I. BÖLÜM
Uluslararası Sosyal Kontrolün Altyapısı
PSİKOLOJİNİN LABORATUVAR ORTAMINA TAŞINMASI
Almanya, 1800’lü yılların sonlarına doÄŸru Avrupa’daki en büyük askerî ve siyasî güce eriÅŸirken, Alman felsefî ve ilmî düÅŸüncesinde de bir devrim yaÅŸanmaktaydı. Öyle ki bu geliÅŸim, paradoksal biçimde, bir yandan dünya çapında olumlu teknolojik ilerlemeler elde ederken, diÄŸer yandan sayılamayacak kadar çok “zehirlenmiÅŸ” çocuÄŸun doÄŸumuna da sebeb olacak nitelikteydi. Bu dönüÅŸümün bir diÄŸer yönü olan “güce tapınma”, psikoloji çerçevesindeki ilimlerin hızla olumsuz istikamette yol almasına zemin hazırlıyordu.
Psikolojinin materyalist “tamir”ine, büyük ölçüde Alman psikolog Wilhelm Maximilian Wundt'un çalışması öncülük etti. Wundt, Leipzig Üniversitesinde felsefe profesörüydü ve 1875 senesinde buradaki ilk psikoloji laboratuvarını kurdu. Bu, sonuç olarak, öncesinde daha manevî meyilli olan psikolojiyi alt üst edecek bir teÅŸebbüstü. İlginç bir ÅŸekilde, Wundt'un büyükbabasının gizli İlluminati topluluÄŸunun bir mensubu olduÄŸunun belgelenmesi, profesörün kendisinin de bu grubun bir üyesi olabileceÄŸi ihtimalini düÅŸündürüyordu.
Wundt'a göre insan, fizikî olandan daha derin bir varlık deÄŸildi. Aslında insan bir hayvandan fazlası da deÄŸildi. Wundt, bütün psikolojik çalışmaların tümüyle vücut reaksiyonlarına dayanması gerektiÄŸinde ısrar ediyordu.
Materyalist psikolojik doktrin, 1883 ve 1893 yılları arasında, eÄŸitim gibi iliÅŸkili alanlarda faaliyet gösteren Wundt'un öÄŸrencileri tarafından kurulan yirmi dört laboratuvarla hızlı biçimde yayıldı. Wundt'un materyalist yaklaşımı, 20. yüzyılın en etkili psikologlarının, psikiyatristlerinin, eÄŸitimcilerinin ve sosyal planlamacılarının düÅŸüncelerini etkilemiÅŸtir. [1]
Wundt'un izinden gidenlerden biri de, Rus Ivan Petrovich Pavlov'dur. Deneylerinde kobay olarak genellikle köpekleri kullanan Pavlov, “kontrol” metodları üzerine geniÅŸ çapta bir araÅŸtırma yürüttü. O çok meÅŸhur deneyinde Pavlov, bir yandan köpekleri beslerken bir yandan da zil çalar. Bunu defalarca gerçekleÅŸtirdikten sonra, artık hiç yemek vermese ve sadece zil çalsa bile, bunu duyan köpeklerin -tıpkı yemek verildiÄŸindeki gibi- salya salgıladığını müÅŸahede eder. Pavlov, bu deneylerinin sonucunda “Åžartlı Refleks” teorisini geliÅŸtirir. Pavlov'un deney sonuçları, günümüz sosyal planlamacıları tarafından bugün bile dikkatle incelenmekte ve insana uyarlanmaktadır.
Wundt'un psikolojiyi laboratuvara sokmasının sonuçları, çok geçmeden dünyanın farklı yerlerindeki insanlara tesir etmeye baÅŸladı. 20. yüzyılın baÅŸlarında, John Hopkins Üniversitesi ve Carnegie Enstitüsü'nün ilk baÅŸkanı Daniel Coit Gilman'ın liderliÄŸindeki ideolojik bir hareket, Amerikan eÄŸitim sistemini altüst etti. Gilman, Wilhelm Wundt'un ders verdiÄŸi 1854-1855 yıllarında Berlin'de eÄŸitim görmüÅŸtü. Gilman'dan sonra, Wundt'un zihin ve ruh -yahud onun eksikliÄŸi- hakkındaki görüÅŸleri, dönemin önde gelen Amerikalı eÄŸitimcilerinin düÅŸüncelerine hâkim oldu. Wundt'un Amerikan eÄŸitimine olan tesirinin sonucu ise, çocukların ÅŸahsiyetlerinin, eÄŸitim zorbalarının istekleri istikametinde biçimlendirilmesi oldu.
TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ
Gilman'ın görüÅŸlerini biçimlendiren Alman kökenli bir baÅŸka kanaat çevresi de, Skull and Bones (Kafatası ve Kemikler) cemiyetidir. Skull and Bones, Yale Üniversitesi'nde kurulmuÅŸ, “Amerika'daki en güçlü örgüt” diye bilinen, gizli ve dinî bir topluluktur ve yine gizli bir topluluk olan İlluminati'nin uzantısı gibi durmaktadır. Her ikisi de Alman kökenli olan bu örgütlerin ortak noktası ise, masonluktur. Skulls and Bones'un binasına gizlice girmeyi baÅŸaran iki Yale Üniversitesi öÄŸrencisi, tamamıyla “ezoterik” bir yapıya sahib olduÄŸunu söyledikleri binada, çeÅŸitli mabedler ve ritüel malzemelerinin yer aldığını; üst katta bulunan büyükçe bir mezar resminde ise, yanyana duran üç kurukafanın yanında bir taç, bir asa ve bir kalem bulunduÄŸunu öne sürmüÅŸlerdir. Bunların altında bir de Almanca ibare bulunmaktadır: "Kim Kral, Kim Prens, Kim Dilenci? Ölüm Karşısında Hepsi EÅŸit".
İlluminati ise, 1776 yılında Almanya'nın Münih kentinde, Adam Weishaubt isimli Kabbalacı bir hukuk profesörü tarafından kurulmuÅŸ gizli bir topluluktur.
Daniel Coit Gilman, John Hopkins Üniversitesinin baÅŸkanı olduktan sonra, artık her nasılsa bir Bonesman olmayan, Wundt eÄŸitimli baÅŸka bir uzmana iÅŸ verdi. Bu kiÅŸi, üniversitedeki psikoloji laboratuvarının sorumluluÄŸunu üstlenen Stanley Hall’dü. Hall, aynı zamanda, Amerikan Psikoloji DerneÄŸini ve Amerikan Psikoloji Dergisi’ni kurdu. Fabian Sosyalist ve Yeni Dünya EÄŸitimcisi John Dewey’e kariyerinde rehberlik etti. Bu baÅŸarıları saÄŸlayan John Hopkins Üniversitesi, -bir bigi notu olarak- bugün Tuncay Özilhan'ın sahibi olduÄŸu Anadolu SaÄŸlık Åžirketi’yle ortak, İzmit Gebze'de büyük bir hastahâne idare etmektedir.
GeçtiÄŸimiz yüzyılın en etkili eÄŸitimcisi sayılan John Dewey, Gilman’la beraber aynı hocaların danışmanlığında Berlin Üniversitesi’nde doktora derecesi almış, Hegelci bir filozof olan George Sylvester Morris’le beraber çalışmıştır. Dewey, “okul”u, Sosyalist dünya düzeninin inÅŸâsı için bir mekanizma ve kitlelerin uyum saÄŸlamasını zorlayan bir forum olarak gören ilk kiÅŸilerdendi. 1899’da Dewey, “Kendi adlarına düÅŸünmeyi bilen çocuklar, herkesin birbirine bağımlı olacağı gelecekteki kollektif toplumun âhengini bozar,” diyordu. Dewey’in “ilerici eÄŸitim”inin baÅŸarı kazanmasının altında yatan en önemli sebeb ise, ROCKFELLER ve CARNEGIE paralarıyla desteklenmiÅŸ olmasıdır. Yüzyılın başında NAE (Evangelik Millî BirliÄŸi), Dewey’in tüm projelerini destekliyordu.
