televizyon kanalları tartışma programlarını depreme ayırıyorlardı. Bu sırada deprem anını yaÅŸayan insanlar depremle ilgili ilginç ÅŸeyler söylemeye baÅŸlıyor, kamuoyu tam olarak anlam veremese de iddiaları can kulağıyla dinliyordu. Enkazdan kurtarılan bir bayan Ali Kırca’nın yönettiÄŸi Siyaset Meydanı’nda aynen ÅŸöyle söylüyordu: “O gece ne olduÄŸunu bilmiyorum ama bildiÄŸim bir ÅŸey var ki bu depremden farklı bir ÅŸeydi.”

İddialara yenileri ekleniyordu. Depremden hemen önce Gölcük’ten Avcılar’a kadar geniÅŸ bir alanda görülen ‘ateÅŸ topu’ ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. Bazı bilim adamları görülen ateÅŸ topunun ‘deprem ışıması’ olduÄŸunu söyleseler de neden diÄŸer depremlerde de bu kadar açık benzeri bir ışıma yaÅŸanmadığı sorusunun cevabı net olarak verilemiyordu. Öyle olsa bile bu da sadece bir tezdi ve geçerliliÄŸi de en fazla diÄŸer tezler kadardı.

Kısa süre sonra fısıltılar dilden dile dolaÅŸmaya baÅŸladı. Türk basınının saygın isimleri Gölcük depreminin ‘suni’ bir deprem olabileceÄŸine iliÅŸkin görüÅŸleri aktarmaktan çekinmediler.

Gölcük depremi suni bir deprem olabilir miydi? Bu konuda hemen deprem sonrasında birtakım teoriler ortaya atılmaya baÅŸlandı. Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı ve bu da depreme neden olmuÅŸtu. Kimi Yugoslavya’ya atılan bombaların yer kabuÄŸunun dengesini bozduÄŸu için depremin olduÄŸunu söylüyordu. Hatta bazılarına göre bu iÅŸi PKK bile yapmış olabilirdi. Nitekim CNN, BaÅŸbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında böyle bir soruyu sormakta her hangi bir beis görmedi. Kimi de bunun baÅŸka bir terörist örgütün iÅŸi olduÄŸunu veya uzay araÅŸtırmalarının bir parçası olduÄŸunu söylüyordu. Ancak bu teoriler arasında en akla yatkın olanı ‘Future Times’da yayınlanan araÅŸtırma dizisinde yer alan hikayeydi. Bu senaryoya göre, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceÄŸini bilen ABD, yer kabuÄŸundaki deÄŸiÅŸimleri izleyerek, daha deprem oluÅŸmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı deÄŸiÅŸik noktalardan patlatıp boÅŸaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüÅŸtürmenin yolunu bulmuÅŸtu. Yıllarca önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı mucit Nikola Tesla tarafından geliÅŸtirilen bu “düÅŸük frekanslı elektromagnetik ışınımla “yüksek enerji nakli” tekniÄŸini hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan geniÅŸ alanlarda tahribat yapabileceklerdi.

Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliÅŸtirmek amacıyla üzerinde çalıştığı bu projeyi, bir yandan da barışçı “deprem indirgeme” sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayı ve fonlama devamlılığını saÄŸlamayı amaçlıyordu. Bu nedenle proje önce Avustralya’nın çıplak ve seyrek nüfuslu bölgelerinde denendi ve geliÅŸtirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi sıra. DeÄŸiÅŸik zamanlarda Kafkaslar’da, Okyanus tabanında ve Güney Amerika’da Ant’larda tektonik uyarılar verilmek suretiyle endüktif deprem “yaratma” konusunda büyük adımlar atıldı. İşte bu araÅŸtırmalar da Amerika’da HAARP tarafından yürütülüyordu. İddialar bununla da kalmıyordu kuÅŸkusuz.

Biz de bu konunun ana kumanda merkezi HAARP ile ilgili kapsamlı bir araÅŸtırma yaptık. UlaÅŸtığımız sonuçlar ise bir hayli ilginç.

