RSS / XML
Foto Galeri
Video Galeri
Bu haber 31 Ekim 2011, Pazartesi 19:24:10 tarihnde eklendi. 174 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Suni depremler bir silah mı?

Yazar Ahmet Kayır yazdı
Suni depremler bir silah mı? Türkçeye "Komplo Teorisi" olarak çevrilen "Conspiracy Theory" filmini hatırlarsınız. YönetmenliÄŸini Richard Donner'ın yaptığı, boÅŸrolünde Mel Gibson'ın oynadığı film, Marmara depremi sırasında epey yankı uyandırmıştı. 1997 yılında, yani Marmara depreminden iki yıl önce çekilen filmde, filmin ana karakteri "onlar" dediÄŸi bir grubun, ABD baÅŸkanının Türkiye ziyareti sırasında suni bir deprem oluÅŸturacaklarını söylüyor, ilerleyen dakikalarda ise TV'de "Türkiye'de 7.3 ÅŸiddetinde bir deprem oldu" haberi yayınlanıyordu.

Filmde yeralan ayrıntı ile Marmara Depremi ve sonrasında Clinton'un Türkiye ziyareti arasındaki bu benzerlik büyük tartışmalara neden olmuÅŸ, Yeni Åžafak'tan Taha Kıvanç, Sabah'tan Can Ataklı ve Sedat SertoÄŸlu o günlerde yazdıkları makalelerde "komplo teorisi" diyerek temkinle yaklaÅŸtıkları bu konuyu inceleyip, kafalarda meydana gelen soru iÅŸaretlerine dikkat çekmiÅŸlerdi. Acaba filmi yapanlar Türkiye'de meydana gelecek depremi ve ÅŸiddetini iki yıl önceden nasıl bilmiÅŸti? Bu sadece bir tahmin miydi?

İnsanoÄŸlunun bilimsel yöntemlerle suni depremler oluÅŸturma ve iklime müdahale etme imkanının olup olmadığı tartışması Van depremiyle birlikte yeniden gündeme gelmeye baÅŸladı. Tartışmanın odağında ise HAARP'ın yaptığı bilimsel araÅŸtırmalar var. Yine komplo teorisi diye verilen haberlerde, internette tıklanma rekoru kıran bir videoya dikkat çekiliyor. Videoda, Van çevresinde son yedi günde meydana gelen depremlerin paralel hatlar halinde ve birbirine uyumlu bir ÅŸekilde meydana geldiÄŸi belirtilip, bunun suni olarak birileri tarafından gerçekleÅŸtirildiÄŸi iddia ediliyor. Bu iddiaların bilimsel dayanağının olup olmadığı elbette bilinmiyor. İnternet kaynaklı bu tür haberlerin dezenformasyon amaçlı olabildiÄŸini de biliyoruz kuÅŸkusuz. Ancak bu video ve HAARP arasındaki baÄŸlantı iddiası, birçok medya tarafından da gündeme taşındı.

Peki nedir bu HAARP?

Yüksek Frekanslı Etkin GüneÅŸsel AraÅŸtırma Programı (High Frequency Active Auroral Research Program) adının kısaltması olan HAARP, ABD Savunma Bakanlığı Pentagon ve Alaska Üniversitesi'nin ortaklığında atmosferin özelliklerini ve davranışlarını araÅŸtırmak üzere Alaska'daki Gakona askeri üssü yakınlarında yürütülmekte olan bilimsel bir çalışma. "Bana gerekli ödeneÄŸi ve yardımı verin dünyayı ikiye ayırayım" diyen ünlü bilim adamı Nikola Tesla'nın bilimsel deneylerine dayanılarak Eastlund tarafından geliÅŸtirilen çalışmanın bilinen amaçları ÅŸöyle:

* Atmosferdeki termonükleer araçların elektromanyetik vuruÅŸlarını deÄŸiÅŸtirmek,

* Denizaltılarla haberleşmeyi kolaylaştırmak,

* Radar sistemlerini geliÅŸtirmek,

* Çok büyük bir bölgede, ABD ordusu dışında tüm haberleÅŸmeyi durdurmak,

* Toprağın altını çok derinlere kadar incelemek,

* Büyük alanlarda petrol, doÄŸalgaz ve mineralleri tespit etmek,

* Cruise füzeleri gibi her türlü saldırı silahı ve uçağı havada imha etmek.