Ülkemizi de ilgilendiren bir parantez açma ihtiyacı duyuyoruz. Dewey, 1924 senesinde Türkiye’yi ziyaret etmiÅŸtir. Türk eÄŸitim sistemi, bu ziyaretinin ardından Dewey’in hazırladığı rapora göre tanzim edilmiÅŸtir. Türkiye'de Amerikalı eÄŸitimci John Dewey üzerine yapılan pek çok çalışma, temel kaynak olarak onun ön ve asıl raporlarını kullanarak, Türk eÄŸitim sistemi üzerine etkisini konu edinmiÅŸtir. Prof. Dr. Mustafa Ergün’ün Atatürk Devri Türk EÄŸitimi adlı kitabında John Dewey'e dair verdiÄŸi bilgiler ve dönemin Türk basınında bu konuda çıkan haberler mânidardır. "Kendi adlarına düÅŸünmeyi bilen çocuklar, herkesin birbirine bağımlı olacağı gelecekteki kollektif toplumun âhengini bozar" diyen Dewey'in Türk eÄŸitim sistemine katkısı(!), bugün bakıldığında, inkâr edilemez ÅŸekilde müÅŸahede edilebilmektedir.
Yukarıda bahsi geçen gizli cemiyetlere dair yine ülkemizi ilgilendiren bir bilgiyi paylaÅŸarak parantezimizi kapatalım. Åžöyle ki, Skulls and Bones, İlluminati ve Evangelikler arasında “ortak” bir kulüb iken; “İlluminati” Yahudilerin, “Evangelik Cemiyeti” ise tamamen Hıristiyanların kulübü. Her ikisini birleÅŸtiren ise, dünya üzerindeki ortak çıkarları ve hedefleri. Türkiye'de ise, bu kulüblerin ÅŸubesi diyebileceÄŸimiz “Büyük Kulüb” bulunmaktadır. Size muhtemelen son derece tabiî görüneceÄŸi üzere, Büyük Kulüb’ün disiplin kurulunda, Çevik Bir ikinci sıradadır.
Bıraktığımız yerden tekrar ABD’ye dönelim. Dewey’in temellerini attığı projenin adı, “Hedef 2000” projesidir. Toplum mühendislerinin çalışmalarında birinci basamak, toplumu ahmaklaÅŸtırmak ve ahmak tutmaktır. Bill Clinton tarafından 1994 senesinde kanunlaÅŸtırılan “Hedef 2000” projesini destekleyen yüzlerce kitab, ROCKFELLER zenginlerince eÄŸitim piyasasına sürülmüÅŸtür. Hedef 2000, “kontrol teorisi - gerçeklik terapisine dayalı bir akademik DAVRANIÅž UYUM PROJESİ” olarak tarif ediliyor.
“Hedef 2000” projesi, öncelikle tüm öÄŸrencilerin eÄŸitim hayatına baÅŸlar baÅŸlamaz aile yapılarını incelemeye baÅŸlar. İncelemesini yaptığı ailelerde herhangi bir “olumsuz durum” gözlerse, çocuÄŸu ailesinden ayırır ve ailesi ve öÄŸretmenleriyle beraber çocuÄŸu iyileÅŸtirme(!) programına alırlar. Çocukta tesbit edilmesi muhtemel “olumsuzluklar” ise, dikkat dağınıklığı, dikkat eksikliÄŸi ve hiperaktivite olarak belirtilmektedir. EÄŸer bu belirtilere rastlanırsa, çocuÄŸa ailesi ve öÄŸretmeni tarafından “ilaç tedavisi” uygulanır. İlaç tedavisinin muhtevası ise Ritalin gibi “beyin” düzensizlikleri oluÅŸturan UYUÅžTURUCULARDIR.
“Olumsuzluk” olarak sıralanan kimi belirtilere baktığımızda, biz ÅŸahsen karşımızda “zeki” bir çocuk gördük. Belli ki Amerika, kendi toplumu içinde “fazla” zeki çocuk görmek istemiyor. Toplum mühendisliÄŸi, çocuk eÄŸitim hayatına baÅŸlar baÅŸlamaz onu ÅŸekillendirmeye baÅŸlıyor ve iÅŸi bittiÄŸinde, ya tornadan çıkmış gibi güdümlü robotlar yahud iÅŸe yaramaz, beyni ve zihni uyuÅŸturulmuÅŸ bir topluluk çıkıyor karşımıza.
İlaçlarla zihinleri harab edilmiÅŸ zeki çocuklar ve diÄŸer sıradanlar ise, video oyunları, sersemletici tuhaf müzikler ve cinsellik pompalanarak, düÅŸürüldükleri çukura hapsediliyorlar. Sıradaki “toplum mühendisliÄŸi” marifetine gelince, doÄŸrusu çok da ÅŸaşırtıcı deÄŸil: Amerikan öÄŸretmen okullarında verilmekte olan dersler arasına “farmakoloji – ilaç bilimi” dersinin eklenmesi.
SOSYAL ZİHİN ÅžARTLANDIRMA ÇALIÅžMALARI
a) ALTYAPI: Tavistock kurumu, dünyanın ÅŸekillendirilmesinde en önemli enstrüman olan ENFORMASYON sahasında karşımıza çıkıyor. Bu kurum; basın, ilmî kurumlar, muhtelif kuruluÅŸlar, hükümetler ve askerler aracılığıyla etkisini yayan, önde gelen dünya “kontrol” merkezlerinden biri. Royal Institute of International Affairs (Uluslararası İliÅŸkiler Kraliyet Kurumu) tarafından kurulmuÅŸ olan Tavistock; Rockefeller’ler, Carnegie’ler ve The British Home Office’ten gelen ödeneklerle faaliyetini sürdürüyor. İngiliz emperyalist ve farmason Cecil Rhodes tarafından kurulmuÅŸ olan İngiliz Rhodes Yuvarlak Masa grubunun da kolu. Bu kurum, farmason İngiliz istihbarat ajanlarından oluÅŸmaktadır ve iki ana hedefi vardır:
1. Millî devletin ortadan kaldırıldığı ve tek bir totaliter “kontrol” merkezi bulunan bir dünya düzeni.
2. Dünyanın yahud onların tabiriyle “society”nin eÅŸ zamanlı psikolojik “kontrol”ü. Tavistock’un resmî literatürü dahi, dünyanın “zihnî kontrolü” arzusunu ifÅŸa edecek kadar açık. [2]
Tavistock’un temel doktrini, TRAVMA SONRASI, insan karakterinin istenildiÄŸi ÅŸekilde tekrar ÅŸekillendirilebileceÄŸi üzerine kuruludur. 1932'de, CIA'nın öncüsü olan Amerikan OSS istihbarat ağının kurucularından Alman psikolog Kurt Lewin, Tavistock'un idaresinin başına geçmiÅŸtir. Lewin, fert ve toplulukları yeniden programlamak için travma metodunun kullanılmasını ilk savunanlardandı. Onun “modus operandi”si (serî katillerin karakteristik izi), muhtemelen farmason “Ordo Ab Chao”dan (kaostan çıkan düzen) daha fazlasını ifade ediyordu.
Evet, ÅŸahsiyeti “yeniden programlama”ya hazırlamak için, öncelikle iÅŸkence ve travma yoluyla onun yapısını bozmak... Lewin'in iÅŸte bu teorisi, 20. yüzyılın dünya “zihin kontrolü” ve kültürel programlamasının metod bilimidir. William Sargant, “zihin kontrolü” teknolojisinin bugün vardığı noktayı ifade eden -cihazlara dayalı- TELEGRAM’a giden yolu hazırlayan ilk “zihin kontrolü” projelerinin içinde inceleyeceÄŸimiz MKULTRA projesinde çalıştığı dönemde kaleme aldığı Battle for the Mind – A Psychology of Conversation and Brain Washing adlı ve 1957 tarihli kitabında, Lewin'in teorilerine katkıda bulunuyor:
- «Korku, öfke veya heyecan gibi duyguların kasden yahud kasdî olmayan biçimde uyarılmasıyla beyin fonksiyonları yeterince zarar gördüÄŸünde, kiÅŸilere çeÅŸitli inançlar dayatılabilir. Bu türden olayların sebeb olduÄŸu sonuçlardan en yaygın olanları, geçici muhakeme bozukluÄŸu ve “tesire-telkine” yüksek derecede açık olma hâlidir. Bunun çeÅŸitli tezahürleri, bazen “sürü dürtüsü” baÅŸlığı altında tasnif edilir; endiÅŸenin arttığı ve dolayısıyla fert ve kitlenin “tesire-telkine” açık hâle geldiÄŸi savaÅŸ zamanlarında, ciddi salgınlarda ve benzeri tehlike dönemlerinde, en muhteÅŸem hâlleriyle görülür.»