Fırınlanmış Alaska

Pentagon, Alaska’da, Anchorage’in 200 mil doÄŸusundaki Arktik kompleksinde, bir gigawatt’tan fazla enerjiyi atmosferin üst katmanlarına yaymak için dizayn edilmiÅŸ güçlü bir verici inÅŸa etti. HAARP Projesi (Yüksek Frekanslı Aktif Auroral AraÅŸtırma Programı) olarak bilinen bu araÅŸtırma dünyanın en büyük “iyonosfer ısıtıcısını” içeriyordu. Bu prototip aygıt, dünyanın yüzlerce mil yukarısındaki gökyüzüne yüksek frekanslı radyo dalgaları göndermek için dizayn edilmiÅŸti.

Peki ama neden iyonosferin elektrik yüklü partikülleri böyle bir ışınıma tabii tutuluyordu?

Amerikan Donanması ve Hava Kuvvetlerine göre, bu projenin sponsorları “Alaska iyonosferinin kompleks doÄŸa çeÅŸitlenmesini incelemek için” bu çalışmaya katıldılar. Pentagon ayrıca bu teknolojiyle yeni haberleÅŸme biçimleri geliÅŸtirme, orduya ait nükleer denizaltılara sinyal gönderme ve yerin derinliklerini araÅŸtırabilen teknolojileri gizlice inceleme imkanına sahip olacaktı.

Bir yıldan uzun bir süre önce HAARP üzerine 60 büyük teori yayınlandı. O zamandan beri tahkikat yapanlar bu eÅŸsiz projeyi UFO olaylarından BirleÅŸik Amerika’daki dev güç merkezlerine ve en son olarak yakın zamandaki TWA 800 uçağının düÅŸüÅŸüne kadar herÅŸeyle suçladılar. (Pentagon, HAARP düzeninin geçen yılın sonlarından beri faaliyette olmadığını iddia etti). Bazıları bunu “Pentagon’un kıyamet günü ölüm ışını” olarak çevirdiler. Bu teorilerin birçoÄŸu dikkat çekici ve mantıklıydı. Bu eleÅŸtirilerin arasında Star Wars füze savunma planlarından, hava ÅŸartları deÄŸiÅŸtirme komplolarına, sun’i deprem yaratma ve hatta belki de insan zihnini kontrol eden deneylere kadar birçok uygulama bulunuyordu.

HAARP kompleksi 23 ar’lık arazi üzerine Gakona kasabası yakınlarında izole edilmiÅŸ bir bölge üzerine kurulmuÅŸtu. 1997 yılında projenin son safhası tamamlandığında, ordu, 3 gigawatt güçten fazla (3 milyar watt), 2,5—10 megahertz frekans aralığında ışınlama yapabilen “yüksek frekans bazlı bir radyo vericisi” kurmuÅŸ ve 72 fit yüksekliÄŸinde 180 kule inÅŸa etmiÅŸti.

Donanma ve Hava Kuvvetlerine göre HAARP, birkaç mil çapındaki yerlere, ‘az miktarda bilinen enerjiyi iyonosfer katmanının tespit edilen bir yerine göndermek için kullanacaktı’. Tahmin edildiÄŸi gibi, Donanma ve Hava Kuvvetleri’nin Halkla İliÅŸkiler Departmanı (projenin oluÅŸturduÄŸu olumsuz haberleri ortadan kaldırmak için oluÅŸturulan yeni güç) projenin hem çevresel etkilerini hem de bu teknolojinin kötü yönde kullanımıyla ilgili soru iÅŸaretlerini ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetleri yürütecekti.