Tam olarak 1997 yılında start alan çalışma, açıklanmayan bazı gizli hedefleri olduÄŸu gerekçesiyle birçok kesimden büyük tepki çekiyor. Projenin karşıtlarından jeofizikçi Prof. Gordon J. F. MacDonald'ın iddiasına göre, HAARP bakın neler yapabilir:

* İklimleri değiştirebilir,

* Kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir,

* Ozon tabakası ile oynayabilir,

* Deprem oluÅŸturabilir,

* Okyanus dalgalarını kontrol edebilir,

* Dünyanın enerji alanları ile oynayarak, insan beynini kontrol altına alabilir,

* Radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluÅŸturabilir...

Ürkütücü deÄŸil mi? Karşıtlarına göre HAARP bir kıyamet silahı ve dünya için büyük bir tehlike. Projeyi yönetenler, bu iddiaları kesinlikle yalanlıyor, ancak sadece bilimsel bir çalışma olduÄŸu açıklanan HAARP'ın ABD ordusu tarafından yürütülüyor olması, proje ortakları arasında füze sistemleri üreten dev savunma ÅŸirketlerinin bulunması elbette kafaları karıştırıyor.

Bu konuda sayısız kitap ve makale yayınlanmış durumda. En dikkat çekeni, "Angels D'ont with HAARP". AydoÄŸan VatandaÅŸ'ın "HAARP-Kıyamet Teknolojisi" kitabında yeralan bilgilere göre ise, Alaska'daki merkezde ÅŸu anda, yüksek frekansta radyo sinyali yayınlayabilen toplam 180 adet anten var. Bunların yanı sıra, çok yüksek frekanstaki sinyallerle ilgili çalışmalarda kullanılacak olan bir radarın yapılması planlanıyor. HAARP projesi kapsamında, iyonosferin ısıtılması yoluyla yüksek frekanslı dalgalar üretiliyor.

Bu tür çalışmalar sadece ABD'de yapılmıyor. Benzer bir proje de, 1960'lı yıllarda Soyvetler BirliÄŸi tarafından "Russian Woodpecker" yani "Rus AÄŸaçkakanı" ismiyle hayata geçirilmiÅŸti. ABD'nin, Kaliforniya'da iklim deÄŸiÅŸikliÄŸine neden olduÄŸu suçlamasını yöneltmesi üzerine Rusya, 1993 yılında projeye son verdiÄŸini açıkladı. Ancak aynı Rusya, ÅŸimdi ABD'yi HAARP ile iklim deÄŸiÅŸikliklerine neden olmakla suçluyor. Karşılıklı suçlamalar nedeniyle BM'nin iklim deÄŸiÅŸikliÄŸine neden olabilecek teknolojik çalışmaların yasak olduÄŸuna dair bir karar almak zorunda kaldığını da unutmayalım.

Projeyi yönetenler inkar etse de, ABD ve Rus yetkililerin açıklamaları iddiaları kuvvetlendirecek nitelikte. 1997 yılında ABD Savunma Bakanı William Cohen, "... Bazılarının elektromanyetik dalgalar yolu ile iklimleri deÄŸiÅŸtirme, deprem yapabilme, volkanları harekete geçirme yeteneÄŸine sahip silahlar geliÅŸtirdiÄŸini biliyoruz." diyor.

Moskova Devlet Üniversitesi'nden Georgiy Vasilyev, HAARP istasyonunu resmen jeofizik ve tektonik bir silâh olarak tanımlıyor. Vasiliyev: "Alaska'daki HAARP istasyonu tam güçle çalıştırıldığında, sadece bir saatte 3.5 megawatt elektrik enerjisi tüketiyor. 14 hektar alanı kaplayan 22 metrelik 180 dev anten üzerinde göklere yükselen enerji plazma kümesi oluÅŸturuyor. HAARP çalıştırıldığı günden bu yana, dünyanın deÄŸiÅŸik bölgelerinde iklim anomalileri gözlenmeye baÅŸlandı. Kar yaÄŸması gereken yerleri güneÅŸ kavururken, Afrika'da kar yağışları gözlenmekte. Bu tuhaf olgular genelde küresel ısınmaya fatura ediliyor. Ama bize göre anormaliklerin asıl sorumlusu Pentagon'un HAARP sistemidir".

