RSS / XML
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 15 Ekim 2011, Cumartesi 10:40:44 tarihnde eklendi. 115 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

17 Ağustos deprem felâketi

17 Ağustosta Gölcük'te yaşanan deprem felâketinin doğal olmayan yollardan olma ihtimali; doğal yollardan olma ihtimali kadar fazladır ve sonuna kadar "milli güvenlik" meselesi olarak takip edilmesi gereken bir konudur. Bu inceleme yapılmadığı gibi "vatana ihanet" boyutunda bir aymazlıkla konu örtbas edilmiştir ... Yazar Abdullah AKGÜL
17 AÄŸustos deprem felâketi Ahmet Akgül Hoca'nın "Ruhlar ve Sırlar" kitabında, ayrıca "Ufo'lar ve Uzaylılar" Konferanslarında ÅŸu ilginç bilgiler yer almaktadır.

Büyük elektrik ve elektronik mühendisi ve mucidi olan Yugoslav Tesla, 1887'de Amerika'ya yerleÅŸti.. Edison'la birlikte alternatör yapım ÅŸirketini kurdu.. büyük buluÅŸlar baÅŸardı. Ama bunların çoÄŸu edison'a mal oldu. Fakirlik içinde yaÅŸadı ve sonunda öldürüldü. Ancak bütün bilimsel buluÅŸlarını "M.K. Allein" mektuplarına borçlu olduÄŸu sonradan anlaşıldı.

Evet, Edison ile çaÄŸdaÅŸ iÅŸ ortağı ve elektrik ampülünün gerçek bulucusu olan Nikolai Tesla, aynı imzayla mektuplar almıştı. Bir Sırp-Soloven melezi olan Tesla,  BirleÅŸik Amerika'ya göç ettiÄŸinde beraberinde çok sayıda Karl M. Allein mektupları taşıyordu.

Tesla'nın ÅŸanssızlığı, BirleÅŸik Amerikalıların "Amerikalı ruhu" ile kayırdıkları Edison ile çalışmaya mecbur oluÅŸuydu. Çünkü beynindeki çılgın elektrik ve elektronik planlarıyla, koskoca Amerika kıtasında, Edisondan baÅŸka ilgilenen kimse bulamadı. Tesla'nın "Fluoresant" ampülü buluÅŸundan nice sonra, birlikte çalıştığı Alva Edison, basit ampülü bulduÄŸunu iddia ediyordu.

Oysa elektrik lambasını bulanın, aslında göçmen olduÄŸu için baskı altına alınan Tesla olduÄŸu ortadaydı.

Tesla tam anlamıyla bir elektronik sihirbazı idi. alternatif akımı bulmuÅŸ, ÅŸimdi bütün dünyayı aydınlatan AC elektrik güç santrallarını, kendi adı verilen bobinleri, tel (iletim hattı) kullanmadan uzaktan kumanda (Remote Control) aygıtlarını bulmuÅŸtu. Çağımızda kullandığımız elektronik iletiÅŸim devrelerinin öncü planlarının, TV ve müzik setleri ile kumandalı oyuncakları yöneten "Uzaktan kumanda" protatif cihazlarının, telsizin ilki olan  araçların,, görüntülü tüplerin (TV'nin ilk modellerinin), neonlarin, redresörlerin (alternatif akımı doÄŸru akıma çeviren cihaz), güç jeneratörleri yanında, halen filmlerde kullanılan elektronik tuhaf oyunların ve daha bilinmedik yığınla sırrın çözülmesinde sadece onun imzası vardı.

Öyle ki birkaç Km. öteden yıldırım çaktırabiliyor, çok uzak hedefleri yıldırıma benzer fakat Laser kadar düzgün biçimde ÅŸimdi bile anlayamadığımız bir teknikle vurabiliyordu.

Askeri maksatlı ışın ve ses topları ile ilgili toplu gösteriler yapan bu inanılmaz mucit, siyah takım elbiseli, görgü ÅŸahitlerine göre Musevi cenaze töreni giysili" 5 kiÅŸilik bir çete tarafından tuzaÄŸa düÅŸürtülüp, öldürüldü. Suikastı resmi raporlarda "Eceliyle ölüm" biçiminde gösterilmeye kalkışılınca kamuoyu ayaklanması oldu. Fakat katilleri bulup, yargılamak konusunda hiçbir çaba da sarf edilmediÄŸi gözden kaçmadı. Kimileri de "Edison'u kayıran" hükümeti suçladı.

Tesla'nın ölümüyle birlikte K. M. Allein ve Adelberg imzalı mektuplar ortaya çıktı. Bu mektup koleksiyonunun içinde, Tesla'nın tüm deneylerinin çizimleri vardı. Böylece Tesla'nın da, "kopya çektiÄŸi" (daha doÄŸrusu, iki mektup arkadaşının ona "Gönüllü kopya verdiÄŸi") anlaşıldı. Birçok tasarı çizimi de o dönemde akıllara yatmadı. Bunlar daha sonra Norbert Wiener'e "Tetkik etmesi" için verilecekti. Wiener bunları teslim alır almaz, Radar ve Bilgisayarın icadına giriÅŸtiÄŸini, İsveç'te ölüm döÅŸeÄŸinde iken bizzat itiraf etti. Böylece Wiener, hem radar sistemini hem kompüter teoremini K.M. Allein ve Adelberg'in mektuplarından öÄŸrenen Tesla'nın bulduÄŸunu dürüstçe bildirmiÅŸti. Dünya dışı bir uzay uygarlığına kesinlikle inanan ve bu dünya dışı hayatla iletiÅŸimin mümkün olduÄŸunu savunan ve Amerikan hükümeti tarafından tüm mal varlığına, labaratuvarlarına ve her türlü evrak ve dosyalarına el konulup sefalete mahkûm bırakılan Nikolai Tesla'nın büyüklüÄŸünü ve buluÅŸlarını, Nobel Barış Kurulu ölümünden yıllar sonra kabul etmiÅŸti. 

Tomanage ile Gel-Mann'a "Teorik" yardım gönderen Karl M. Allein daha önce Tesla'ya da "ileri teknoloji yardımı" yapmıştı. K.M. Allein mektupları 1940'larda ise (Sommerfeldt ve Hilbet dahil) keÅŸifçi ve seçkin bilim adamlarına gönderilmekteydi.

b-Aynı yıl ünlü bilim adamı, OÅŸenograf, havacı, teorik fizikçi olan ve "BirleÅŸik alanlar ve uçan dairelerin esrarı" kitabının yazarı Morris Ketchum Jessup, yine posta kanalıyla kendisine "GörünmezliÄŸin sırlarından ve birleÅŸik alanların elektromagnetizmasından söz eden inanılmaz formüllerle dolu" bir mektup aldı. İlk mektuptaki imza (Fransızca'ya uyarlanmış tek isimli) "Charles M. Alain" idi. Bunu izleyen ikinci mektup Jessup'a "Müslüman olması halinde kendisine çok büyük kozmik sırlar vereceÄŸini bildiriyor, gerekirse ÅŸahsen ortaya çıkabileceÄŸini" de belirtiyordu.