Bununla birlikte HAARP projesini yöneten savunma ÅŸirketleri tarafından aslında Pentagon’un daha güçlü dizaynlara sahip olması gerektiÄŸi öneriliyordu. Bu patentlerden biri 1980’lerde donanma tarafından birkaç yıl boyunca tasnif edilmiÅŸti. HAARP muhalifleri tarafından “dumanlı ışın tabancası” olarak düÅŸünülen ABD 4,686,605 no.lu patent dosyadaki anahtar bir belgeydi. ARCO Power Technologies Inc.’nin (APTI) sahip olduÄŸu kardeÅŸ ÅŸirket ARCO, HAARP’ı inÅŸa etmek için taÅŸeron ÅŸirket görevini üstlendi. Bu patent, Teksas’lı fizikçi Prof. Bernard J. Eastlund tarafından icat edilen HAARP ısıtıcısına çok benzer bir iyonosferik ısıtıcıyı içeriyordu. Sonradan HAARP muhalifleri tarafından internette yayınlanan patentte Eastlund, bunu hem saldırı hem de savunma için iyi bir silah olarak tanıtıyordu.

Patente göre Eastlund’un bu icadı iyonosferdeki yüklü partikülleri ısıtarak, uyduların mikrodalga vericilerini bozacak ve “dünyanın büyük bir bölümünün üzerinde haberleÅŸme iletiÅŸiminin bozulmasına neden olacaktı. Ancak Eastlund’un dünyanın atmosferindeki bir bölgenin deÄŸiÅŸimini saÄŸlayacak metod ve aygıtı aynı zamanda; en sofistike uçakların ve füzelerin sahip olduÄŸu yön sistemlerinde karışıklığa sebep oluyor, sadece üçüncü parti haberleÅŸme sistemlerini karıştırmakla kalmıyor bununla birlikte haberleÅŸme ağını aynı zamanda taşıyacak bir veya daha fazla benzeri ışının avantajını saÄŸlıyordu. DiÄŸer anlamda, diÄŸerlerinin haberleÅŸme ağını sekteye uÄŸratmak için kullanılan bu sistem aynı zamanda bu icadı bilen biri tarafından haberleÅŸme ağı olarak da kullanılabilirdi.”

ÖrneÄŸin: “akılcı amaçlar için diÄŸerlerinin haberleÅŸme sinyallerini yakalar”, “atmosferin geniÅŸ bölgelerini beklenmedik yüksek irtifalara kaldırarak “füze veya uçakların yön sistemlerini sekteye uÄŸratır” böylece beklenmedik veya planlanmayan düÅŸman kuvvetlerine ait füzeler bu ÅŸekilde yok edilebilir veya yönleri deÄŸiÅŸtirilebilirdi.

APTI/Eastland patenti, Reagan yönetiminin son günlerinde, yüksek teknolojiyle donatılmış füze savunma sistemlerinin planlarının hâlâ yoÄŸun bir ÅŸekilde tartışıldığı bir dönemde dosyalanmıştı. Fakat Eastlund’un mavi gökyüzü vizyonu klasik Star Wars reçetelerinden daha ileri giderek patentli iyonosferik ısıtıcı için daha alışılmadık kullanım yöntemleri önerdi.

Patent “odaklama aygıtı olarak görev yapacak bir veya birden çok partikül öbeÄŸi oluÅŸturup atmosferin üst tabakalarındaki rüzgar düzeniyle oynayarak hava deÄŸiÅŸikliÄŸi yapmanın mümkün olduÄŸunu” belirtiyordu.

Sonuç olarak, suni olarak ısıtılmış olan “geniÅŸ miktardaki güneÅŸ ışığını rahatlıkla dünyanın seçilmiÅŸ bölümlerine” odaklamak mümkün olabilecekti.

KuÅŸkusuz HAARP yetkilileri Eastlund’un patentleri veya planlarıyla ilgili olan herhangi bir baÄŸlantıyı yalanladılar. Fakat bazı anahtar detaylar bunun aksini gösteriyordu. Eastlund’un patentinin sahibi, APTI, HAARP projesini yönetmeye devam ediyordu. 1994 yazında, ARCO, APTI’yi savunma ÅŸirketi olarak bilinen E—Systems’e sattı. E—Systems’in sahibi ÅŸu anda, dünyanın en büyük savunma ÅŸirketlerinden ve SCUD—busting Patriot füzelerinin yapımcısı Raytheon’dır. İşte tüm bu geliÅŸmeler HAARP tesislerinde basit bir atmosfer biliminden daha fazlasının olduÄŸunu gösteriyordu.