II. Dünya Savaşı sırasında İngiliz Psikolojik SavaÅŸ İdare Kurulu'nu yöneten Tavistock, askerî istikametini savaÅŸtan sonra da korudu. Tavistock ajanları, Amerikan istihbarat temsilcilikleri, psikiyatri kurumları, endüstri, basın ve politik kurumlara sızarak, Tavistock kontrolcülerinin amaçlarıyla ittifak hâlindeki bu yabancılara rehberlik etti. [3]
Tavistock'un temel amaçlarından biri, Millî EÄŸitim Laboratuvarları tarafından gerçekleÅŸtirildi. Ferdin kiÅŸiliÄŸine müdahale ederek onu gruba uydurmayı hedefleyen “grub hassasiyeti programları” baÅŸarıya ulaÅŸtı; baÅŸka bir deyiÅŸle, “Yeni Dünya Düzeni makrokozmosu” adına “mikrokozmik” müdahaleler yapıldı. Devlet dairelerinden donanmaya, EÄŸitim Bakanlığı'ndan Millî EÄŸitim BirliÄŸi'ne kadar bir çok önemli mevkîde çalışan Amerikalı üst seviye yönetici ve memurlar da dahil, milyonlarca kiÅŸinin bu türden bir süreçten geçtikleri tahmin ediliyor.
“Grub hassasiyeti” programları, ferdî ve zümrevî serbestlik saÄŸlamanın ötesinde, grub liderinin isteÄŸi doÄŸrultusunda, kitlenin “kontrol”ünü saÄŸlayacak etkili araçlar niyetine de kullanılabilirlerdi. Benzeri metodların kullanımının birer örneÄŸi, Charles Manson ve Jim Jones gibi tarikatvârî grublara hâkim kiÅŸilerde görülebilir. [4]
b) EĞİTİM VE BASININ ROLÜ: Tavistock ve benzeri kuruluÅŸlar, herkes her ÅŸeyden habersizken, büyük bir “toplum mühendisliÄŸi” çalışmasını baÅŸlatıyor. EÄŸitim-öÄŸretim kurumlarındaki çalışmalar ise, en önemli basamak olarak karşımıza çıkıyor. İleride toplumu oluÅŸturacak olan her fert üzerinde, eÄŸitim kurumları vasıtasıyla tek tek çalışma imkânı bulunuyor. Ardından, hâlen eÄŸitim kurumlarında olanlarla eÄŸitim kurumlarını zaten tamamlamış olanları ve diÄŸer fertleri, kendi ÅŸartlandırdıkları çizgide muhafaza teknikleri ciddi önem arzediyor. Nasıl? Bugün insanları –belli bir istikamette- idare edebilmenin en önemli yolu, muhakkak ki “basın”dır. O hâlde, basın vasıtasıyla insanlar üzerinde nasıl tahakküm kurulabildiÄŸi meselesine kısaca göz atmakta fayda var.
Bize, neyi bilmemiz istenirse, yalnızca o söyleniyor. Muhtemelen, ÅŸimdiye kadar kitleler üzerinde keÅŸfedilmiÅŸ en etkili “kontrol” aracıdır “bugünkü” basın. Güya “olan neyse onu haber vermek” adına, ya çoÄŸu yanlış haber ya kısmen yanlış haber ya süzgeçten geçirilmiÅŸ haber ya manipüle edilmiÅŸ haber ya düpedüz uydurulmuÅŸ haber gözlere sokuluyor ki, içinde bulunduÄŸumuz gerçekliÄŸi ve hayatlarımızı yönlendiren veya biçimlendiren güçleri kavrayamayışımıza yol açıyor, böylece “uysal sürüler” hâlinde güdülüyoruz.
Döneminin en çok saygı duyulan isimlerinden ve New York Times’ın 10 yıl boyunca baÅŸyazarlığını yürütmüÅŸ olan gazeteci John Swinton, New York Basın Kulübü'nde kadeh kaldırırken yaptığı ve literatüre geçmiÅŸ o meÅŸhur konuÅŸmasında, yeterince açık biçimde itiraf etmiÅŸtir bunu:
- «Dünya tarihinin bu zamanında, Amerika'da, “bağımsız basın” diye bir ÅŸey yoktur. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. İçimizde dürüstçe düÅŸündüklerini yazmaya cesaret edecek hiç kimse yok. EÄŸer varsa da bu kiÅŸi, yazısının yayınlanmayacağını baÅŸtan bilir. Ben düÅŸüncemi çalıştığım gazetede haftalık olarak yazmak için ücret alıyorum. Aramızdan bazıları da benzer ÅŸeyler için ücret alıyor ve hiçbirimiz, gerçek düÅŸüncelerimizi yazıp da sokakta iÅŸ arayacak kadar aptal deÄŸiliz. Gazete yazılarımdan birinde gerçek fikrimi yazmış olsaydım, bunun yayınlanmasından 24 saat önce iÅŸimi kaybederdim.
Gazetecilerin görevi, gerçeÄŸi çarptırmak, külliyen yalan söylemek, kötüye kullanmak, kara çalmak ve ekmeÄŸini çıkarabilmek için kendi ülkesini ve ırkını satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Öyleyse “bağımsız basın”a kadeh kaldırmak niye?
İpleri çekildikçe dans eden kuklalarız biz. Kabiliyetlerimiz, imkânlarımız ve hayatlarımız, tamamiyle diÄŸerlerinin mülküdür. Bizler entellektüel fahiÅŸeleriz.»
Evet, Skulls and Bones, İlluminati ve Evangelikler... Hepsinin buluÅŸtuÄŸu ortak amaç ise, kayıtsız ÅŸartsız “kontrol edilmiÅŸ” toplumlar, siyasetçiler, askerler, bürokratlar, fertler, grublar ve sınıflar. BaÅŸvurulan metod ve araçlar ise, eÄŸitim ve basından baÅŸlıyor, insanların zaaflarını kullanmaktan TELEGRAM’a kadar gidiyor.
II. BÖLÜM
Uluslararası Ferdî Zihin Kontrolü Çalışmaları
BİR ADAM YARATMAK
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Batılı müttefikler, Sovyetler BirliÄŸi'ni ve DoÄŸu BloÄŸu ülkelerini “yeni düÅŸman” olarak belirlediler. O günden sonra tamamen yeni bir mücadele türü olan “SoÄŸuk SavaÅŸ” da tarih sahnesindeki yerini almış oldu. SoÄŸuk SavaÅŸ, basından takib edildiÄŸinde her ne kadar siyasî salvolar ve karşılıklı güç gösterileri içinde geçiyor gözükse de, arka planda, “sıcak savaÅŸ”ı aratmayan bir kavga cereyan ediyordu.
SoÄŸuk SavaÅŸ döneminin görünür savaÅŸ sahnesi “basın” gibi algılanırken, belki asıl mücadele geride ve istihbarat teÅŸkilatları tarafından verilmekteydi. Bu mücadelede esas olan, en doÄŸru bilginin en hızlı biçimde tedariki ve güvenilir elemanlar vasıtasıyla gelen bu bilgiler doÄŸru yorumlanarak, hamlelerin planlanmasıydı. Buna paralel bir diÄŸer hedef de, kilit mevkîlerdeki kiÅŸilere ÅŸantaj yapabilmek adına, film, ses kaydı, fotoÄŸraf veya sâir belgelerle desteklenmiÅŸ “zaaf”ların tesbit edilmesiydi.
İstihbarat savaÅŸları, sadece “olan”ı öÄŸrenmekten ibaret deÄŸildi elbette. Neticede her iki blok da “kendi” dünya düzenlerini ve buna uygun “insan ve toplum” tipini oluÅŸturmaya bakıyordu. Dolayısıyla, hem “olan”ı öÄŸrenmek, hem “robot” gibi kullanmak, hem de kendileri için “olması gereken” bir insan tipini temin etmek için, rakib blokla kıyasıya bir yarış hâlinde “zihin kontrolü” çalışmalarına hız verdiler.
Evet, amaç ÅŸuydu: Bir insan “nasıl” kayıtsız ÅŸartsız “kontrol” altına alınabilir ve ondan faydalanılabilir? “Hür irade”siyle “insan” olan bir varlığı dejenere etmeyi ve hissî-zihnî-iradî bakımdan hadım edip “emre âmâde” robotlara çevirmeyi hedefleyen bu çizgideki araÅŸtırma, deney ve uygulamalar, “mankurtlaÅŸtırma” kavramı altında toplanabilecek birçok gizli projenin hayata geçirilmesiyle devam etti ve nihayet bugün, TELEGRAM dediÄŸimiz o barbarca zirvesine ulaÅŸtı.