Jessup, (belki de en baÅŸta, sırf o formüllerin devamı için ve bilim hatırına mektupta yazıldığı üzere, en yakındaki bir Zenci müftünün huzurunda Kelime-i ÅŸehadet getirdi. (Müftü mektubu yazanı tanımamasına raÄŸmen, mektubun meçhul sahibinin takibinde olmalıydı ki, müslüman olma töreninin hemen ardından) Jessup'a neredeyse defter kalınlığında el yazması müsveddeler yine posta kanalıyla geldi. Hem de ne sırlı projeler! Jesup gözlerine inanamamıştı. "Görünmez olmanın sırlarının dini tarafı ve tarifi yanında, bir taşıtı görünmez yapmanın tam bilimsel dökümanları ve akla gelmeyecek elektriksel aygıtlar ve dev bobin planları" bu müsveddeler içinde yer alıyordu. Bu kez musveddelerin altında imza "K.M. Allein ve Heiberg" ikilisine aitti.

Daha sonra Jessup'un tam bir müslüman olduÄŸunu ortaya koymasıyla, K.M. Allein'ın adına (öteki imza) Heiberg ortaya çıktı, tanıştılar. Ünlü Philadelphia deneyinin çalışmalarını birlikte yaptılar. Bu, esrarengiz adam Heiberg, daha önce bilim literatüründe ismi hiç geçmemiÅŸti, fakat Einstein'a bile taÅŸ çıkartacak teknik bilgilere sahipti. Kimse onu tanımıyordu. Tek dostu bile olmayan Heiberg tam bir bilmece adamdı, sürekli saklanıyordu, sadece geceleri Jessup'un evine geliyordu. Ön adını bile söylemiyordu.

Bu kadar yoÄŸun esrar karşısında dayanamayan Jessup, gizlice onun özel çantasını karıştırmak fırsatını yakaladığında, küçük dilini yutacaktı. Adı Hansel Heiberg, Pasaportu Norveç üzerineydi. Jessup bu konuda en yakın arkadaşı olan Valentin'e ve devam ettiÄŸi İslami kuruluÅŸtakilere o sırları açmadan edemedi:

Esrarengiz Heiberg'in gizli çalışmaları, ana dökümanlar ÅŸeklinde, toplanmıştı. Bütün çizimler ve teoremler Karl M. Allein imzasını taşıyordu. Tesla'ninkilerin tamamı kadar, roket, kompüter, dev bobinler, elektronik devrim üzerine ayrıntılı çizimler, ayrıca dökümantasyonda UFO denen disk biçimi tanımlanamayan  (akıllı varlık yapısı teknolojiler) yer alıyordu. Bu dökümanlarda, bir Uçak fabrikasının prospektüsü ne kadar ayrıntılı ise, ondan da ince ayrıntılarla "UFO motorları verilmiÅŸti. ÇaÄŸlar ötesinden gelen bu teknoloji, sanki çoktan bulunmuÅŸ gibi çizimlerle anlatılmıştı. Jessup bunların bir kısmının eskizini kopya etmekten kendini alamadı. "Uçan Dairelerin Esrarı" isimli kitabı yazmasının nedeni de sırf bu taslak projelerdi.

Jessup'a serbestçe gösterilen üçüncü ve konuyla ilgili asıl dökümanlar da ötekiler kadar inanılmazdı. Çünkü bu dosya, ünlü Phildelphia deneyinin tüm ayrıntılarıydı.. Jessup, önce inanmadan baÅŸladığı ünlü deneyinin sonucunda, alışılmış doÄŸanın nasıl doÄŸaüstü olabileceÄŸini gördü. Her ne kadar nasıl durdurulacağı ve kontrol altına alınacağı bilinmemesine raÄŸmen, yöntemde tümüyle baÅŸarılı olmuÅŸtu. Fakat tayfaların başına gelenler ve çoÄŸunun ölmesi yüzünden "askeri sır" kaydıyla çok gizli bir arÅŸive kaldırılıp güvenceli bir dönemde tekrarına karar verildi. O gün (1943 yılı) Amerika için savaşın tam baÅŸlangıcıydı. SavaÅŸtan sonra BirleÅŸik Amerika bu deneyi Jessup'un ve K.M. Allein'ın ortak tutanaklarıyla 1950'li yıllarda yeniden yaptıysa da, bu kez çok daha kötü sonuçlar elde ettiler ve belirsiz bir tarihe ertelendi, Çünkü deneylenen insan ve hayvanların başına gelenleri bilim kurgu yazarların hepsi bir araya gelse, yine akıl edemezlerdi. Çünkü deneylenen gemi ve tayfalar uzay-zaman içinde sıçramalı nakil olmuÅŸ, gemi aynı anda bir çok yerde "Tayyı mekan" örneÄŸi görülmüÅŸ, deneyde birkaç dakika sonra 630 mil ötedeki Norfolk limanında belirmiÅŸ, yeniden kaybolmuÅŸ ve çok sonra baÅŸladığı yere dönmüÅŸtü. Geminin başına gelenler aynen tayfaların da başına gelmiÅŸti. Hem de (PsiÅŸik-ruhsal) yetenekleri çok güçlenmiÅŸ olarak, ÅŸöyle ki: Durup dururken, herkesin içinde kaybolup, görünmez oluyorlardı, kimisinin ya kısmen belden aÅŸağısı, yada yukarısı görünmez olabiliyordu. Kimi görünmezliÄŸini, baÅŸkalarına da nakledebiliyordu. (örneÄŸin tokalaşırsanız, eliniz de kayboluyordu.) havada eÅŸyaları uçuÅŸturuyor, yakın geleceÄŸi bilebiliyorlardı. Zavallı tayfaların her biri magnetik bir dev pil gibi ÅŸarj edince, onlara dokunarak topraklamak gerekiyordu. Böylesi "hayat durması" anlarında, dünyada olduklarını deÄŸil, uzaya çıktıklarını söylüyorlardı. Bu "durma"lar bazen saatler, bazen günler, hatta birinde de 6 altı ay sürdü. Yemeden içmeden, nefes almadan yarım yıl ölü gibi zamanını durduran mürettebattan Smith, kendine geldikten sonra kaldığı yerden hayatını sürdürdüÄŸünde geçen 200 günü altı saniye gibi hissettiÄŸini, elinde olmadan uzayda gezindiÄŸini, dünyayı dışarıdan seyrettiÄŸini ifade ediyordu. Nitekim donan yada kaybolanların hemen hepsi "Atmosfer dışına çıktıklarını" istisnasız belirtmiÅŸlerdi. Bunun sonucu 4 tayfa da kendiliÄŸinden alev alarak yanıp kül oldu. Bu "kendiliÄŸinden tutuÅŸma" olayına (Kuantum teoremi içeriÄŸindeki elektromagnetik fırtınaları açıklayan) "madde dalgası" ile ilgili Appendixlerde kısaca deÄŸinilmiÅŸtir.

NOT: Amerika ve Avrupa menÅŸeli uzay-kurgu filmlerinin tamamıda bu deneylerden çalınan bilgilerden kaynaklanmıştır.