Bunların da ötesinde, APTI/Eastlund'un patenti Alaska’yı yüksek—frekanslı iyonosferik ısıtıcı için ideal bölge olarak gösteriyordu çünkü ‘bu icat için istenilen yüksekliÄŸe uzanan manyetik alan çizgileri dünyayı Alaska'da kesiyordu.’ APTI ayrıca Alaska’yı projeyi güçlendirmek için bol bol yetecek kadar enerji kaynağına yakın olduÄŸu için ideal bir yer olarak görüyordu.

Kuzey Kutup Bölgesindeki doÄŸalgaz rezervlerinin geniÅŸ bölümü ARCO tarafından satın alınmıştı.

Eastlund ayrıca resmi ordu hattını da yalanlıyordu. Ulusal Halk Radyosuna gizli ordunun 1980’lerin sonunda ortaya atılan bu çalışmasını geliÅŸtirmeyi planladığını söyledi. Ve Microwave News’un Mayıs/Haziran 1994 sayısında Eastlund (kendi patentlerinin gerçekleÅŸmesi için) “HAARP projesinin açıkça ilk adım olarak göründüÄŸünü” söylüyordu.

Eastlund’un patenti gerçekten de “örnek olarak gösterilen referanslar”da konu ile ilgili yapılan komploların tam ortasına düÅŸtü. Eastlund tarafından belgelenen iki kaynak, komplo tarihi günlüklerinin devi Nikola Tesla’nın kısa biyografisini anlatan, 1915 ve 1940 yıllarında New York Times’ta yayınlanan makalelerdi. Zeki bir mucit ve Edison’un çaÄŸdaşı olan Tesla, hayatı boyunca yüzlerce patent geliÅŸtirmiÅŸti. Elbette temel bilim hiçbir zaman Tesla’nın makalelerini kabul etmedi ve onun daha sonraki bildirileri (dünyayı iki ayrı parçaya ayıracak bir teknoloji geliÅŸtireceÄŸine yemin etti) onu tarihi bir noktada yer almaya itti. Radyo programlarında veya internet tartışmalarında, hükümetin depremlere neden olmak veya hava ÅŸartlarını deÄŸiÅŸtirmek gibi sözde deneyler yaptığı ve bunları yaparken de, gizli tutulan “Tesla Teknolojisini” referans alıp, uygulamış olma ihtimali tartışılıyordu.

Eastlund’un iyonosferik ısıtıcısı için Tesla kuÅŸkusuz büyük bir ilham kaynağıydı. 22 Eylül 1940 tarihli ilk New York Times makalesi, o zamanlar 84 yaşında olan Tesla’nın, Amerikan hükümetine, uçak motorlarının 250 mil uzaklıkta eritilebileceÄŸini ve böylece ülkenin çevresine görünmez Çin Seddi benzeri bir duvar örülebileceÄŸini belirttiÄŸini yazıyordu. Bu ÅŸekilde Tesla “telegüc”ünün sırrını açıklayacaktı. Tesla’dan alıntı yapan Times hikayeye ÅŸöyle devam ediyordu:

‘Mr. Tesla bu yeni tip gücün yüz milyon cm² çapında bir ışın üzerinde iÅŸleyebilecek, 2 milyon dolardan fazla maliyeti olmayacak özel bir komplekste oluÅŸturulabileceÄŸini ve bunu inÅŸa etmenin de ancak 3 ay gibi bir vakit alacağını söyledi.’

8 Aralık 1915 yılında yayınlanan ikinci New York Times hikayesi Tesla’nın en meÅŸhur patentlerinden birini açıklıyordu ki; bu elektrik enerjisini herhangi bir uzaklığa yansıtıp, onu hem savaÅŸta hem barışta sayısız amaçlar için kullanabilecek bir vericiydi. 