“MankurtlaÅŸtırma” üzerinde duralım ve sözkonusu kavramın çıkış hikâyesine bakalım.
Cengiz Aytmatov'un 1980 yılında yazmış olduÄŸu Gün Uzar Yüzyıl Olur (veya: Gün Olur Asra Bedel) adlı romanında yer verdiÄŸi bir Kırgız efsanesinde, “mankurt” kelimesi ve “mankurtlaÅŸtırma” deyimi geçer.
Bu Kırgız efsanesine göre; bizde Avarlar, Avrupa’da ise Juan-Juan olarak bilinen ve Kırgızların baÅŸ düÅŸmanı olan acımasız bir topluluk vardır. Bu insanlar, fırsat buldukları zaman, çevrelerindeki büyük küçük topluluklara saldırırlar, onların yerleÅŸim yerlerini yakıp yıkarlar, insanları öldürdükten sonra çevrede ne varsa yaÄŸmalarlar ve bazı kiÅŸileri de esir alırlarmış. Esir aldıkları kiÅŸileri kendi bölgelerine götürüp incelerler, bu inceleme sonunda güçlü ve dayanıklı bulduklarını da “mankurtlaÅŸtırmak” için ayırırlarmış. Geri kalan güçsüzleri ise, baÅŸka yerlerde satmaya çalışırlarmış. Satılanlar bir bakıma ÅŸanslı sayılırmış; çünkü onların götürüldükleri yerlerden kaçıp, belki bir gün yurtlarına dönebilme ÅŸansı varmış. Oysa geride kalanlar, “mankurtlaÅŸtırılarak” sonsuza dek köle olarak yaÅŸarmış.
“MankurtlaÅŸtırılacak” kiÅŸiler belirlendikten sonra, önce diri diri kafa derilerini yüzer, daha sonra da tek kıl kalmayacak biçimde bütün saçlarını yolarlarmış. KiÅŸinin kafasını tamamen temizledikten sonra, bir deve keser ve bu devenin boyun tarafından aldıkları bir deri parçasını sıcak sıcak genç esirin kafasına geçirirlermiÅŸ. Derisi yüzülürken kafası zaten kan içinde kalan esirin başına geçirilen deve derisi, hemen tutarmış kafatasını. Tıpkı bugün yüzücülerin saçları ıslanmasın diye taktıkları kauçuk baÅŸlıklara benzermiÅŸ bu. Kafatası deve derisiyle tamamen kaplandıktan sonra, hem kafası daha çabuk kurusun hem de çığlıkları duyulmasın diye, bir çöle götürürlermiÅŸ esiri. Kafasını yere sürtüp deriyi çıkartmaması için de, esirin boyun kısmına kütüÄŸe benzer bir kalıb geçirir, ellerini ayaklarını baÄŸlar ve onu yere eÄŸilemeyecek biçimde bir aÄŸaca sabitlerlermiÅŸ.
Normalde, esirin yakınları onu kurtarmak için bazen yola koyulurmuÅŸ; fakat kaçırılan yakınlarının “mankurt” olacağını veya olduÄŸunu duyduklarında, artık onu aramaktan vazgeçerlermiÅŸ. Çünkü mankurtlaÅŸtırılan birinin, artık anne babasına bile bir hayrının olmayacağını biliyorlarmış. Fakat, mankurtlaÅŸtıranlar, esirlerinin kaçırılması ihtimâline karşı, yine de onların yanına bazen bir iki gözcü dikermiÅŸ.
Esir günlerce kızgın güneÅŸin altında beklediÄŸi için, deri, kafasında kurumaya baÅŸlar, kurudukça büzülür, büzüldükçe de kafatasını aynen mengene ile sıkar gibi gerermiÅŸ. Bunun yanısıra, kökünden kazınan saçlar yeniden çıkmaya baÅŸlayınca, kıllar kafada kuruyan deriye çarpıp geri döner ve üste doÄŸru çıkamadıklarından alta doÄŸru inerek beyne saplanmaya baÅŸlarmış. Hem kafatasının gerilmesi hem de kılların beyne batması, tarifi çok güç bir acı yaÅŸatırmış esire. EÄŸer esir çok güçlü ve dayanıklı deÄŸilse, acıya dayanamayarak ölürmüÅŸ. Hattâ mankurtlaÅŸtırmak için çöle bıraktıkları beÅŸ esirden en az biri ölmezse, bunları kaçıranlar kendilerini ÅŸanslı bile görürmüÅŸ.
Esir hayatta kalmayı baÅŸarabilse dahi, hem çektiÄŸi acılar hem de kılların beyne batması sebebiyle, ÅŸuur ve hafızasını kaybedermiÅŸ. Juan-juan’lar da, nihayet “mankurtlaÅŸan” esiri çölden alıp getirir, boynundaki kalıbı çıkarır ve ona yemek verirlermiÅŸ. Annesini, babasını, boyunu, doÄŸduÄŸu yeri, adını unutan esir, artık kendisini karnını doyurmaya çalışan bir varlık olarak görmeye baÅŸlarmış. Esirin bir “efendi” olarak gördüÄŸü kiÅŸi, ona daha fazla yemek verir ve böylece esiri iyice kendine baÄŸlarmış. Bir “mankurt” olan bu kiÅŸi, bundan böyle sahibinin sözünden çıkamayacak sadık bir “KÖPEK“ten veya emirleri eksiksiz yerine getirecek bir “ROBOT“tan farksız hâle gelirmiÅŸ. Sahibi, yapması için ona ne kadar zorlu ve sıkıntı verici iÅŸler de emretse, o yapmaktan çekinmezmiÅŸ.
O dönemde “mankurtlar”, normal kölelerden daha deÄŸerliymiÅŸ. Bir “mankurt”, güçlü ve dayanıklı on esirle eÅŸ deÄŸerdeymiÅŸ. Hattâ bir olay sonucunda bir “mankurt” öldürülürse, bunun için ödenecek bedel, hür bir kiÅŸinin ölümü için ödenecek bedelden üç kat fazla olurmuÅŸ. Çünkü “Sarı-Özek“in kavurucu çöllerine, o çöl sıcağında günlerce deve gütmeye ancak bir “mankurt” dayanabilirmiÅŸ. Açlıktan ölmemesi için biraz yiyecek ve su; donmaması için de üzerine yırtık pırtık birkaç giysi verince, kavurucu çöllerde deve gütmek baÅŸta olmak üzere, bütün iÅŸleri hiç çekinmeden yaparlarmış. İşte bu “fayda”yı temin için yapılırmış böylesi bir barbarlık.
Belki olmuÅŸ, belki olmamış; derin anlamı bir yana, bu bir “efsane”. “Efsane” olmayan gerçek ise, bazı kimselerin yüzyıllardır “ferdî” zihin kontrolüyle ilgili çalışmalar yaptıkları, yapamayanlarınsa “iktidar ÅŸehveti” ve “köle ihtiyacı” sebebiyle bu nevî hayaller kurdukları. Bu yüzden önemlidir “Mankurt Efsanesi”. Bugünse, kaskatı hakikat...
Dünyanın hemen her köÅŸesinde bellibaÅŸlı ülkeler tarafından “zihin kontrolü” araÅŸtırma, deney ve uygulamaları yapılıyor olsa dahi, Türkiye’nin de üyesi olması hasebiyle bizi öncelikle NATO ülkelerindeki tatbikat ilgilendiriyor. Bugünkü tatbikatı anlamaksa, NATO’nun patronu ABD’de hayata geçirilen “zihin kontrolü” projelerini –kabaca da olsa- bilmekten geçiyor.
CIA VE ZİHİN KONTROLÜ
1940 yılında General William Donovan tarafından, bir “Amerikan Psikolojik Mücadele Bölümü” kurulması ihtiyacına dikkat çekilir. Bunun neticesinde, 1942 yılında Stratejik Servis Ofisi’ne (OSS) dönüÅŸen Stratejik Servis Koordinatör Ofisi (COI) kurulur. KuruluÅŸundan itibaren Stratejik Servis Koordinatör Ofisi, Donovan tarafından yönetilen ve bağışların nasıl harcandığı devlet tarafından takib edilmeyen karanlık bir kurumdur. Stratejik Servis Ofisi'nin oluÅŸumundan sonra, sorgu sırasında kullanılacak bir “gerçek ilacı” için araÅŸtırmalar baÅŸlar. Bu, sonraları hipnoz tekniÄŸiyle programlanan ajan ve suikastçılarda kullanılacak bir ilaç olacaktır.