Morris Jessup, deneyden sonra, (K. KM. Allene ait olup da Helbrg'in çantasından gizlice çaldığı projeleri) "Uçan dairelerin esrarı" adlı kitabında kullanmaya kalkıştı. Fakat matbaaya baskı için verdiÄŸi müsvettelerin içinden "zaman yolculuÄŸu" ile ilgili bölümle çok ileri teknolojiye dayanan UFO motorları kısmının baskıdan çıkmadığını ve kitapta yer almadığını gördü. Bu müsvetteler matbaada onların orijinal çizimleri de evinden çalınmıştı. Tam o sonrada Heiberg'in peÅŸine simsiyah takım elbiseli ve ellerinde garip tabancaları olan insanlar takılınca, Heiberg'de ortadan kayboldu. Fakat can güvenliÄŸi nedeniyle görüÅŸmemeleri gerektiÄŸini, ancak posta kanalıyla yazışmalarının süreceÄŸini bildiren bir mektup postaladı. K. M. Allein-Heirberg imzalı mektuplar, bu kez postanede kaybolmaya baÅŸlayınca, bütün iliÅŸkileri koptu. Jessup bu olayların üzerine gittiÄŸi günün akÅŸamı saat 19.00'da garajında otomobilinin "egzost gazıyla intihar ettiÄŸi süsü verilmiÅŸ" olarak ölü bulundu. Karl M. Allein mektupları aslında pek çok seçme bilim adamlarına geldiÄŸi halde, bu mektupların en ilgi çekici ve heyecan verici olanları Jesup'a gelenleridir. Gerek philadalphia deneyi gibi inanılmaz bir deney, gerekse dalında "bir numara" olan Jessup'un intihar süsü verilmiÅŸ ölümü dikkatlerin Karl M. Allein mektuplarında yoÄŸunlaÅŸmasına yol açmıştır. Jessup'un ve esrarengiz Heibergin peÅŸine "Kara takım elbiseli (Musevi cenaze töreni kıyafetli adamların ) takıldığını ve Jessup'a garajında pusu kurduklarını yakın arkadaşı Valentine, basına inatla açıkladı ve "Jessup'un hayat dolu olduÄŸunu, ölüm haberinden birkaç saat önce beraber olduklarını, intihar etmesinin hiç mümkün olmadığını, ölümünden önce peÅŸindeki kara takım elbiseli insanlardan söz ettiÄŸini ve bütün projelerinin çalındığını anlattığını" açıkladı. Böylece "Karl M. Allein notları" adıyla ortaya çıkan bu mektuplar, daha sonra olayı duyan diÄŸer bilimciler yada yakınları tarafından basına açıklandı. ( Bunların bir kısmı ülkemizde de yayınlandı)

d-Dikkat edilirse, K. M. Allein notları ya kitaplarla ya esrarengiz yardımcıları aracılığıyla eÄŸittiÄŸi seçme bilim adamları için hem uygulamalı bilimde akıl almaz deneysel teknolojileri, hem de bilim-kurgu örneÄŸinde en güç teorileri içeriyordu.

Fakat K. M. Allein programlarında teknolojiden çok, "ileri teoriler" daha önemliydi.

Çünkü ileri teknolojiler hemen "Askeri alanlarca gasp" edilip, savaÅŸ amacına yönlendiriliyor, sır olarak tutulduÄŸu için sivil dünya yararına açılamıyordu.

Bu bakımdan Karl M. Allein notları, öncelikle teorilere yönelmiÅŸ, ileri teknolojiyi ise "ÅŸimdilik kaydıyla" ertelemiÅŸtir. Teorik planlamada iki bilimsel yöntem üzerinde duruyordu: birincisi "tüme varım"a diÄŸeri "tümden gelim"a dayanan teorik bilimleri buluÅŸturup düÄŸümlemek ve düÄŸümün iki yakasına o muhteÅŸem köprüyü kurmak.

Bunun için, maddenin (parçacık-taneciklerin sonlandığı sınıra; öte yandan o sınırın arkasındaki engin bölgeden geriye doÄŸru gelerek evrenin "planck ölçeÄŸi" ötesini ve berisini birleÅŸtirip. "Transkozmoloji (ışınlama ve boyut deÄŸiÅŸtirme) bilimini oluÅŸturup, bilinen ile bilinmeyeni kaynaÅŸtırarak "imkânsız ötesine geçerek mümkün olanı bulmak yöntemiyle din ve bilimi özleÅŸtirmeyi hedeflediÄŸini" belirtiyordu.

Bilimi, Kuark-Mezon (en-küçük enerji tanecikleri) teoremiyle madde ötesini amaçlayan ve imkânsızın ötesini" gündeme alan Karl M. Allein notları, bunun için Mevlana Halid'in etkilediÄŸi Alman matematikçi Prof. Cantor'un bulduÄŸu "Sonsuz setleri" yeniden gündeme almayı, böylece "Sonsuzun bilinmez öteki ucu yerine, baÅŸlanıcının belirlenmesi" politikasını benimseyen Karl M. Allen notları ÅŸöyle devam ediyordu. "Sonsuzun baÅŸlangıcı, bizim maddi evrenimizin bittiÄŸi Planck ölçeÄŸinin minimumundan baÅŸlamalıdır.  Çünkü kuantlaÅŸma (Enerjinin paketlenmesi) sadece, planck sabiti limitleri içindedir ve bundan ötede kuantlaÅŸma olmayacağını sevgili Hilbert'in kanıtlandığını sevinçle duyuruyoruz. (Kuantum Kuralı: Işık ve diÄŸer elektromanyetik ışınlar sürekli dalgalar olmayıp "foton" veya "kuanta" denilen en küçük enerjidir.) Ötemizde kalan evrenin matematiÄŸi ile fiziÄŸi üzerine iki ayrı etüt ekibi oluÅŸturmayı planlamış bulunuyoruz. Bu ekiplerden matematikçi olanlar (TA) ve Fizikçiler (HA) kaydıyla anılacaktır.

Karl M. Allein bu plana "TA-HA" adını vermiÅŸti. Söz konusu "TA-HA" Kur'an'daki bir sureye adını veren iki harfin okunuÅŸu (T,H) idi. İsim olarak "ta-ha"nın seçilmesi anlamsız deÄŸildi: çünkü Mevlana Halid'e göre, "Somut (olan bizim) everen Ya-Sin (Y ve S harfleri Kur'andaki bir surenin ismi) ve onun ötesinde soyut evren ise Ta-Ha haflerinin yönetimindeydi.

"Ta-Ha" planı ilk olarak 1940 öncesinde (Tomanege ve Jessup gibi aynı dönemde yaÅŸayan ünlü kuantum fizikçisi ve matematikçisi olan Arnold Sommerfeldt'e gönderilen bir mektupla baÅŸladı. Sommerfeldt, birincisi, uzun zamandır kafa patlattığı "Kuantum mekaniÄŸi": diÄŸeri ise, hiç aklına gelmemiÅŸ olan "Soyut Kütle" konusunda olmak üzere iki temel konuya deÄŸinen "Besmele ve Ta-Ha harfleriyle baÅŸlayan bir mektup aldı. Mektup kendisine, Almanca olarak, "Hemen İslam'ı tetkik edip, gönül rızasıyla en yakındaki bir İslami kuruluÅŸta Kelime-i Åžehadet getirmesini "teklif ediyor, bunun karşılığında kendisine inanılmaz kozmik sırlar ve formüller vereceÄŸinin pazarlığını ediyordu.

Arnold Sommerfeldt'in yıllardır, bir türlü altından çıkamadığı, ünlü kuantum formülleri, ÅŸimdi "Hazır" olarak mektuptaydı. Öte yandan bugüne kadar hiç düÅŸünülmemiÅŸ ve akla gelmemiÅŸ olan ışık hızının aşılması  konusunda da "Aynı formüllerin uygulanabileceÄŸini, kütlenin ışık hızını aÅŸamamasına karşılık "Kütlesi sıfırdan küçük ağırlıklar için ışıktan milyonlarca kez hızlı gitmenin mümkün olduÄŸu" ve bu durumda "doÄŸa yasalarının tam tersine iÅŸleyeceÄŸi" anlatılıyordu. Sommerfeldt, ünlü kuantum formüllerinin eksikliklerini de, bu K. M. Allein notlarından gidermiÅŸ oldu. Bir süre sonra da kuantum ve relative teoremleriyle çeliÅŸtiÄŸi halde "imajiner kütleyi" içeren formülleri de ortaya atmakta beis görmedi. 1955 yılında ölümüyle birlikte ortaya çıkarılan mektupların bazıların da ise, K.M. Allein ve v.d. Dergen yada v.d. Bergier ismi de yer alıyordu. Söz konusu bu mektupların 8 tanesi, halen Hamburg'da yaÅŸayan Hermann Schlesing'de bulunmaktadır. Bunların Philadelphia deneyiyle, ilgili bulunan 8 tanesini basına açtı.