Tesla’nın fikirleriyle Eastlund’un icadı arasındaki benzerlik dikkat çekiciydi. Ayrıca Tesla ve HAARP Teknolojisi’nin birbirine bu kadar benzemesi de oldukça ÅŸaşırtıcıydı. GörünüÅŸe bakılırsa APTI ve Pentagon, Eastlund’un ve buna paralel olarak da Tesla’nın fikirlerini oldukça ciddiye alıyorlardı.

Nitekim Eastlund da buna katılıyor gibi görünüyordu. Bir gazeteciye ÅŸöyle söylüyordu: ‘HAARP benimkisi gibi bir planı uygulamak için mükemmel bir ilk adım. Hükümet bunun böyle olmadığını söyleyecektir. Fakat eÄŸer bir ÅŸey ördek gibi vakvaklıyorsa ve ördeÄŸe benziyorsa, onun bir ördek olduÄŸu büyük bir olasılıktır’

1976 Çin depremi

Gelin ÅŸimdi de jeofiziksel manipülasyonlar sahasında nelerin yapıldığına ve halen de yapılmakta olduÄŸuna bir göz atalım.

ÇoÄŸu insan elbette insanların bu tür ÅŸeyler yapabildiklerine ya da yapmak isteyeceklerine hiç inanmayabilir. Dolayısıyla bir deprem olduÄŸunda çok az kiÅŸinin aklına ÅŸöyle bir soru gelir. “Bu doÄŸal bir deprem miydi yoksa yapay mıydı?” Açıkça söylemek gerekirse Gölcük depreminden sonra ben bu soruyu soranlardandım. Türk basınının en saygın isimleri farklı üsluplarla bu soruyu sormaktan kendilerini alamadılar. Taha Kıvanç, Can Ataklı ve Sedat SertoÄŸlu ÅŸüphelerini köÅŸelerine aktaran önemli isimlerdi.

Aslında içinde bulunduÄŸumuz zamanda, yer deÄŸiÅŸiklikleri açısından her geçen gün aktivite seviyesinde yaÅŸanan artıştan, hangisinin gerçek hangisinin suni olduÄŸunu bilmek de giderek zorlaşıyor.

Nicola Tesla’nın ‘1935’deki Kontrollü Deprem’i, Tesla’ya göre “telejeodinamikçilerin bir eseriydi”. Tesla “Yerin içinden hemen hemen hiç enerji kaybetmeden geçebilen ritmik titreÅŸimlere neden olabilir ve bu mekanik etkileri karada uzun mesafelere taşıyarak, çeÅŸitli eÅŸsiz etkiler üretebilirdi” diyordu. Senator Claiborne Pell tarafından yönetilen senato alt komite oturumunda ÅŸöyle söyleniyordu: “Åžu anda bir anlaÅŸmaya ihtiyacımız var... Dünyanın askeri liderleri fırtınaları yönetip, iklimleri deÄŸiÅŸtirmeden ve düÅŸmanlarına karşı depremler oluÅŸturmadan önce...” Senator Pell, böyle bir teknolojinin varlığı konusunda bilgi sahibi olmadığı için 1975 yılında düÅŸmanlar için deprem oluÅŸturma kelimelerini telaffuz etmemiÅŸti.

Ayrıca, 10 Aralık 1976 yılında BirleÅŸmiÅŸ Milletler Genel Toplantısında “Askeri veya DiÄŸer Çevresel DeÄŸiÅŸim Tekniklerinin DüÅŸmana Yönelik Kullanımının Yasaklanması AnlaÅŸması”nı onayladığı rapor edilmiÅŸti. EÄŸer deprem oluÅŸturma kabiliyeti dahil olmak üzere çevresel deÄŸiÅŸiklik yapabilecek teknoloji olmasaydı, böyle bir rapor yayınlanmak acaba mümkün olabilir miydi?