Donovan'ın idaresindeki Stratejik Servis Ofisi, 1945 yılında Amerikan istihbarat operasyonlarının Allen Dulles ve Merkezî İstihbarat Ajansı (CIA) tarafından ele geçirilmesiyle sonlanır. Ancak CIA'in İlmî İstihbarat Ofisi, uyuÅŸturucu araÅŸtırmalarına öncelik vererek, “zihin manipülasyonu” araÅŸtırmalarına devam eder. İlk safhalar, gizli operasyonlarda uygulanabilecek sonuçları devÅŸirebilmek için, ülke çapındaki sayısız hastahânede yürütülen uyuÅŸturucu çalışmalarının yeniden gözden geçirilmesini ihtivâ eder. [5]
CIA'in ilk yöneticisi olan Allen Dulles, Amerikan siyasetinde “iki numara” denilecek kadar çok güçlü bir isim olduÄŸu gibi, Nazilerle de güçlü baÄŸlara sahib bir kiÅŸidir. Dulles'lar, Avrupa'da asırlarca casusluk yapmıştır. Bir rivayete göre, MasonluÄŸun İskoç Riti'nin ABD'ye sızmasında aracılık rolünü üstlenmiÅŸ olan ve İngiliz kraliyet ailesiyle iÅŸbirliÄŸi hâlinde bulunan İsviçre Prevost’ları ve Mallet’leriyle de evlilik iliÅŸkisi kurmuÅŸtur.
1940'lı yılların başında Dulles, İsviçre-Bern'deki merkezin başındadır. Bu sırada, meskalin ve diÄŸer uyuÅŸturucularla yapılan “zihin kontrol çalışmaları”, 200 mil uzaklıkta bulunan Dachau Toplama Kampları'ndaki kiÅŸiler üzerinde denenir.
Güvenlik operatörü Morse Allen'ın gözetimi altında, bir dizi uyuÅŸturucunun test edildiÄŸi ve kiÅŸiliÄŸin suistimal edilebilir biçimde deÄŸiÅŸtirilmesini hedefleyen CIA zihin kontrol deneyleri, 1947 senesinde BLUEBIRD Projesi adı altında hız kazanır. Aynı dönemde “hakikat ilacı”nı keÅŸfetmeyi hedefleyen ABD Donanması, CHATTER Projesi adı altında kendi uyuÅŸturucu denemelerini yürütür. 1950'de iki ÅŸübheli ajan ve BLUEBIRD nezaretindeki Kuzey Koreli savaÅŸ suçluları üzerinde LSD kullanılır ve Morse Allen, patronu Paul Gaynor'dan CIA'in Richmond-Virginia'daki bir hastahânede kurulmuÅŸ "elektronik uyku makinesi”ni elde etmesini taleb eder.
CIA ve diÄŸer ajanslar tarafından yürütülen “kontrol” operasyonlarının destek kanalları, tıpkı bir ahtapot gibi kollara ayrılmıştır ve hâlâ da öyledir. Rockefeller ve Allen Dulles, Standford'da, fonları bu tarz araÅŸtırmalara yönlendiren İnsan Ekolojisi AraÅŸtırma DerneÄŸi'ni kurar. CIA zihin operasyonları için para saÄŸlayan diÄŸer örgütler, Macy Vakfı ve MKULTRA'nın müteahhidi Charles Geshickter'in adını alan Geschihickter Fonu'dur. Bir baÅŸka kanal da, 1959 sonlarında zamanın en büyük özel bankalarından Brown Brothers Harriman'dan Prescott Bush'un yardımcısı Bonesman Eugene Stetson tarafından kurulan H. Smith Richardson Kurumu'dur. [6]
ABD İnsan Hakları Komitesi SaÄŸlık ve Bilim AraÅŸtırma Alt Komitesi tarafından 1977 senesinde hazırlanmış Kongre Raporu’ndan derlenen ilk önemli “CIA zihin kontrol araÅŸtırmaları”nın listesini verirken, bu araÅŸtırma faaliyetlerinin muhtevâlarına ve uygulamalarına kısaca temas edelim.
KARA BÜTÇELİ KARA PROJELER
a) BLUEBIRD: CIA'in insan davranışlarını “kontrol” programlarının baÅŸlıca ateÅŸleyicisi, Sovyet, Çin ve Kuzey Kore'nin zihin kontrol teknikleriyle ilgili geliÅŸtirdikleri usûllerdi. CIA bu konudaki ilk programını 1950'de Roscoe Hillenkeether'in talimatıyla gerçekleÅŸtirerek, programa BLUEBIRD adını verdi. Daha sonra programa İngiltere ve Kanada'nın da katılımıyla, bu programın adı ARTICHOKE olarak deÄŸiÅŸtirildi.
b) ARTICHOKE: Yukarıda belirttiÄŸimiz gibi; BLUEBIRD programına İngiltere ve Kanada'nın katılımıyla adının ARTICHOKE olarak deÄŸiÅŸmesidir. İngiltere ve Kanada'nın katılımı daha fazla kobay imkânı saÄŸlıyordu. Yapılan deneyler, zihin kontrol metodlarını, savunma amacıyla kullanılması yanında, saldırı amacıyla da kullanılır hâle getirmekteydi.
c) MKDELTA: Gizli operasyonlarda biyokimyevî maddelerin kullanımını araÅŸtıran, Ekim 1952'de CIA tarafından yürütülen ilk projedir. CIA’in yasadışı uygulamalarını araÅŸtıran 1975 tarihli Amerikan Senatosu “Kilise Komitesi” raporuna göre, MKDELTA projesi, bilâhare MKULTRA’nın yurtdışı operasyonlara tahsis edilen ismi olacaktır.
MKDELTA, bir sonraki baÅŸlıkta deÄŸerlendireceÄŸimiz MKULTRA'nın selefidir. MKDELTA ile ilgili bize ulaÅŸan bilgiler, çeÅŸitli kimyevî maddelerin insan zihni üzerindeki etkilerinin incelenmesiyle ilgilidir. MKDELTA'da yapılan çalışmaların hedefi, sorgulama esnasında, sorgulanan kiÅŸiden “kesinlikle doÄŸru olan” bilgiler elde etmektir. Mesele sadece sorgulamaktan ibaret olmayıp, proje kapsamındaki taciz, aÅŸağılama ve çökertme hedeflerine de ulaşılmasıdır.
d) MKULTRA: MKDELTA'nın halefidir. ARTICHOKE projesinin alt kolu olarak yürütülmüÅŸtür. Bu projeye muhtemelen 1966 yılında son verilmiÅŸtir. Bu programda, sorgulama tekniklerinin ötesine geçilerek, insan davranışlarının kontrol edilmesi amaçlanmış ve bu istikamette çalışmalar yapılmıştır. İstihbaratta Beyin Yıkama adıyla Türkçeye çevrilen Mind Controllers kitabının yazarı Dr. Armen Victorian'a CIA'den gönderilen mektublardan birinde, aynen ÅŸöyle denmektedir:
- «TeÅŸkilatımızda, MKULTRA ve ilgili bazı diÄŸer projeler altında, baÅŸta LSD olmak üzere hipnotizma ve uyuÅŸturucu ilaç kullanımı gibi tekniklerle, davranış kontrolü alanında 1963'ten önce yapılan ve insanların kobay olarak kullanıldığı bir takım araÅŸtırmaların CIA tarafından desteklendiÄŸini delilleriyle gösteren belgeler mevcuttur. Meselâ MKDELTA'nın görevi, MKULTRA materyallerinin ülke dışında kullanılmasıyla alâkalı hazırlanmış özel prosedürce belirlenmiÅŸti.» [7]
MKULTRA projesi; altında 149 alt proje bulunan ve bunların da altında 33 alt proje daha bulunan bir üst baÅŸlıktı. UyuÅŸturucu ilaçlar, duyumda azaltma oluÅŸturulması, dinî cemaatlerin yönlendirilmesi, elektromanyetik dalga deneyleri, psikolojik ÅŸartlandırma, psiko-cerrahi, beyin nakli ve daha baÅŸka pek çok araÅŸtırma alanı da MKULTRA çatısı altında toplanmıştı.
Yukarıda saydıklarımız, bugüne bugüne kadar ifÅŸâ edilmiÅŸ birkaç önemli CIA projesinden birkaçı. Mesele, “zihin kontrolü” tekniklerinin son dönemdeki zirvesi TELEGRAM’a gelip dayandığında, iÅŸin içine elektromanyetik silahlar, cihazlar ve bilgisayarlar da girecektir.