Sommerfeldt, dünya tarihinde ilk defe "SOYUT KÜTLEYİ" haber vermiÅŸ, insanın aklına ilk kez soyut (Mücerret, manevi, hayali) yapıyı matematikselleÅŸtirmiÅŸti.

Soyut kütle, "Planck sabitinin (yani maddi Evrenin) ardında kalan her ÅŸeyin" ismidir. Fakat Sommerfeldt'in ilgi ve bilgi alanında olmayışı nedeniyle, Karl M. Allein, bir dizi mektupla yeniden "DurgunluÄŸun"  üzerine gidecekti.

DurgunluÄŸun üç nedeni vardı. Her ÅŸeyden önce "Soyut kütle" (adı üzerinde "hayali" olduÄŸundan, bilim çevrelerince cidiyeti tartışılıyordu. İkincisi, "Işıktan milyarlarca kez hızlı gitmek" fikri Einstein'ın izafiyet-bağıntılık (uzay ile zamanın, kütle ile enerjinin aynı ÅŸey olduÄŸu) teoremi ile çeliÅŸiyordu. Üçüncü olarak da "Kuantum teoremini tam karşısına alıyordu". Fakat, maddenin bittiÄŸi yerde onların bulunması ve madde gibi sonlu, kısıtlı olmamaları matematik bir gerçekti. Bu da o imajener (hayali) kütlenin zımmi (Sezgisel) olarak bizimle birlikte var olduÄŸu anlamına geliyordu. Bu nedenle Karl M. Allein notları "Soyut Kütle Konusunda" son derece kararlı ve ısrarlıydı.

Israrlıydı, çünkü temel aldığı ve kendisine manevi direktif aktığı "Mevlana Halidi BaÄŸdadi'nin tezkiresi, bunu gösteriyordu.

SESAR bu konuda önemli bir rapor yayınladı:

Büyük felâketler büyük çözülme süreçlerinin iÅŸaret fiÅŸeÄŸidir. Sovyetlerin; küresel düzen adına yeniden yapılandırılması öncesinde Çernobil ve Ermenistan depremi felâketleri; Japonya'nın yıllarca içinde çıkamayacağı ekonomik durgunluk dönemi öncesinde Kobe depremi yaÅŸanmıştır. Türkiye'de gözlerimizin önünde yaÅŸanan devletin çözülme sürecinin iÅŸaret fiÅŸeÄŸi ise; 17 AÄŸustos 1999 Gölcük depremidir.

17 AÄŸustos Depremi'nin, suni yollarla ve tektonik silahlarla gerçekleÅŸmiÅŸ olma ihtimali; incelenmeye deÄŸecek kadar yüksek bir olasılıktır. Devletin arÅŸivinde; diÄŸer devletlerin elinde "tektonik silâh" teknolojisinin bulunduÄŸuna dair her türlü bilgi bulunmasına ve bölgede deprem sırasında "uluslararası bir tatbikat" yapıldığı bilinmesine raÄŸmen, bu konunun üstü kapatılmıştır.

AÅŸağıda daha önce gün ışığına çıkmamış; ya da o bilgi karmaÅŸası içinde gözlerden kaçırılmış olan bilgileri ve soru iÅŸaretlerini dikkatinize sunuyoruz:

Depremin olduÄŸu gece Gölcük'teki donanma üssünde, devir teslim töreni ile ilgili bir yemek/eÄŸlence vardı. Bu eÄŸlenceyi düzenleyen kuruluÅŸun bütün elektronik sistemleri saat 11:00 civarında bozuldu. Çalışanlar; elektronik sistemleri bozulurken; havai fiÅŸekleri kontrol eden mekanizmaların kendiliÄŸinden ateÅŸlendiÄŸini gördüler. Bu; bölgede depremden çok önce, ciddi bir elektro manyetik alanın varlığının en büyük kanıtı idi.

Bunları biliyor muydunuz?

Söz konusu gecenin organizasyon hizmetlerini sunan ÅŸirketin elinde o gecenin video bandı bulunuyordu. Bu video bandında; o gece yaÅŸanan gariplikler açısından bir belge niteliÄŸindeydi. Bir gazeteci o video bandını almak için ÅŸirkete baÅŸvurduÄŸunda ÅŸirket ilk baÅŸta bunu kabul etti ve ertesi gün video bandını vermek için gazeteci ile sözleÅŸti. Fakat nedense ÅŸirket bu kararından vazgeçti ve gazeteci ile yaptığı konuÅŸmayı bile inkâr etme noktasına geldi!?.

  • a- Bölgedekiler, radyolarının kendiliÄŸinden kanal deÄŸiÅŸtirmesi gibi garipliklere depremden saatler önce tanık olunmuÅŸtu.
  • b- Deprem sonrası bölge balıkçılarını ÅŸaşırtan ise; denizden çektikleri aÄŸlarının yanmış olduÄŸuydu.
  • c- Dikkat çeken bir diÄŸer fenomen; depremden iki gün önce Büyükada semalarında gözüken mavi ışık topuydu.

Donanma üssünün yanında oturanlar;

  • d- Deprem sırasında, gemilerin üzerinde bir elektrik arkının oluÅŸtuÄŸunu, yıldırım ışığına benzeyen bu ışığın göÄŸü yarar gibi, "dizel motor" sesi çıkararak bir süre ilerledikten sonra gemilerin tam üstünde denize doÄŸru büyük bir gürültü ile boÅŸaldığını gördüler
  • e- Depremden önce; Karl Buckthought isimli bir Kanadalı uzman'ın 10 Temmuz'da Saroz körfezi açıklarında 6 ÅŸiddetinde bir deprem yaÅŸanacağı yolundaki tahmini Aktüel dergisinde yer aldı. Bu haber "deprem profesörü" Işıkara'yı, "halkı paniÄŸe sürüklediÄŸi" için çok kızdırmış olacak ki; o gün Saroz'a gidip halkla birlikte sabahladı. Buckthought medyada Kanada Toronto Üniversitesi'nden profesör olarak tanıtıldı. Hâlbuki kendisi bu üniversitede profesör deÄŸil, sadece oradan diploma almıştı. "Deprem hezeyanını" baÅŸlatan bu isim; depremden hemen sonra ortalığa çıkmaz oldu ve kendisi ile temas kurmaya çalışan gazetecilerin hiç bir sorusuna cevap vermeye yanaÅŸmadı.

Acaba: Aktüel dergisinde bu haberi yapan muhabirleri Buckthought'a kim yönlerdi?

  • f- Deprem öncesinde bölgede bir tatbikat yapılıyordu. Tatbikata; İngilizler ve İsrail'liler de katılıyordu. Tatbikat için bölgeye bu devletlerin denizaltıları da gelmiÅŸti.