Gölcük depremi gibi

5 Haziran 1977 tarihli New York Times’da, 28 Temmuz 1976 yılında Çin, Tangshan’da yaÅŸanan ve 650.000’in üzerinde kiÅŸinin ölümüyle sonuçlanan depremle ilgili bir yazı yeraldı.

3.42’deki ilk sarsıntıdan hemen önce, gökyüzü, gündüz gibi aydınlanmıştı. Tıpkı Gölcük’te olduÄŸu gibi. Temelde beyaz ve kırmızı olan çok renkli ışıkları 200 mil uzaklıktan görmek mümkündü. Birçok aÄŸacın yaprakları yandı ve geliÅŸmekte olan sebzeler sanki bir ateÅŸ topu tarafından adeta kavrulmuÅŸtu.

Bazı araÅŸtırmacılar bu elektriksel etkilerin elektromanyetik plazma ve top ÅŸeklindeki aydınlatmayla baÄŸlantılı olduÄŸuna ve garip parıltıların da Tesla tipi teknoloji ve/veya HAARP benzeri vericilerden kaynaklandığına inanıyordu. Bu renkli ışığın parıltısı Tesla’nın 1935 yılında belirttiÄŸi “her çeÅŸit emsalsiz etki”den biri miydi? Yoksa bu deprem, hiçbir ÅŸüphe duymayacak Çin halkı üzerinde uygulanan bir sistem testi miydi? Cevap kesinlikle doÄŸal bir deprem gibi görünmediÄŸi ÅŸeklindeydi.

Ocak 1978’de Dr. Andrija Puharich’ın, “Global Manyetik SavaÅŸ” ve Layman’in 1976 ve 1977 yılında “Dünya Gezegenine Yönelik Alışılmadık Yapay Etkiler” baÅŸlıklı detaylı bir araÅŸtırma raporu yayınladı. Dr. Puharich raporunda ÅŸunları söylüyordu: “1976 yılındaki büyük depremlerin yanında bir tanesi vardır ki özel bir dikkat gösterilmelidir. 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çin depremi”.

Specula dergisinin Ocak 1978 baskısı, “Tesla Etkisi” adı verilen, bir çok bilim adamını inanılmaz bir ÅŸekilde etkileyen makale yayınladı. Makaleye göre, belirli frekansların elektromanyetik sinyalleri dünyanın kendisinde sürekli dalgalar oluÅŸturmak için dünyadan gönderilebilirdi. Bu “sürekli dalgada ÅŸu an dünyanın yüzeyinden beslendiÄŸinden çok daha fazla enerji bulunmaktadır.”

Çatışma ölçeÄŸi teknikleriyle, dev sürekli dalgalar, çok büyük enerjiye sahip hedefli ışınlar üretmek için birleÅŸtirilebilir ve bu da uzak mesafede hedeflenen bir yerde depreme sebebiyet vermek için kullanılabilirdi.

Yukarıdaki paragrafı birkaç kez okumak faydalı olacaktır. Bu Tesla ile büyük ölçüde ilgili olan ÅŸeylerden biridir çünkü bir kez kontrol dışına çıktıktan sonra kolaylıkla dünyanın parçalar halinde titreÅŸmesine sebep olması mümkündür. Bu teknik 1976’daki Tangshan, Çin depreminde kullanılmış mıydı?

Dr. Peter Beter, Rusların 1977 yılında Filipinlerin çevresindeki denizlerin derinliklerindeki çukurlara fizyon—füzyon—fizyon süper bombaları yerleÅŸtirdiÄŸini belirtmiÅŸti. Dr Beter, Filipinler’in dev Pasifik Tektonik Tabakası’nda “anahtarkara” pozisyonunda olduÄŸuna inanıyordu. İddiaya göre Rusya zaten daha önceden Pasifik Okyanusunun diÄŸer bölgelerine depreme yolaçabilecek güçlü denizaltı silahları yerleÅŸtirmiÅŸti.