Rusya Silâhlı Kuvvetleri'nden iklim uzmanı Nikolay Karavayev ise Rusya'ya iklim silâhıyla saldırı düzenlendiÄŸine yüzde 100 emin olduÄŸunu belirterek, ÅŸu görüÅŸü savunuyor: "ABD Hava Kuvvetleri raporunda net bir dille '2025 yılına kadar iklimi müttefikimiz yapmalıyız ifâdesi' yer alıyor. Hâttâ Pentagon, günümüzde sadece sivil kuruluÅŸların araÅŸtırma yapmaya yetkili olduÄŸu uluslararası iklim anlaÅŸmasından çıkmayı da düÅŸünüyor. Bana göre ABD, iklim silâhı konusunda öylesine ileri gitti ki, yakında bunu gizlemeden dünyaya sergilemeye baÅŸlayacak".

Peki Alaska'da atmosferin çok yüksek derecede ısıtılması ile neler yapılabilir? Atmosfer deÄŸiÅŸimleri ile depremler arasında gerçekten bir iliÅŸki var mıdır?

NASA uzmanlarından Minoru Freund, "Depremler ile atmosfer deÄŸiÅŸimleri arasında çok yakın bir baÄŸ kurabiliriz" diyor. Stanford Üniversitesi uzmanları da "Deprem uzmanları, elektromanyetik dalgaları yansıtacak miktarda iyonların bulunduÄŸu iyonosferdeki frekansları incelemeli" sözleriyle, deprem ile enerji deÄŸiÅŸimleri arasındaki baÄŸa dikkat çekiyor.

Uzmanların iddiasına göre, yapay ışınların yeryüzünden 600 km yüksekte yansıtılarak dünyanın herhangi bir bölgesine yönlendirilmesi durumunda HAARP, bölgede mikrodalga fırın etkisi oluÅŸturuyor. Yâni havadaki su ısınıyor, sıvı hâldeki suyun olduÄŸu yeri de kaynatıyor, üstünde kayaç varsa deprem oluyor.

11 Mart'ta Japonya'daki 9 büyüklüÄŸündeki depremden birkaç saat önce HAARP'ın frekans ölçme sisteminde 2.5 Hz'lik bir deÄŸiÅŸim var. 2010'da Haiti depreminin öncesinde HAARP'ın frekanslarında 2 Hz'lik hareketlenme görülüyor. Van depremi öncesindeki hareketlilik ise, 1.8 Hz. Uzmanların iddiasına göre, iyonosfere gönderilen dalgalar ısınmaya neden oluyor ve fay hattında radyoaktif radon gazı çıkararak depremi tetikliyor.

DoÄŸrusu iddialar son derece ilginç ve bir o kadar da karmaşık. Bunların hepsi sadece bir komplo mu, yoksa gerçek mi mutlaka araÅŸtırılması gerekiyor. Ancak Selanik Üniversitesi'ninden sismoloji profesörü Manolis Skordilis'in, 7 Kasım 2008'de bir konferansta söylediÄŸi, "Anadolu'da üç yılda üç büyük deprem olacak" sözlerinin ardından, Elazığ, Simav ve Van depremlerinin meydana gelmesi, "Depremler önceden bilinebiliyor mu? Dünyada deprem oluÅŸturabilecek bir teknoloji var mı? İklim deÄŸiÅŸiklikleri ve depremler ileride bir silah olarak kullanılabilir mi?" sorularına cevap bulunmasını gerektiriyor.

Bu kez de günah keçileriyle geçiÅŸtirilmesin!

17 AÄŸustos 1999'daki depremin ardından suçlular cezasını çekmedi. Yıkılan binalar nedeniyle sorumlular hakkında 2 bin 100 dava açıldı. Bu davalardan bin 800'ü RahÅŸan affı ile düÅŸtü. 110 davada sanıklara ceza verildi. Ancak 5 yıldan az olduÄŸu için ertelendi. DiÄŸer davalar zamanaşımına uÄŸradı. Sorumlu müteahhit, teknik ekip ve belediyelere açılan tazminat davaları aradan geçen 12 yıla raÄŸmen bir türlü sonuçlandırılamadı.

Bölge idare mahkemeleri, belediyeleri yüzde yüz kusurlu bulurken birçok davada Bayındırlık ve Bakanlığı'nın sorumluluÄŸu olmadığı kararı çıktı. 2007'de belediyeler tarafından temyiz edilen dosyalar, Danıştay'ın vereceÄŸi kararı bekliyor. Birçok dava da 17 Åžubat 2007'de zamanaşımından düÅŸtü. Sorumluluktan kurtulamayan tek kiÅŸi "Günah keçisi ilan edildim" diyen müteahhit Veli Göçer oldu. 7.5 yıl hapis yatan Göçer, geçtiÄŸimiz günlerde tahliye oldu.