Kritik sorular ÅŸunlar:

  • 1- Bu tatbikatın konusu neydi ve tatbikat sırasında özel bir teknoloji denendi mi?
  • 2- Denendiyse; bu teknoloji denenmesi Türk yetkililerin bilgisi dâhilinde miydi?
  • 3- Yabancı denizaltılar bünyesinde bölgeye bu teknolojiye dair özel bir cihaz getirildi mi?
  • 4- Bu denizaltılarla birlikte bölgeye bir MHD jeneratörü sokulma ihtimali neydi?

g-  O günlerde "deprem silahı" tezini ortaya koyanlara "komplo teorisi" suçlaması ile deli muamelesi yapılıyor ve "bilim adamı" kisvesi altında isimler teknik olarak böyle bir ÅŸeyin mümkün olamayacağı ÅŸeklinde ahkam kesiyorlardı. (Benzer bir mantıksal perdeleme; ilk yıllarında cep telefonları teknolojisinin dinlenip dinlenemeyeceÄŸi tartışmaları sırasında da yaÅŸandı) Fakat aynı günlerde; ABD Savunma Bakanı'nın 1997 yılında Georgia Üniversitesi'nde yaptığı konuÅŸmada bizzat kendi aÄŸzından "tektonik silâhların" varlığını kabul ettiÄŸi konuÅŸma açık kaynaklardan tespit edilmiÅŸ ve ilgili makamlara iletilmiÅŸti.

İstedikleri zaman basında her türlü konuyu ön plana çıkarabilme yeteneÄŸine sahip bazı makamlar; bu bilginin üzerine neden yattı ve medya bu somut kanıtı neden görmezden geldi?

h-   Depremden iki saat sonra bölgeye İsrail'in ordu baÄŸlantılı kurtarma ekipleri geldi. Trakya'daki birliklerin bile bölgeye 24 saat sonra intikal edebildiÄŸi düÅŸünülürse; İsrailli kurtarma ekiplerinin bu kadar hızla bölgeye intikal etmesinin arkasında bilmediÄŸimiz bir ön hazırlık nedeni mi mevcut idi?

i-   Bu kadar devasa bir depremin sismografi kayıtları ilk günlerde kimseye gösterilmedi. Bu kayıtlar çok sonraları toplumun önüne getirildi. En ufak depremden sonra bile medya malzemesi yapılan bu kayıtların bu kadar uzun süre saklanmasının sebebi neydi?.

"Deprem Profesörü" Işıkara bu kayıtların saklanması konusunda ne rol üstlendi?

j-  Depremden hemen sonra CumhurbaÅŸkanı Demirel, "deprem profesörünü" Kandilli'de ziyaret etti. Demirel ile Işıkara'nın basına kapalı görüÅŸme konusu, yukarıdaki soru ile mi ilgiliydi?

k-  Gölcük'teki deprem öncesinde bölgede baÅŸka depremler kaydedildiÄŸi halde bunlar Rasathane'nin kayıtlarında yer almıyor. Afet İşleri Genel MüdürlüÄŸü'nün ve TÜBİTAK'ın kaydettiÄŸi depremleri Kandilli'nin es geçmesinin bir nedeni olabilirmiydi?

Müslüman bilim adamı: Nicola Tesla:

1800'li yılların sonlarında yaÅŸayan Sırp asıllı Müslüman bilim adamı Nikolai Tesla; "kayıp bilimin" dehaları arasında sayılır. Günümüzdeki elektrik teknolojisinin temeli olan "dönen manyetik alan"ı keÅŸfeden Tesla; elektrik enerjisinin iletimi konusunda çığır açtı ve kendi adına 700 patent kaydettirmeyi baÅŸarmıştı. Tesla'nın "ucuz üretilen ve iletilen elektrik/enerji" teorilerinin ve motorlarının (yarattığı bir türbin, elde tutulabilecek büyüklükteydi ve 10 beygir gücü büyüklüÄŸünde enerji üretebiliyordu) zamanın yeni yeni palazlanan enerji baronlarının pek hoÅŸuna gitmediÄŸi için tarihin karanlıklarına itilmiÅŸ ve üzeri kapatılmıştır.

(Tesla'nın kablosuz enerji iletim projesi; enerjinin ücretsiz ve kablosuz olarak doÄŸal ortamlar üzerinden iletilmesi durumunda para kazanamayacak olan yahudi J.P. Morgan'ın canı sıkıldı ve General Electric'in arkasındaki güç olan J.P Morgan Tesla'nın laboratuvarına saÄŸladığı finansmanı askıya aldı.)

Tesla'nın tarih karşısında uÄŸradığı haksızlıklara bir örnek olarak; radyo'nun mucidinin Marconi olduÄŸunun zannedilmesi gösterilebilir. Hâlbuki patent kayıtları Tesla'nın radyoyu Marconi'den daha önce keÅŸfettiÄŸini açıkça göstermiÅŸtir ve ABD Anayasa Mahkemesi Tesla'nın ölümünden iki yıl sonra aldığı kararla bu gerçeÄŸi yasal olarak tescil etmiÅŸtir.

Merak edenler bu dahi bilim adamı hakkında daha fazla bilgiyi çeÅŸitli kaynaklardan edinebilirler.

Asıl bilinmesi gereken; Tesla'nın 1890'lı yıllarda "teleforce"; enerjinin kablosuz olarak doÄŸal ortamlar üzerinden dünyanın herhangi bir yerine iletilmesi ve "telegeodynamics"; herhangi bir uzaklığa mekanik enerji transferi prensiplerini deneyleri ile gerçekleÅŸtirmesi ve bu deneylerin sonuçlarının bilimsel dergilerden; zamanın New York gazetelerinde kendisi ile yapılan röportajlar aracılığı ile kamuoyuna aksetmesidir.

1934 yılında New York gazeteleri 78. yaÅŸ gününde Tesla'nın; "kilometrelerce öteden orduları ve uçak filolarını bir enerji dalgası ile yok edebilecek silahın temelini oluÅŸturacak teknolojiyi geliÅŸtirdiÄŸini" bildirmiÅŸlerdi. Bir sene sonra; Tesla'nın 79. doÄŸum gününde, gazeteler bu sefer bilim adamının "dünyanın katmanları üzerinden enerji iletimi sorununu çözdüÄŸünü ve bunun "kontrollü depremler" yaratmak için askeri anlamda kullanılabileceÄŸini" ifade ve itiraf etmiÅŸlerdi.

Kısacası; bizim medyamızın 1900'lerin sonlarında "deli saçması" olarak nitelediÄŸi teknolojinin varlığı; 1890'larda keÅŸfedilmiÅŸ, 1900''lerin başında ABD Basınında gündeme getirilmiÅŸti.

Tesla; bilimsel kiÅŸiliÄŸi, buluÅŸları ve enerji/elektrik teorisi ile tarihin sayfalarından silindi. Ta ki; birileri bu teknolojinin aktif olarak kullanımında bir artış olduÄŸunu keÅŸfedene kadar.Tesla'nın prensipleri üzerine geliÅŸtirilen bir diÄŸer dal ise MagnetoHydroDynamics (MHD)

Bu dal; "iletken bir sıvı ile manyetik alanın" etkileÅŸiminin incelenmesi olarak özetlenebilir.

MHD'nin en büyük avantajı; mekanik parçalar olmadan verimli enerji üretmesi ve bu sıvı bir doÄŸal yakıt ile ısıtılıp plasma haline dönüÅŸtürüldüÄŸünde oluÅŸturulan enerji ise, normal santrallerden elde edilenden çok daha verimli hale gelmesidir. Örnek olarak; 1000 Megawatt'lık bir MHD jeneratörü 42.000 pound ağırlığında olabiliyor ki; bu rahatça hava taşıtları ile nakledilebilir hafifliktir.