Dr. Beter kasıtlı olarak yapılan ÅŸeyin, gerilimin yüksek seviyelere ulaÅŸabileceÄŸi Filipinler hariç, Pasifik tabakasındaki gerilimi azaltmak için olduÄŸuna inanıyordu. Sonra, belirli bir noktada, Filipinlerin etrafındaki bombalar patlatılacaktı. Bunun inanılmaz depremlere ve gelgit dalgalarına yolaçması ve Amerika’nın Batı Kıyı’sında bir felaket yaratması bekleniyordu. Filipinlerde alevlenen volkanlar bu bölgenin gerilimli olduÄŸunun bir iÅŸaretiydi. Okuyucular depremlerin ve volkanların birbirleriyle baÄŸlantılı olduklarını unutmamalıdırlar. Bazen biri diÄŸerini harekete geçirirken, bazı durumlarda bunun aksi gerçekleÅŸir. Depremler, lavların yukarı çıkmasına imkan verecek ÅŸekilde dünyanın derinliklerinde delikler açabilir. DiÄŸer durumda ise volkanik hareketlenmeyi baÅŸlatan gerilim, depremlere neden olur.

Washington Post’un 30 Ocak 1981 baskısında, 1979 yılında dünyada 56 önemli deprem olduÄŸu ve 1980 yılında yıllık rakamın 71’e yükseldiÄŸi yazılmıştı. Tesadüfi bir ÅŸekilde, 1980 yılında hem Rusya hem de BirleÅŸik Amerika’daki ELF vericilerinde bir artış olmuÅŸtu.

Albay Thomas

Bearden itiraf ediyor

1981 yılında nükleer mühendis ve Amerika’daki önde gelen Tesla araÅŸtırmacısı Albay Thomas Bearden, Amerikan Psikotronik DerneÄŸi’nde bir konferans verdi. KonuÅŸmasının bir bölümünde aynı zamanda 1978 Specula dergisinde de tartışılan Tesla vericileri tarafından üretilen kalıcı dalgalardan bahsetti. Albay Aslında HAARP’ın nasıl çalıştığını anlatıyordu:

“Yaptığınız ÅŸey frekansı deÄŸiÅŸtirmektir. EÄŸer frekansı bir yönde deÄŸiÅŸtirirseniz, enerjiyi dünyanın diÄŸer bölümünde hedeflediÄŸiniz yerin ilerisindeki atmosfere boÅŸaltırsınız. Havayı iyonize etmeye baÅŸladıkça, hava akış seyirini, jet gidiÅŸlerini vb. ÅŸeyleri deÄŸiÅŸtirebilirsiniz. Bu mükemmel bir hava makinasıdır. EÄŸer ani bir ÅŸekilde boÅŸaltırsanız, bunun gibi küçük iyonizasyon elde etmezsiniz. Bu kez kıvılcımlar ve ateÅŸ topları (plasma) dünyanın yüzeyine boÅŸalacaktır. Bu aletle ileri geri oynayarak, dünya çapında dev hava deÄŸiÅŸikliklerine yolaçabilirsiniz.”

Mr. Bearden bunu neredeyse eÄŸlenceli bir hava oyuncağı gibi tanıtıyordu. Fakat bu aynı zamanda 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çin’i de hatırlatıyordu. KuÅŸkusuz 17 AÄŸustos Gölcük depremini de...

1 Ekim 1998, PerÅŸembe tarihli Hürriyet Gazetesi’nin ‘Kıyamete Kadar Yetecek Enerji’ baÅŸlıklı haberi konunun bir baÅŸka yönüne iÅŸaret ediyor olabilir miydi?:

“27 AÄŸustos gecesi dünya enerji bombardımanına uÄŸradı. EÄŸer bu radyasyon depolanabilseydi, dünya kendisine milyarlarca yıl yetecek enerjiye sahip olacaktı.