III. BÖLÜM
Zihin Kontrolü ve İnsan
MÜDAHALEYE AÇIK İDRAK KUVVETLERİ
“Zihin kontrolü” denildiÄŸinde ilk akla gelen vak’alardan biri de Pavlov’un köpeÄŸidir, malûm. Bir diÄŸer ifadeyle, bir hayvanın iradesine nasıl hükmedildiÄŸi deneyi. DoÄŸrudur, bitkiler ve hayvanlar, çok büyük ölçüde “kontrol” edilebilen canlılardır. İnsanlar için ise, baÅŸarısı tartışmalı bir sahadır “kontrol”, hele ki “zihin kontrolü”. KuÅŸkusuz, zihne basbayağı bir çomak sokup karıştırmak gibi basit bir “maddî” mesele deÄŸildir önümüzdeki. Hayvanın bedenî ve hissî davranışlarını belki büyük ölçüde kontrol edebilirsiniz ancak, insanın sadece hissî ve bedenî davranışlarını deÄŸil, hem duygularını, hem düÅŸüncelerini, hem de iradesini hep birlikte kontrol etmelisiniz. Bu da insanı “insan” yapan “hür irade” prensibine nazaran çok da kolay olmadığına göre, belki insanı her yandan kuÅŸatıp “zihnî yönlendirme” yapmaktan ve onu insan yapan özelliklerini az veya –genellikle- çok ama “kısmen” kontrol etmekten bahsedebilirsiniz. Ki mevcut örnekler de çoÄŸu bu çerçevede. Kısacası, insanın “mutlak” bir kontrolü bahis mevzuu deÄŸil.
İnsana has idrak edici kuvvetlerin beyne müteallik mahallerinin olması, insanın “zihin kontrolü”ne hedef olmasını izah etmektedir. Beyinde böylesi “cismanî” mahaller olmasaydı, muhtelif kimyevî maddeler yahud elektronik araçlar kullanılarak, beyne doÄŸrudan elektromanyetik frekanslar gönderilerek “kontrol” çabaları bulunduÄŸundan da bahsedemezdik. “Zihin kontrolcüleri”nin baÅŸlıca hedefleri, iÅŸte beyindeki bu bölgelerdir.
Peki, duyuları atlayarak doÄŸrudan beyne müdahalenin nasıl bir açıklaması olabilir diye de sorulabilir. Yâni, TELEGRAM cihazı marifetiyle beyne doÄŸrudan elektromanyetik frekanslar gönderilerek, normalde duyular yoluyla gelen verilerin bildik duyu organlarının aracılığı olmaksızın beyinde oluÅŸturulması mümkün müdür, diye düÅŸünülebilir. Öyle ya, görmek için meselâ “göz organı” ÅŸart deÄŸil midir?
Bu son derece makûl soruların cevabını, bir “belgesel” vesilesiyle öÄŸrendiÄŸimiz EÅŸref ArmaÄŸan’ın hikâyesinden takib edelim:
İngiliz bilim dergisi New Scientist’in “GÖRMEDEN GÖRMEK” baÅŸlığıyla üç sayfa ayırdığı “doÄŸuÅŸtan” kör ressam EÅŸref ArmaÄŸan’ın çizdiÄŸi resimler, zannedileceÄŸi üzere “mücerred-soyut” deÄŸil. Canlı, parlak, gerçek kelebekler, yüzler, göller, daÄŸlar, evler falan çiziyor. Nasıl baÅŸarıyor peki bunu; hem de bugüne kadar onlardan bir tekini bile “bizim gibi” görmeden? Åžayet ArmaÄŸan, gören biri gibi çizebiliyorsa, soru ÅŸu olacaktır: Beyin, dış dünyadan veri olarak alınmamış o “görüntü”leri nasıl kuruyor? Görmeyen biri için “görüntü” de ne demek oluyor?
Harvard Üniversitesi'nden Prof. Dr. John M. Kennedy, ArmaÄŸan'la ilgili ilk sonuçları, Türkiye'de yaÅŸayan ABD'li İngilizce öÄŸretmeni John Eröncel'le paylaşır. On yıl önce tesadüfen ArmaÄŸan'la tanışan Eröncel, geliÅŸmeleri Milliyet'e anlatır ki, haber ÅŸöyle:
- «Amacının ArmaÄŸan'ı dünyaya tanıtmak olduÄŸunu belirten Eröncel, körler üzerinde araÅŸtırma yapan Kennedy ile irtibata geçti. Kennedy'nin davetlisi olarak geçen yıl ABD'ye giden ArmaÄŸan'ın, Harvard Üniversitesi'nde MR'ı çekildi. ÇeÅŸitli nesneleri resmetmesi istendi. Sonuçlara inanamayan Kennedy, aynı cisimlerin baÅŸka açılardan da çizimlerini istedi. Sonuç yine baÅŸarılıydı. Kennedy aÄŸlamaya baÅŸladı. Eröncel, yaÅŸananları ÅŸöyle aktarıyor:
- "AÄŸlayınca inanamadım. Bize, 'Yıllarca dünyanın bir yerinde böyle biri yaÅŸadığını söyledim, ama inanmadılar' dedi. Sonuçları istedik, gizlilik gerekçesiyle paylaÅŸmadılar. Geçenlerde, bir bilgiye ulaÅŸtıklarını; ArmaÄŸan'ın, gören insanlar gibi beynin aynı noktasını kullandığını isbatladıklarını söyledi. Beyin fotoÄŸraflarını da gönderdi."
Sonuçlara göre, ArmaÄŸan'ın beyni, körlerin de görme hafızasına sahib olabileceÄŸini isbatlayabilir. Çünkü diÄŸer görme engellilerin aksine, ArmaÄŸan'ın beyninin görme hafızası bölümü, gören birininki gibi çalışıyor.» [8]
“Gözsüz” gören EÅŸref ArmaÄŸan’ın ÅŸaşırtıcı hikâyesi bizi o derece ÅŸaşırtmamalıydı belki. Öyle ya, rüyada da “gözsüz” görüyoruz veya “kulaksız” duyuyoruz. ArmaÄŸan’ın asıl ÅŸaşırtıcı tarafı, bunu “daha önce” hiç görmemiÅŸ bir insan olarak baÅŸarması. Demek ki, sadece gözümüzle deÄŸil, “beynimizle” de görüyoruz. ArmaÄŸan gibi, sadece “beyniyle” görenler de var. Bu nokta, belki tam da TELEGRAM cihazının başındakilerin yaptığı iÅŸe karşılık geliyor. Hedefledikleri kiÅŸinin beyninin “görme”yle ilgili bölümüne doÄŸrudan “görüntü”, duymayla ilgili bölümüne doÄŸrudan “ses” naklediyorlar.
Zaten beynimizdeki “hiss-i müÅŸterek” mahalli, duyularımızdan sinirler vasıtasıyla ayrı ayrı gelen verileri birleÅŸtiriyor ve “bildiÄŸimiz” hâle getiriyor. Åžöyle ki, iki göz tarafından müÅŸahede edilen görüntüler, iki kulak tarafından algılanan ses titreÅŸimleri, binlerce koku ve tad alıcısı tarafından ayrı ayrı aktarılan kokular ve tadlar, derimizin tamamımdan ayrı ayrı aktarılan duyumlar, burada “son hâl”ini alıyor. İki göz ile bakar ve “tek” bir görüntü görürüz; iki kulak ile ama “tek” bir ses duyarız; kokular, dokunuÅŸlar ve tadları ayrı ayrı ama yine “bütünleÅŸtirerek” idrak ederiz. Duyulur herÅŸeyin idrakinin gerçekleÅŸtiÄŸi kuvvettir “hiss-i müÅŸterek”. Zihin kontrolcüleri ise, beyne “hazır” hâlde naklediyorlar bunları ve doÄŸrudan “hiss-i müÅŸterek”i hedefliyorlar besbelli.
Evet, “dıştakini” idrak eden “beÅŸ duyu”, verileri beyindeki “hiss-i müÅŸterek” mahalline naklediyor. Bu safhadan itibaren, “içtekini” idrak eden baÅŸka idrak kuvvetleri karşımıza çıkıyor: HAYÂL, VEHİM, HAFIZA ve TAHAYYÜL. “İçteki” bu idrak kuvvetleri, “dıştaki” idrak kuvvetleri tarafından “hiss-i müÅŸterek”e iletilen duyulur verilerin daha önce algılanan ÅŸeylerle kıyasını yapıyor, vehmediyor, hafızaya kaydediyor ve tahayyül ediyor.