Günümüzde bu prensibi kullanarak enerji üreten jeneratörlere yönelik araÅŸtırmalar yapılmakta olup; bu araÅŸtırmalardan bir tanesinin baÅŸlığı aynen ÅŸöyledir:

"MHD Jeneratörlerin Yarattığı Elektromanyetik Etki Sonucu OluÅŸan Sismik Faaliyetler"

Araştırmanın katılımcıları;

Moskova Yüksek YoÄŸunluklu Enerji AraÅŸtırma Merkezi

NPO Soyuz Dzerzhinsky, Moscow

Shizuoka Institute of Science and Technology; Fukuoaka/ Japonya

Textron Systems / ABD University of Tsukuba / Mühendislik Mekanikleri ve Sistemleri Enstitüsü

 AraÅŸtırma; MHD jeneratörlerin oluÅŸturduÄŸu elektromanyetik darbenin yarattığı deprem dalgasının incelenmesini ve bu dalganın; küçük depremler yaratarak büyük depremleri önleme yolunda kullanılıp kullanılmayacağının belirlenmesini hedeflemektedir. AraÅŸtırmanın; ön sonuçları MHD jeneratörünün çalıştırılmasından 2-7 gün sonraki aralıkta yerel depremlerde ciddî bir artış gözlemlendiÄŸi yönündedir.

Elimizde bir baÅŸka araÅŸtırmanın metni; Gürcistan Bilim Akademisi'ne ait. Akademide; Tamaz Chelidze baÅŸkanlığında yapılan ve ilk periyodik raporu 2001 Mayısında sunulan proje; hayli teknik ayrıntılara girerek; fay hattına sahip kayalar üzerinde etkili deneysel ekipmanların nasıl yapıldığından, "Elektromanyetik Depremlerin Laboratuar Modellemesi" gibi baÅŸlıklara kadar birçok ilginç alt baÅŸlığa sahiptir.

Sizlere sadece özetleyebildiÄŸimiz bir kaç bilimsel kavram, bir bilim adamı ve çeÅŸitli araÅŸtırmaların açıkça ortaya koyduÄŸu gerçek; dünyada tektonik ve elektromanyetik silah teknolojisinin en az yüzyıl öncesinden konuÅŸulmaya baÅŸlandığı ve Gürcistan dahil bir çok ülkenin bu teknoloji üzerinde çalışmalar yaptığıdır.

Böyle bir ortamda; "deprem silahı" kavramını saçmalık olarak ilan eden bilim adamlarının literatür olarak neyi takip ettiklerini; etseler bile anlayıp anlamadıklarını; anlasalar bile doÄŸruları konuÅŸma cesaretine sahip olup olmadıklarını ciddi anlamda sorgulamamız gerekiyor.

Tetikleyicileri Belirsiz ama Tetiklendikleri Belli Depremler

7 Nisan 2001'de ABD'de yayın yapan bir radyo programının konuÄŸu "YerKüre DeÄŸiÅŸiklikleri" isimli kitabın yazarı Alfred Webre idi. Programın konusu ise; "DoÄŸa silahları ve 28 Temmuz 1976 Çin ve 17 AÄŸustos 1999 Türkiye depremleri gibi elektromanyetik olarak tetiklenmiÅŸ(kaza ile veya kasten) depremler" idi.

Gölcük'te yaÅŸadığımız felaketin tetikleyici unsurunu bulmak bir yana; bu depremin diÄŸer bazı depremlerle benzerliÄŸi, olasılıkla açıklanamayacak kadar ilginç özellikler arz etmektedir. Daha da ilginç olan; Gölcük depremi ile benzerlik gösteren bütün depremlerin; kendilerini tetikleyen kesin olarak bilinmese de; bu depremlerin baÅŸka jeopolitik süreçleri tetikledikleridir.

Tezimizi daha net ortaya koyabilmek için adım adım ilerleyelim.

1995 Kobe Depremi, Öncesi ve Sonrasının DüÅŸündürdükleri :

1990'lı yılların başında; Japonya'da ciddi bir siyasi güce sahip ve 1995 Tokyo kimyasal gaz saldırısının faili olduÄŸu iddia edilen Anti Siyonist Aum Tarikatı'ndan bir ekip; Tesla teknolojisini incelemek için Belgrad'ı ziyaret etti

1990'ların başında; sınırlarındaki adalar sorunu nedeni ile teknik olarak halen "savaÅŸta" olan Rusya ile Japonya arasında barış rüzgârları esmeye baÅŸladı ve Aum Tarikatı lideri, eski Sovyet BaÅŸkanı Gorbaçov ve KGB ÅŸefi arasında Moskova'da bir görüÅŸme gerçekleÅŸti. İddialara göre; toplantıda Sovyetlerin elindeki "tektonik silah teknolojisine"" karşılık Japonların elindeki "süper bilgisayar teknolojisi"nin deÄŸiÅŸ tokuÅŸu görüÅŸüldü.

Bu görüÅŸmenin hemen sonrasında; Moskova'da Rus-Japon Üniversitesi kuruldu ve Aum tarikatının yönettiÄŸi bu üniversitede Rus ve Japon fizikçiler çalışmaya baÅŸladı

1993 yılının başında; Aum tarikatı liderinin yardımcılarından biri Avustralya'ya gitmeden önce Rusya'ya uÄŸradı. Daha sonra Avustralya'ya geçen baÅŸkan yardımcısı; Batı Avustralya'da Banjawarn bölgesinde 200.000 (iki yüz bin) hektarlık devasa bir koyun çiftliÄŸi aldı. Bir iddia Aum tarikatının bu çiftlikte sarin gazını denediÄŸi yolundaydı.

28 Mayıs 1993 tarihinde merkezi Banjawarn'deki koyun çiftliÄŸine çok yakın olan 3.7 ÅŸiddetinde bir deprem meydana geldi. İşin ilginci; bu deprem Avustralya'nın o bölgesinin tarihinde kaydedilen tek depremdi.

Görgü tanıkları; deprem öncesinde, gökyüzünde bir ışık çizgisinin/topunun ilerlediÄŸini ve daha sonra yere doÄŸu mavi bir ÅŸimÅŸek olarak çakmasına müteakip depremin meydana geldiÄŸini belirttiler. Patlamanın olduÄŸu bölgenin üzerinde daha sonra; turuncu yarım küre ÅŸeklinde bir ışıma belirdi. Yarım küre ÅŸeklinde bu ışık havada iki saat asılı kaldı ve daha sonra; tanıkların ifadelerine göre "birinin düÄŸmeyi kapaması gibi", ortadan kayboluverdi.

8 Ocak 1995'te; Aum tarikatının lideri Asahara; radyoda yayınlanan bir röportajda aynen ÅŸöyle dedi: "Japonya 1995 yılında bir deprem saldırısına maruz kalacak. Büyük ihtimalle hedef Kobe olacak" dedi.

17 Ocak 1995'te; yani Aum liderinin uyarısından tam 9 gün sonra Kobe'yi yerle bir eden deprem meydana geldi.

7 Nisan 1995'te; Aum tarikatının Bilim ve Teknoloji "Bakanı" Hideo Murai Yabancı Muhabirler Kulübünde düzenlediÄŸi basın toplantısında sorulan sorulara cevap verirken aynen ÅŸöyle dedi: "Bu depremin elektromanyetik güç yoluyla tetiklendiÄŸine yönelik güçlü bir olasılık vardır ya da birileri yer kabuÄŸu üzerine böyle bir gücü uygulayan cihaz kullanmış olabilir!"