Son depremin ardından Van ve ErciÅŸ baÅŸsavcılıkları sorumlular hakkında soruÅŸturma açmaya baÅŸladı. Medya ise yine günah keçileri bulma arayışında. Ancak Türk Ceza Kanunu 2005'te deÄŸiÅŸti. Yeni TCK hükümlerine göre yapım hatasından çöktüÄŸü tespit edilecek binaların müteahhitlerine ve teknik sorumlularına 22.5 yıla kadar hapis istemiyle dava açılabilecek. Dileriz bu kez de sorumluluk birkaç günah keçisinin sırtına yıkılmaz, sorumlular hak ettikleri cezayı görür.

Deprem vergisi faize gitti

Türkiye, Ecevit döneminde önce geçici olarak çıkarılan, sonra kalıcı hale getirilen deprem vergilerinden elde edilen gelirin nerelere harcandığını merak ediyor. Maliye Bakanı ÅžimÅŸek, bu soruya verdiÄŸi cevapta, deprem vergisinden elde edilen 48 milyar liranın duble yol ve saÄŸlık harcamalarına gittiÄŸini söyledi. Sayın Bakana sormak isteriz, deprem vergileri duble yola ve saÄŸlığa gittiyse diÄŸer vergiler nereye gitti? Cevabı çok açık aslında. Türkiye sekiz yılda faize 408 milyar lira ödedi. Deprem vergisi, ÖTV'si, ATV'si toplandı, iç ve dış borç faizine verildi.

Deprem deÄŸil ciddiyetsizlik öldürüyor

Türkiye, dünyanın en çok deprem tehlikesi altında olan ülkelerden bir tanesi. Klasik deyimle bir "Deprem Ülkesi". 81 ilin 55'i birinci derece deprem bölgesinde. 18 milyonu aÅŸan yapı stokunun yüzde 67'si kaçak. Resmi kayıtlara göre son yüzyılda 82 bin vatandaşımızı deprem nedeniyle kaybetmiÅŸiz. Depremlerde kaybettiÄŸimiz insan sayısı açısından dünyada 3'üncüyüz, etkilenen insan sayısı açısından ise 8'inci sıradayız. Ortalama her yıl 5-6 büyüklüÄŸünde bir deprem yaşıyor ve bu depremlerde yine ortalama her yıl bin vatandaşımız ölüyor. Dünyada depreme karşı en güçsüz ÅŸehirler sıralamasında İstanbul ikinci, İzmir ise 20 sırada.

Türkiye için deprem hayatın bir gerçeÄŸi. Bundan kaçmak mümkün deÄŸil. Ama alınacak tedbirlerle depremin zararlarını en az seviye indirmek mümkün. Peki depremi ne kadar ciddiye alıyoruz? Depreme dayanıklı yapı tasarımı Türkiye'de 1968 deprem yönetmeliÄŸi ile baÅŸladı. 1975'te deÄŸiÅŸtirilen yönetmelik 2007 yılında yeniden revize edildi. Ancak depremlerde ortaya çıkan tablo, Türkiye'nin bir deprem sorunundan çok ayıplı inÅŸaat sorunu olduÄŸunu ortaya koyuyor.

Özellikle Marmara depremi sonrasında hem vatandaÅŸların hem de inÅŸaat sektörünün bilinçlenmekte olduÄŸunu görüyoruz. Arama kurtarma konusunda sivil toplumun ulaÅŸtığı seviye yüzümüzü aÄŸartıyor. Ancak devletin sorunu tam anlamıyla ciddiye aldığı konusunda maalesef kuÅŸkuluyuz.

1999 yılında yaÅŸanan Marmara depreminden sonra TBMM'de oluÅŸturulan araÅŸtırma komisyonunun raporunda alınması gereken tedbirler en ince detayına kadar sıralandı. 2002'de kurulan Deprem Konseyi de bu konuda bir yol haritası çıkardı. Ancak hükümetler bu konuda çok yavaÅŸ adım atıyor. Depremden tam 5 yıl sonra 2004'te toplanan Deprem Åžûrası da, neler yapılması gerektiÄŸini bir kez daha tekrarladı.

2009 yılında yine TBMM'de kurulan Meclis Deprem AraÅŸtırma Komisyonu da, sadece 4 aylık bir çalışma sonucu, kurumların bugüne kadar neler yaptığını özetleyen bir raporu hazırlayıp Meclis Genel Kurulu'na sordu. Raporun görüÅŸülmesi, 12 Haziran seçimleri öncesi TBMM'nin çalıştığı son güne bırakıldı. Bu kadar önemli bir konu, yasak savma kabilinden görüÅŸülerek geçiÅŸtirildi.