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi’nin düzenlediÄŸi basın toplantısında konuÅŸan bilimadamlarına göre Büyük Okyanus’ta bulunan Havaii Adası’nın üzerindeki iyonosfer tabakası gamma ve X ışınlarının bombardımanı altında kaldı. 5 dakika süren kozmik yaÄŸmur sırasında dış atmosfer tabakasında gece kısa bir süre için gündüze dönüÅŸtü.

Dünyanın 60 ile 80 km üzerinde bulunan iyonosfer tabakası bu enerjiyi yuttuÄŸu için bu kozmik bombardımanın dünyaya herhangi bir zararı dokunmadı. Sadece elektronik donanımlarının zarar görmemesi için uydulardan ikisini geçici olarak durdurmak gerekti. California Üniversitesi’nden Kevin Hurley, iyonosfere boÅŸalan gücün gelecek 300 yıl içinde güneÅŸin dünyaya saÄŸlayacağı enerjiye eÅŸdeÄŸer olduÄŸunu söyledi.

Hurley, ‘Bu enerjiyi depolayabilseydik, kainatın sonuna ve daha sonrasına kadar her kenti, her köyü, her ampulü aydınlatacak enerjiye kavuÅŸurduk’ dedi.”

Soru ÅŸu: Acaba depremlerle birlikte açığa çıkan ve ateÅŸ topu olarak ifade edilen dev enerji yoÄŸunluÄŸu da HAARP tarafından depolanıyor olabilir mi? Acaba kimler için?

Bu arada Rus bilimadamları ABD’yi yaptığı araÅŸtırmalar konusunda uyarmayı da ihmal etmiyordu. 28 Ocak 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Nerdun HacıoÄŸlu imzasıyla yeralan haberde ÅŸöyle deniyordu:

“Amerikan fizik laboratuarlarında deney aÅŸamasına gelen ‘evrenin yaratılış modeli’ deneyi Rus bilim adamlarını ‘kıyameti kopartacaklar’ endiÅŸesine sevk etti.

Rus bilim adamları, deneylerin bir ‘karadelik’ oluÅŸturabileceÄŸini belirterek, ‘Evrenin yaratılışını laboratuarda görelim derken, dünyayı yok etmeye kadar giden zincirleme reaksiyon baÅŸlatılabilir’ uyarısında bulundular.

Rus fizikçiler, ‘Tarihte hep böyle olmadı mı? Atom bombası icadı da fizikçilerin masum bir fikrinden doÄŸmadı mı?’ diyerek bu fikrin sonuçlarının da masum olmayacağını vurguladılar. Rus fizikçiler, kıyamet teorilerini ÅŸöyle açıkladılar:

“ABD laboratuarlarında, daha doÄŸrusu yer altında bulunan 5 kilometrelik ‘parçacık hızlandırıcısında’ altın iyonlarından iki güçlü akım oluÅŸturulmak isteniyor. Bu iyon akımları tıpkı bir rayda giden iki tren gibi yol ortasında çarpıştırılmak isteniyor. Teoriye göre, çarpma noktasında 15 milyar yıl önce evrenin yaratıldığı andaki ortamı saÄŸlamak ve evrenin ‘büyük patlama’ sonucu doÄŸduÄŸu kanıtlanmak isteniyor.

“Ancak fizikten anlamayan biri bile tehlikenin farkına varabilir. Çarpışma noktasındaki ısı milyarlık derecelere vararak yalnız GüneÅŸ’te deÄŸil, hiçbir yıldızda bulunmayan bir ısı ortaya çıkaracak. Vakum ortamında çıkan ısı GüneÅŸ’ten 10 bin kat daha yüksek olacak. Bu da Brookhaven merkezli bir karadelik yaratabilir. Bir anda ne olduÄŸunu anlamadan yok oluruz.”

Gerisini size bırakıyorum.                   AydoÄŸan VatandaÅŸ     


Kaynak : Aksiyon Dergisi                   






ETİKETLER :
Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!
Diamond Escort - The Model Escort

Diamond Escort - The Model Escort

Diamond Escort - The Model Escort

Diamond Escort - The Model Escort

© Copyright 2010 17agustos.org
Her hakkı saklıdır.