1995 Kobe depremi sonrasında Tokyo borsasının çöküÅŸü ile baÅŸlayan ve Asya'da Barings bankasının çöküÅŸü ile devam eden finans depremi Japonya'yı uzun yıllar içinden çıkamayacağı bir ekonomik krizin içine çekti.

Aum tarikatına yüklenen Tokyo sarin gazı saldırısı sonrasında Rusya ile yakınlaÅŸmaları baÅŸlatan hükümet istifa etmek zorunda kaldı ve tarihin makro seyri içerisinde kurulmaya çalışılan Rusya - Japonya - Almanya ekseni (Kobe'nin sanayi kalkınması ve inÅŸa ettiÄŸi yeni devasa liman Alman finansmanı ile mümkün olmuÅŸtu) fay hattı ile birlikte kırıldı. Japonya 1990'ların sonlarına doÄŸru yaklaşılırken; ABD'nin uzaydan saÄŸlayacağını söylediÄŸi "güvenlik ÅŸemsiyesi" altına girmeye ve ABD'nin koalisyon ortaklığı için daha uyumlu bir müttefik haline gelmiÅŸti.

1988 Ermenistan Depremi ve düÅŸündürdükleri:

Buna benzer bir tezi 1988 yılı 7 Aralıkta Ermenistan'ın Spitak ÅŸehrinde meydana gelen deprem için de ortaya koyabiliriz. Bu depremi incelediÄŸimizde bazı çarpıcı benzerlikler ile karşı karşıya olduÄŸumuzu görürüz:

  • Ermenistan'daki depremden hemen önce, 6 Aralığı 7 Aralığa baÄŸlayan gece Ukrayna'nın Lvov kentinden Ermenistan'ın baÅŸkenti Erivan'a; Sovyetlerin özel kuvvetlerinden 400 kiÅŸilik özel bir tim getirildi. Stratejik noktaları korumakla görevli bu tim; 7 Aralıkta depremin gerçekleÅŸmesinden tam 45 dakika sonra Spitak'daydı ve hassas bölgeleri ve devlet binalarını çevirmiÅŸlerdi.
  • Ermeniler; özel kuvvet askerlerine ne zaman intikal ettiklerini sorduklarında ÅŸu cevabı aldılar: "Depremden bir gün önce Erivan'dayken bize yarın Spitak'a geçeceÄŸimiz söylendi"
  • Deprem bölgesine iki saat önce ulaÅŸan özel İsrail ekibine; Gölcük'e gidecekleri acaba ne zaman söylenmiÅŸti?
  • DiÄŸer bir ilginç benzerlik; sismograf kayıtları ile ilgili idi. Depremden bir saat sonra; güvenlik görevlileri ilgili merkezlerden sismograf kayıtlarını topladılar ve Ermeni Televizyonu; "bütün sismograf kayıtlarının depremin ÅŸiddeti ile paramparça olduÄŸunu" bildirdi.
  • Türk kamuoyuna ise böyle bir yalan söylenme gereÄŸi bile duyulmadı. Çünkü "Deprem dede" bu anlamda görevini fazlası ile yerine getirmekteydi...
  • Ermenistan depreminde de; aynen Gölcük'teki gibi tek deÄŸil; iki ayrı sarsıntı yaÅŸandı. Gölcük depremini yaÅŸayanlar; birinci sarsıntının sona erdikten sonra ikinci ve daha ÅŸiddetli bir sarsıntının gerçekleÅŸtiÄŸini görmüÅŸlerdi.
  • Deprem sırasında Erivan'dan bile duyulan güçlü bir patlama sesi geldi. Normal depremlerde bu tür patlama sesi olmaz. Türkiye'de de Marmara'nın öte yakasından duyulan bu patlama sesi neyin sesiydi? Yetkililer buna bir türlü cevap vermemiÅŸlerdi.
  • Depremden bir yıl sonra; Moskova'daki Komünist Parti kongresinde, Bayan Ermeni delege Ludmila Harotunyan ile zamanın savunma bakanı Marshhal Yazov arasında ÅŸu konuÅŸma geçti:
  • Ermeni Delege: Sayın Yazov; Ermenistan depreminde felâket alanına ne zaman geldiniz; PATLAMADAN önce mi, sonra mı?
  • Yazov: PATLAMADAN iki saat sonra
  • PATLAMA'yı kabul ettiÄŸini fark eden Yazov bir kaç saniye sonra kendini toparlıyor ve cevabını; "Hayır; Depremden iki saat sonra" diye düzeltiyor.
  • Ermeni Delege: Spitak'a iki saat içinde varmayı nasıl baÅŸardınız? Spitak'a varmak için ya önce Tiflis'e veya Erivan'a gelmeniz lazım ki; buradan da Spitak'a varmanız en az 1.5 saat sürer!?
  • Bu noktada konuÅŸmanın kontrolden çıktığını gören Gorbaçov; Ermeni delegenin mikrofonunu kapatarak, Sovyet Savunma Bakanı'nın daha fazla zorda kalmasını engelledi.

BaÅŸta da belirttiÄŸimiz gibi: Büyük felâketler; büyük çözülme süreçlerinin iÅŸaretidir: Ermenistan depremi; Ukrayna'daki Çernobil faciasından sonra Sovyet sisteminin çözülüÅŸünün ikinci iÅŸaret fiÅŸeÄŸi oluyordu. Sovyetlerin çözülüÅŸü bazıları için kontrollü bir operasyondu. Fakat Stalin zamanında topraklarını kaybettiklerini iddia eden Ermenilerin baÅŸlattığı KarabaÄŸ hareketi, Sovyetlere karşı kontrol dışı bir ayaklanmaya dönüÅŸmek üzereydi ve Ermeni depremi bu hareketi kökünden etkisiz hale getirerek; Sovyet çözülme sürecini yeniden rayına oturttu.

Papua Yeni Gine'deki Tisunami'den ilginç bir ayrıntı:

17 Temmuz 1998'de Papua Yeni Gine'de gerçekleÅŸen ve onbinlerin ölümü ile sonuçlanan Tsunami felâketinden kurtulanlar; üzerlerine gelen denizin ve üzerindeki havanın "alevler" içinde olduÄŸunu söylemiÅŸlerdi.

Tsunami ile "ateÅŸ"'in görüldüÄŸü ilk defa olmaktadır ve felâket sonrasında yanmış cesetlerin varlığı, "kayalara sürterek yandılar" gibi garip açıklamalarla geçiÅŸtirmiÅŸti. Balıkçılarımızın aÄŸlarının yanması ile ciddi benzerlikler gösteren bu yanma olayına bilim adamları hiç bir mantıklı açıklama getirememiÅŸti.

ABD Kongresi'ne sunulan H.R. 2977 numaralı 107. yasa taslağı ÅŸunları öngörmektedir:

a-Uzayın iÅŸbirlikçi ve barışçıl amaçlarla kullanılması. b-Uzaya silah platformları yerleÅŸtirilmesine engel olunması. c-AÅŸağıdaki silah sistemlerinin yasaklanması.