Bu saymış olduÄŸumuz “iç” ve “dış” idrak kuvvetlerinin hepsinin beyinde aksettiÄŸi bir mahalli vardır ki, bu nokta “zihin kontrolü”nü anlamakta bizce “anahtar” kıymetindedir. Yaygın bir kanaat olarak, hayâl, vehim, hafıza ve tahayyül gibi “iç” idrak kuvvetlerinin doÄŸrudan “ruh”a ircâ ediliyor olması, “zihin kontrolü” meselesinin kimileri için içinden çıkılmaz bir hâl almasının belki de baÅŸlıca sebebidir. Halbuki beyindeki bu mahaller, iç veya dış idrak verilerinin “okunması”nı, ölçülmesini ve bunlara müdahale edilebilmesini saÄŸlayan bir “mecrâ” hüviyeti arzetmektedir.
MÜDAHALEYE KAPALI FAZİLETLER
“Ä°ç” ve “dış” idrak kuvvetlerinin beden ve beyinle doÄŸrudan alâkası sebebiyle; bugünün TELEGRAM teknolojisi sözkonusu mahallere “veri” ulaÅŸtırılabilmekte veya oralardan “veri” tedarik edilebilmektedir. Peki elektronik cihazlar vasıtasıyla hayvanlar üzerinde neredeyse yüzde yüz “kontrol” saÄŸlanırken, niçin aynı baÅŸarı “insan” üzerinde gerçekleÅŸmemektedir?
Bekletmeden cevabı verelim: İnsanı buna dirençli kılan haslet, insanda olan ama hayvanda olmayan “faziletler”dir; “hür irade”sini bu “faziletler”e dayandırabilmesidir. Asıl önemlisi, “iç” ve “dış” idrak kuvvetlerinden farklı olarak, bedene müteallik olmayan ve kaynağı “ruhî” olan bu “faziletler”e dışarıdan müdahale edilememesidir. Biraz daha yakından bakarsak:
“İnsan”ın zirvesi, malûmdur ki Allah Resûlü'dür ve insanoÄŸlu, o zirveden “belhüm adal” denilen hayvandan aÅŸağı kuyuya kadar geniÅŸ bir yelpazeyi, yaradılmışlar bütünü olarak karşısında bulur. İnsanlık zirvesinin kaynağı “faziletler” iken; “belhüm adal” denilen kuyuya iniÅŸin kaynağı da “rezillikler”dir.
İnsanı “insan” yapan bu faziletler, dört ana baÅŸlık altında toplanmıştır. İnsan, “iç” ve “dış” kuvvetler yoluyla idrak ettiklerini, ruhî “faziletler”i nazarında muhasebe ederek hakikate ulaÅŸmaya çalışır. İşte insanı hayvandan ayıran İFFET, HİKMET, ÅžECAAT, ADÂLET gibi faziletler, insan olmanın dört temel unsurudur.
“Ä°ç” ve “dış” idrak edici kuvvetler vasıtasıyla idrak edilenin “akıl” tarafından muhakeme edilmek üzere hazırlandığı yer için “zihin” dersek eÄŸer; akıl tarafından yapılan muhakeme, bu dört fazilet kaynağının ışığında yapılmaktadır.
Faziletler, bedenin sahib olduÄŸu keyfiyetlerden deÄŸildir. Aksi hâlde, hayvan da insan gibi, bedene ve iradeye mâlik olduÄŸundan, onda da bu faziletleri aramak gerekirdi ki, elbette bu sözkonusu deÄŸildir. Öyleyse faziletler, “insanî ruh”a ait keyfiyetlerdir ve dışarıdan gelecek tüm fiilî tesirlerden münezzehtir. İdrak kuvvetlerinden gelen duyum, hayâl ve vehimler ne olursa olsun, zihinde iÅŸte bu “faziletler” ışığında muhakeme edilmekte ve akıl da payına düÅŸeni bu sâyede elde etmektedir.
TELEGRAM’ın, sayıları bugün yok denecek kadar azalmış “insan gibi insan”larda iÅŸe yaramamasının ve belki yalnızca korkunç bir iÅŸkenceden ibaret kalmasının sebebi, tam da budur. Biz –tecrübeyle isbatlanmış- böylesi tek bir “İNSAN” tanıyoruz.
ZİHİN KONTROLÜ METODLARI
“Zihin kontrolü”nde kullanılan metodları tecrid, hipnoz, kimyevî maddeler, psiÅŸik güçleri olan kimseler ve elektronik teknikler olarak iÅŸaretlersek, tüm bu metodların kendi içerisinde kullandıkları “ortak” teknik olarak TELKİN’i merkeze koyabiliriz. “Zihin kontrolü” failleri, baÅŸvurdukları tüm bu yolları, kiÅŸiyi öncelikle “telkin”e hazırlamak için kullanırlar.
TECRİD: Tecrid edilen kiÅŸi uyutulmaz ve uyku ile uyanıklık arasındaki fark kaybolmaya baÅŸladığında “telkin” yapılmaya baÅŸlanır. Tecrid sürecinin insan üzerindeki tesiri; vehim, hayâl ve tasavvurun birbirine karışması ve gerçeklik mefhumunun yitirilmesi ÅŸeklinde gerçekleÅŸmektedir. Tek başına olması münasebetiyle, mânâlandırma safhasında baÅŸka birinden de referans almak bakımından faydalanamayan insan, “telkin”e açık hâle gelir. Bu ândan sonra kiÅŸi, gerçek ile hayâl arasındaki bir berzahta gidip gelir ve kendisine dikte edileni gayri iradî biçimde kabul edebilir veya sorulan sorulara gayri iradî biçimde cevab verebilir.
HİPNOZ: Bu teknikte, “telkin” merkezdedir. KiÅŸinin iradesi, ona “telkin” edilen sunî uyku vasıtasıyla –büyük ölçüde ama mutlak deÄŸil- kırılır. Normalde idrak edilenler dış idrak kuvvetlerinden gelip mânâlandırılırken, hipnoz hâlinde olan kimse algıladıklarının muhasebesini yapamaz. Kendisine mânâsıyla birlikte verilen duyumları sadece kabul eder. Hipnoz süreci aslında uzun süren bir süreçtir. Bugün bu metodu kullananlar, çeÅŸitli kimyevî maddelerle destekleyerek, hipnozu daha kısa sürede etki gösteren ve daha baÅŸarılı sonuçlar alınan bir metod olarak kullanmaktadırlar. Hipnozun hayâl kuvvetine müdahale ettiÄŸini düÅŸünüyoruz. Öyle ki, ebced tevafuku da bunu destekliyor.
KİMYEVÎ MADDELER: Halüsinojenler olarak adlandırılırlar. KiÅŸiye verildiÄŸi takdirde, idrak altüst olur. Vehim gücü baskınlaÅŸarak, olmayan ÅŸeyler tahayyül edilir. Genellikle, sorgulama sürecinde doÄŸru cevabların zahmetsizce alınması için ve diÄŸer zihin kontrol tekniklerinde yardımcı olarak kullanılmaktadır. Bu tip ilaçlar verilen kimse, tıpkı tecrid hâlinde olduÄŸu gibi, bildik gerçeklik ile hayâli birbirine karıştırır. Åžiddetli tedirginlik ve ÅŸübhe tüm bedene sirayet eder. Bu hâl üzere olan kimse, dışarıdan gelecek “telkin” ile kontrol altına alınır.
ELEKTRONİK ZİHİN KONTROLÜ (TELEGRAM): İdrakin, arada duyu organları olmaksızın elektronik cihazlar ile gerçekleÅŸebileceÄŸi hususu, ilk olarak Tesla tarafından ortaya atılmıştır. Sinir sisteminin belli frekanslardaki elektrik akımıyla çalıştığını bilen Tesla, idrake dışarıdan müdahale edilebileceÄŸi fikrini ortaya atmış, ancak üzerinde herhangi bir çalışma gerçekleÅŸtirmemiÅŸtir.
Yıllar sonra, Dr. Delgado, hayvanların beyinlerinde “hiss-i müÅŸterek” olarak ifade ettiÄŸimiz alana yerleÅŸtirilen implantlar vasıtasıyla, neredeyse yüzde yüz baÅŸarılı “kontrol” çalışmaları gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Bunun üzerine, Dr. Delgado, Yale Üniversitesi’ne kabul edilmiÅŸ ve insan üzerinde yapacağı zihin kontrol çalışmalarının desteklenmesi saÄŸlanmıştır.