Ulusal ölçekte kapsamlı bir deprem stratejisi ise Marmara Depremi'nin ancak 12'nci yıldönümünde, yani 17 AÄŸustos 2011 de ''Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı 2023 (UDSEP-2023)'' adı altında açıklandı.

YaklaÅŸmakta olan büyük İstanbul depremi öncesi güçlendirilmesi gereken binalar için baÅŸlatılan çalışmalar kaplumbaÄŸa hızıyla ilerliyor.

1999 yılında 19 ilde pilot olarak uygulanmaya başlayan yapı denetimi zorunluluğu, ancak 1 Ocak 2011 tarihinde, aralarında Van'ın da olduğu 81 ilde zorunlu hale getirilebildi.

Van ve ErciÅŸ'te yaÅŸanan büyük dram, binalarımızın depreme dayanıklı olmadığını, yapı denetimi konusunun birçok yerde kağıt üzerinde kaldığını ve bu konuda cezaların caydırıcı olmadığını bir kez daha tüm çıplaklığıyla yüzümüze vurdu. BaÅŸbakan ErdoÄŸan'ın "İktidarımıza mal olsa da kaçak yapıları yıkacağız" sözünün, depreme karşı tedbir almadaki ciddiyetsizliÄŸimizin sona ermesi için bir baÅŸlangıç olmasını temenni ediyoruz.

Müttefiklere terör uyarısı

Bu köÅŸede bir süreden beri bölücü terörün dış destek ayağının kesilmesi, özellikle dost ve müttefik olarak nitelendirilen ülkelerin PKK konusundaki çifte standartlı yaklaşımına son verilmesi konusunda uyarılar yapıyoruz. Kamuoyunda da sık sık gündeme gelen bu konuya geçtiÄŸimiz hafta toplanan Milli Güvenlik Kurulu'ndan sonra açıklanan bildiride de dikkat çekilmesi son derece önemli. MGK bildirisinde yeralan satırların altını özellikle çizmek istiyorum:

"Terör örgütüne destek veren, lojistik imkân saÄŸlayan, teÅŸvik eden, faaliyet alanı açan çevreler veya ülkelerin, bir insanlık suçu olan, hiçbir haklı ve meÅŸru gerekçeye dayandırılamayacak ve hiçbir ÅŸekilde kabul edilebilir bir hak arayışı olarak görülemeyecek terörün doÄŸurduÄŸu olumsuz sonuçlara ortak olacaklarına iÅŸaret edilmiÅŸtir. Bu çerçevede, dost ve müttefik ülkelerin, terör örgütü ve yandaÅŸlarının ülkelerinde faaliyet göstermelerine mani olmaları, terörün maddi kaynağının kurutulması için gerekli tedbirleri almaları ve Türkiye'nin terörle mücadelesine etkin destek vermelerinin beklendiÄŸi kaydedilmiÅŸtir.

MGK bildirisinde dikkat çeken bir diÄŸer husus ise, Kuzey Irak yönetiminin terör konusundaki tavrı. Bildirideki cümleler ikaz niteliÄŸinde:

"Irak'ın toprak bütünlüÄŸüne önem veren Türkiye'nin, Irak'taki geliÅŸmeleri ve bu çerçevede, muhtemel risk ve tehlikeleri dikkatle izlediÄŸine, yüksek düzeyli Stratejik İşbirliÄŸi Konseyi mekanizması üzerinden Irak'la iliÅŸkilerin her alanda geliÅŸtirilmesini arzuladığına iÅŸaret edilmiÅŸtir. Ayrıca, Irak'la terörle mücadele alanında somut iÅŸ birliÄŸinin tesisinin gereÄŸi üzerinde durulmuÅŸ, bu çerçevede, terör örgütünün Irak'ın kuzeyindeki mevcudiyetinin sona erdirilmesi yönündeki kat'i ve ertelenemez beklentimiz kuvvetle vurgulanmıştır."

MGK bildirisindeki detaylar, terörle mücadele konusunda yeni bir döneme girildiÄŸinin iÅŸareti midir? Bekleyip göreceÄŸiz.


Kaynak : Milligazete

 


ETİKETLER :
Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!
Diamond Escort - The Model Escort

Diamond Escort - The Model Escort

Diamond Escort - The Model Escort

Diamond Escort - The Model Escort

© Copyright 2010 17agustos.org
Her hakkı saklıdır.