  • Elektronik, psychotronic veya bilgi silahları
  • Kimyasal iz bırakan silahlar (chemtrails)
  • Yüksek irtifa çok düÅŸük frekans silahları
  • Plazma, elektromanyetik, sonik veya ultrasonik silahlar
  • Lazer silah sistemleri
  • Kimyasal, biolojik, çevresel, iklimsel ve tektonik silâhlar


(Hiç duymadığınız silah sistemlerini duymak için güzel bir liste)


International Science and Technology Center (ISTC)'ın 1545 nolu projesinin baÅŸlığı ve açıklaması:


  • BaÅŸlık: Güçlü Elektromanyetik Dalgaların Etkisi ile Uzaydan Sismik DeÄŸiÅŸim OluÅŸturma
  • Açıklama: MHD jeneratörlerinin silah olarak kullanılma olasılığı sonsuzdur. Etkili bir MHD savunması kurulduÄŸu takdirde ve sadece atmosferin gücünü kullanarak; 8-10 tane Tesla Coil'i (Yay) ve mıknatıslar aracılığı ile çok güçlü elektrik alanları yaratmak mümkündür.

Yukarıdaki bilgileri "Shell 20" ismi verilen ve aynı bilimsel prensipler kullanılarak; havada uçan herhangi bir aracın (füze;uçak) içinde geçtiÄŸi takdirde düÅŸmesine yol açacak "elektromanyetik zırh" teknolojisi ile birleÅŸtirdiÄŸinizde; bir ülkede yabancı güçlere "üs" vermenin düÅŸündüÄŸümüz çok ötesinde; bir tehdit içerdiÄŸini söylememize gerek var mı bilmiyoruz.


İçinde özel kuvvet askerlerimiz bulunan Casa uçağının bilinmeyen bir sebeple birden yere çakıldığı bölgede bir NATO üssü bulunduÄŸunu; duymayacağını, duysa da hareket edecek cesareti kendinde bulamayacağını bildiÄŸimiz kulaklara hatırlatmanın tam zamanı.


Elimizdeki konunun hassasiyeti; herhangi bir analiz konusunun ötesinde bizleri tezimizi en doÄŸru ve saÄŸlıklı ÅŸekilde dile getirmeye zorluyor.


Biliyoruz ki;


1- Tektonik silah teknolojisi en az 100 yıldan beri vardır ve bu teknoloji bir silah olarak belli baÅŸlı büyük devletlerin elinde bulunmaktadır.


2- Türk Devleti; aslında NATO çalışmaları kapsamında bu teknoloji ile 1970'li yılların başından itibaren tanışmıştır. FEYDAMİK isimli Adana'da baÅŸlayıp; Marmara'ya taşınan bir projede çalışan Türk mühendisler bu teknoloji ucundan da olsa görme imkanına kavuÅŸmuÅŸlardır.


3- Türk Devleti; bu teknolojinin ve silahının varlığına dair gerekli somut bilgilere sahiptir ve dolayısı ile 17 AÄŸustos depreminde, önemli ihtimallerden birininde "tektonik silah" teknolojisi olduÄŸunu bilecek birikimi vardır. Sorun; bilgi eksikliÄŸi deÄŸil; böyle bir olasılığı; doÄŸru ya da yanlış, araÅŸtırıp sonlandıracak cesaret, misyon ve vizyon noksanlığıdır.


4- Depremin öncesi ve sonrasına dair bütün bilgiler bilinçli bir kampanya ile kamuoyundan saklanmış ve kamuoyu depremin hezeyan boyutunda tutularak; deprem fenomeninin bugüne kadar toplum üzerinde bir psikolojik silah olarak kullanılmasının da önü açılmıştır. ((Deprem sırasında Gölcük tersanesindeki gerçek hasarın ne olduÄŸunun saklanması gibi devlet sırrı kapsamındaki bilgilerin ifÅŸa edilmesi gerektiÄŸini savunmuyoruz. SavunduÄŸumuz; bu konunun olası sebeplerine dair bütün boyutların ortaya dökülmesi Türk devletinin seyirciliÄŸinde, medya tarafından baÅŸarı ile engellenmiÅŸ ve saklanmıştır.)


Elimizdeki bulgulara ve bilgilere dayanarak iddia ediyoruz ki;


a- 17 AÄŸustosta Gölcük'te yaÅŸanan deprem felâketinin doÄŸal olmayan yollardan olma ihtimali; doÄŸal yollardan olma ihtimali kadar fazladır ve sonuna kadar "milli güvenlik" meselesi olarak takip edilmesi gereken bir konudur. Bu inceleme yapılmadığı gibi "vatana ihanet" boyutunda bir aymazlıkla konu örtbas edilmiÅŸtir


b- Deprem sırasında bölgede "uluslararası bir deniz tatbikatı" gerçekleÅŸiyor olması; bu tatbikata katılan İsrail, İngiltere ve ABD gibi güçlerin hepsinin elinde bu teknolojinin ÅŸu veya bu boyutunun olduÄŸunun bilinmesi yukarıda belirttiÄŸimiz inceleme gereÄŸini daha da önemli hale getirmektedir.


c- Deprem sonrasında; Türkiye'nin ekonomik ve sosyal olarak girdiÄŸi ve bir türlü içinden çıkamadığı istikrarsızlık girdabı; dünyadaki diÄŸer depremlerin jeo-politik analizleri ile gösterdiÄŸi benzerlik dikkate alındığında; 17 AÄŸustos depreminin Türkiye'ye yönelik küresel operasyonun iÅŸaret fiÅŸeÄŸi olması çok ciddi bir ihtimaldir. Deprem sonrasında; bölgede yaÅŸanan sosyal çözülmeden, bölgenin misyonerlik faaliyetleri için giriÅŸ kapısı haline gelmesi, ekonomik krizlerin deprem sonrasındaki süreçlerle baÄŸlantıları ve istihbarat örgütlerinin bölgede gerçekleÅŸtirdikleri yapılanma bu tespitler ışığında yeniden deÄŸerlendirilmelidir.


KISACASI;


17 AÄŸustos'ta Gölcük'te gerçekleÅŸtirilen teknolojik bir deneyin; kasten veya bilinçli olarak kontrol dışına çıkarak; Türkiye'nin halen yaÅŸamakta olduÄŸu istikrarsızlık girdabının fitilini ateÅŸleyecek; fizikî, sosyal ve siyasî bir çöküÅŸü hızlandırmış olması ihtimali ciddî bir olasılıktır ve sadece yaÅŸayan deÄŸil; kaybettiÄŸimiz onbinlerce vatandaşımızın bu olasılığın ciddi bir incelemeye tabi tutulmasını istemesi en doÄŸal vatandaÅŸlık hakkıdır.


Erbakan Hoca'nın bazı özel sohbetlerinde "Ülkemize, İslam alemine ve müttefiklerimize yönelik düÅŸman füzelerinin ve nükleer tehditlerin, karşı silahlar ve sistemler yerine, oluÅŸturulacak elektromaÄŸnetik dalga boylarıyla hedefinin deÄŸiÅŸtirilebileceÄŸini, hatta düÅŸman merkezlere yönlendirilebileceÄŸini söylerken, bazıları bunun sadece kuru bir temenni ve teselli olduÄŸunu sanmaktadır.


Oysa yaklaşık 100 yıl öncesinde bile gizli Müslüman bilim adamı Nikola Tesla, buna benzer projeleri bulmuÅŸ ve bizzat baÅŸarılı denemelerini yapmıştır.



Kaynak : Millicözüm



ETİKETLER :
Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!
Diamond Escort - The Model Escort

Diamond Escort - The Model Escort

Diamond Escort - The Model Escort

Diamond Escort - The Model Escort

© Copyright 2010 17agustos.org
Her hakkı saklıdır.