Bugün geçmiÅŸteki gibi “implant”lara gerek duyulmaksızın, insanın idrak kuvvetlerinin beyindeki mahallerine elektromanyetik dalgalar yoluyla doÄŸrudan ve dışarıdan müdahale edilebildiÄŸi gibi, aynı zamanda insanın düÅŸünceleri de çeÅŸitli “yazılımlar” vasıtasıyla baÅŸkaları tarafından müÅŸahede edilebiliyor. TELEGRAM’da kullanılan frekans aralıkları ve alıcı verici teknolojisi hakkında İngilizcede binlerce sayfalık malûmat var ki, inÅŸallah bir gün Türkçeye de tercüme edilmelerini diliyoruz.
Cinlerle ilgili olarak müstakil bir baÅŸlık açmadık. Ancak ÅŸunu da belirtmeden geçemeyeceÄŸiz. Cinlerin, “hüddam” vasıtasıyla kontrol edilerek çeÅŸitli ÅŸekillerde kullanıldıklarını biliyoruz. Ancak farklı bir veçheden de meseleyi ele almak isteriz. Dünyada insanların ve cinlerin hayatları birbirine paralel devam eder. Ahlâk gibi deÄŸerler “insanlar” arasında yükseldiÄŸinde, cinlerin âlemine de bu durum akseder. İslâm güçlendiÄŸinde kezâ. Åžimdi bu veçheden bakacak olursak, Mütefekkir Salih MirzabeyoÄŸlu’nun, “hüddam” tarafından yönlendirilmeksizin, tamamen cinlerin kendi iradeleriyle de hedef olması mümkündür. Çünkü bugün biz nasıl kâfirler karşısında zayıf durumdaysak, benzer bir durum o âlemde de Müslüman cinler için sözkonusudur. Bu sebeble, bu âlemde İslam’ın hâkimiyetini sadece kâfir “insanlar” deÄŸil, aynı zamanda kâfir “cinler” de istememekte ve bunun için mücadele etmektedirler.
MirzabeyoÄŸlu’nun niçin –ayrıca- cinlerin hedefi olduÄŸuna gelince... Bugün insanların TELEGRAM cihazıyla gerçekleÅŸtirdikleri operasyonun niçin hedefindeyse, tam da o sebeble cinlerin de hedefindedir. Tek başına, “İNSAN”ın destanlık direniÅŸini misâllendirmektedir Salih MirzabeyoÄŸlu.
SONUÇ
Zihin kontrol tekniklerine baktığımızda, hepsinin idrak kuvvetlerine müdahale ederek kiÅŸiyi kontrol altına almaya çalıştığını görüyoruz. Hayvanlarda neredeyse yüzde yüz baÅŸarı saÄŸlayan bu metod, insanda aynı baÅŸarıyı sergileyememekte. Çünkü insan, hissedilen ve vehmedilen üzerinde hayvan gibi hareket etmeyen, aksine, istidadı ve adâleti çerçevesinde hikmet, ÅŸecaat ve iffet süzgeçlerinden geçirerek hakikati arayan bir varlık. Bu yüzdendir ki, zihin kontrolüne karşı dirayet gösterebilmekte ve kontrolünü baÅŸkalarından sakınabilmektedir.
“İnsan”ın tarifini yaparken zirveye Allah Resûlü’nü koymuÅŸ ve Allah’ın "belhüm adal" diye vasıflandırdığı “hayvandan aÅŸağı” insana kadar geniÅŸ bir perspektiften bahsetmiÅŸtik. Allah Resûlü’nün temsil ettiÄŸi zirve, hikmet, ÅŸecaat, iffet ve adâlet gibi faziletlerin her birinin “olması gereken” itidâl halinin –kul planında- mutlak ifadesidir. Åžu hâlde, hayvanda ve hayvandan aÅŸağı olan insanda baÅŸarısı kaçınılmaz olan zihin kontrol teknikleri, “faziletler” çerçevesinde insanın “insan” olma hassası Allah Resûlü’ne yaklaÅŸtıkça, “insana hâkimiyet” gücünü yitirmeye mahkûmdur. Bu husus, kitleleri hedefleyen “sosyal kontrol” için de aynı ÅŸekilde geçerlidir.
Üstad Necib Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü isimli eserinde, “Genç adam, düÅŸün! Evvelâ insanoÄŸlunun düÅŸünmekten büyük haysiyeti olmadığını düÅŸün.” dediÄŸi üzere, insana düÅŸen borç, kendisine bahÅŸedilen bu lütfu idrak etmesi ve yaÅŸadığı hayatın baÅŸtan sona muhasebesini yaparak, kaybettiÄŸi yahud kendisine kaybettirilen hakikat ve faziletlerinin peÅŸinde “insanca” yaÅŸamaya bakmasıdır. Aksi hâlde, insanoÄŸlunu ruhen, zihnen ve bedenen dünyadan kazımak için korkunç teknik ve teknolojiler geliÅŸtiren “ferdî” ve “sosyal” zihin kontrolcülerine direnemeyeceÄŸi ve yeni çağın “mankurt”u olmaktan öteye geçemeyeceÄŸi âÅŸikardır.
KAYNAKLAR
1- Lionni, Paolo. The Leipzig Connection, Sheridan, Oregon: Delphian Press 1988; “Germany-History since 1950”; Wood, Samuel ve Ellen Green. The World of Psychology, 3. basım, www.prenticehall.ca/wood; Weiten, Weyne. “ A New Science is Born: The Contributions of Wundt and Hall,” Psychology . Themes and Variations. 3. basım, http://psychology.wadworth.com/book.
2- Dicks, Hanry Victor. Fifty Years of the Tavistock Clinic. Londra, İngiltere: Routledge & K. Paul, 1970; Wolfe, L., “The Tavistock roots of the ‘Aquairan Conspiracy’.” EIR, 5 Haziran, 1987; Coleman, Dr. John. Conspirator’s Heirarchy: The Story of the Committee of 300. Corson City, Nevada: Amerika West Publishers, 1992; “ Tavistock – The Best Kept Secret America” tavinstitute.org/index.html.
3- Chaitkin, Anton, “British Psychiatry: From Eugeinics to Assassinatio,” EIR, 7 Ekim 1994; Steinberg, Jeffrey, “Anticipatory democracy': Britain' Tavistock Institute brainwashed Newt.” EIR, 12 Ocak, 1996.
4- “Will You Allow Your Child to Be Spiritually Molested?,” The New Federalist.
5 - Marks John. The Search For The Manchurian Candidate: The CIA and Mind Control; Bowart, Walter. Operation Mind Control. New York: Dell, 1977; Cannon, Martin, “Mind Control and the Amerikan Government,” Lobster 23.
6- Colby, Gerard. Thy Will Be Done. Constantine'de aktarılıyor, Virtual Government, CIA Mind Control Operations in America. Venice, California: Feral House, 1997; Ross, M:D., Dr. Colin, "The CIA and Military Mind Control Research: Building the Manchurian Candidate, " Dukuzuncu, Yıllık, Batı Konferansı'nda sunulmuÅŸ bir bildiri metni, 18 Nisan 1996; Krawczyk, Glenn, "Mind Control Techniques and Tactics of the New World Order," Nexus, Aralık-Ocak 1993; Bowart; Constantine; George Bush: The Unauthorized Biography; Chaitkin, Anton. Treason in America. New York: Benjamin Franklin House, 1984; Pincher, Chapman. Too Secret, Too Long. New York: St. Martin's Press, 1984; Exclusive Intelligence Review'in editörleri. Washington, D.C.: EIR , 1992; Lee Shlain,. Acid Dreams. Grove Press: New York, 1985; Lyttle, Thomas, " Blot Art" Mark Westion'la bir röportaj. Paranoia, kış 1995/96; Stevens, Jay. Storming Heaven. New York: Harper & Row 1987. Marks; Chaitkin, Anton. Treason in America; Pincher; Chaitkin, Anton, "Population Control, Nazis, and The U.N.!"; Marks.
7- CIA tarafından Dr. Armen Victorian'a gönderilmiÅŸ olan ve İstihbaratta Beyin Yıkama adlı kitabında yayınlanmış olan 19 Kasım 1990 tarihli mektub.
8- http://www.milliyet.com.tr/2005/01/28/guncel/agun.html (29 Mart 2011)
Kaynak: Akademya Dergisi, II. Dönem, Sayı 2, Mayıs 2011.