Dr. Armen Victorian, İngiltere’de yaÅŸayan bir araÅŸtırmacı-yazar. Yıllardır zihin kontrolü, ÅŸuur yönlendirme, insan zekâsı ve benzeri konularda çalışıyor. ÇeÅŸitli insan hakları örgütlerinde, yeni geliÅŸtirilen zihin kontrolü silahlarına karşı protesto kampanyaları yürütüyor. Kitabta ÅŸöyle bir ithaf yazısı var:
- «Bu kitabı, hangi bayrağın altında yaşıyor olurlarsa olsunlar, devletleri tarafından ÅŸuuru ve bedenleri suistimal edilerek, üzerlerinde iÅŸkence yapılan, psikolojik ve fizikî acılara maruz bırakılan masum kurbanlara ithaf ediyorum. YaÅŸadıklarını açıkça ifade eden cesur ÅŸahsiyetlere teÅŸekkür ederim. Ve yine masumların yanında insan hakları -ki hâlâ bu hakların çoÄŸu devletler tarafından millî güvenliÄŸin korunması bahanesiyle ihlal ediliyor- adına yer alan kurumlara da saygılarımı sunarım. Åžuurun öldürülmesi yahud iÄŸfal edilmesini hiçbir ÅŸey telafi edemez.»
Dr. Victorian, İstihbarat’ta Beyin Yıkama isimli kitabını, “Bilgi Edinme Hürriyeti Yasası”ndan faydalanarak, ilgili kurumlara yaptığı baÅŸvurulardan, taradığı kaynaklardan ve ilgili kiÅŸilerle yaptığı görüÅŸmelerden yola çıkarak hazırlamış. Bu anlamda kitab, baÅŸvurduÄŸu “kaynaklar” bakımından çok önemli. Bu kaynaklar, yazarın, konuyla ilgili kurum ve ÅŸahıslarla yaptığı yazışmalardan elde ettiÄŸi mektublar veya telefon görüÅŸmeleriyle beraber, ulaşılan çeÅŸitli arÅŸivleri de kapsıyor. Kitab da, bir bakıma, bu kaynakların “gövde gösterisi” mahiyetinde. Tabiatiyle çoÄŸu eski tarihli belgelere-bilgilere dayalı bu kaynak taraması, hâlihazırda gelinen safhanın (TELEGRAM’ın) da bir kısım temellerini ve ipuçlarını barındırıyor.
İBDA Mimarı Salih MirzabeyoÄŸlu’nun Ölüm Odası / B-Yedi isimli –hâlen Baran dergisinde haftalık olarak tefrika edilen- eserinde, kendisine uygulanmakta olan TELEGRAM (Zihin Kontrolü ve Yönlendirmesi) iÅŸkencesini anlattığı ve izahını yaptığı meseleler, bu açıdan, Zihin Kontrolü teknikleri ve teknolojisinde gelinen noktayı da göstermektedir. Bu husus önemlidir, çünkü bu konuda yapılan araÅŸtırmalar sıklıkla “faraziyeler” üzerinden yürümektedir ki, Mütefekkir MirzabeyoÄŸlu Ölüm Odası / B-Yedi isimli eseri vasıtasıyla bu “faraziyeler”i ortadan kaldırmaktadır. İlgililerine ve uzmanlarına, baÅŸka hiçbir yerde bulamayacakları fikrî, ilmî ve tecrübî bir hazine sunmaktadır.
Tekrar Dr. Victorian’a dönersek, TimaÅŸ Yayınları’ndan çıkan İstihbarat’ta Beyin Yıkama adlı eserden yaptığımız bu derlemede yer alan bilgiler, Amerikan istihbarat ve askerî servislerindeki zihin kontrolü deney ve uygulama örneklerinin, kaynaklara dayanarak sunulan bir sergisi mâhiyetinde. Türkiye’de “bilgi edinme hürriyeti yasası”nın varlığı bile tartışmalı olduÄŸundan, böyle bir kaynak taraması yapmamız veya herhangi bir istihbarat birimine bu konuda baÅŸvuru yapmamız pek mümkün görünmüyor. Gerçi Amerika’da ifÅŸâ olunanlar da “bugün sürmekte olanlar”ın deÄŸil, çoÄŸunlukla geçmiÅŸ araÅŸtırma ve tecrübelerin belgeleri. Kitabta Türkiye’ye yapılan göndermelerse, ancak resmî makamların aydınlatabileceÄŸi ÅŸeyler. Türkiye ÅŸartlarında, Zihin Kontrolü’nün, Salih MirzabeyoÄŸlu’nun literatüre geçirdiÄŸi ÅŸekliyle TELEGRAM’ın varlığı hemen herkesin malûmu olduÄŸu hâlde, bu konuda resmî bir mercîden herhangi bir bilgi veya belge istemek yahud soru sormak, koskoca bir sükût ile karşılanacaktır. Ölüm Odası / B – Yedi isimli eserinde ÅŸöyle diyor Salih MirzabeyoÄŸlu:
- «Cihaz, resmî olduÄŸu kabul edildikten sonra birÅŸey yapılıp yapılmadığı meselesi baÅŸka, mesuliyeti baÅŸka ÅŸey, bir de yapılan ÅŸeyin cihazına göz yumarak meseleyi burada körlemek baÅŸka ÅŸey… Åžimdiki durumda, ne cihaz, ne de resmiyeti kabul edilmiyor, çünkü bu iÅŸkencenin resmîliÄŸi mânâsına geliyor. Ben bu satırları yazarken, NYMPHALAR komik bir lâf ediyor: “Resmî yola baÅŸvur!”… Ah! Elektromanyetik dalgaları bir yakalayabilsem ve ÅŸu söylediklerini olsun bir duyurabilsem. “Minareyi çalan kılıfını hazırlar!” hesabı, kendilerinin ve cihazlarının kılıfı, resmiyetlerinin olmayışı ve resmiyetin bunu böylece kabul etmesinde.» [1]
Bu derlemeyi, MirzabeyoÄŸlu için “gereken” veya “mümkün olan” herÅŸeyin bir ân önce yapılması ÅŸuur ve ihtiyacını uyarması amacıyla, deÄŸerlendirmenize sunuyoruz. Metin içindeki büyük veya koyu harfle vurgular bize aittir.
TELEPATİ, PSİŞİK ARAŞTIRMALAR
- «Sovyetlerin kozmonot eÄŸitiminde telepatik yöntemler kullanması daha başından CIA’nın dikkatini çekmiÅŸti. Bu yöndeki giriÅŸimler 1967 Mart’ında kodlanmış bir telepati mesajının Moskova’dan Leningrad’a gönderilmesiyle (ışınlanarak) baÅŸlamıştı.» [2]
- «Sözü geçen çalışmalar arasında, Maimonides Tıb Merkezi Rüya Laboratuvarı’nın yaptığı uykuda telepati çalışması da vardı. Çalışmalar uyanık durumda bulunan bir kiÅŸiden rüya gören birisine telepati yoluyla iletilen kavram ve imajlarla rüyaların dışarıdan etkilenebileceÄŸini ortaya koyuyordu. Sovyetler de benzer doÄŸrultuda çalışıyordu.» [3]
- «CIA bu konuda çift yönlü bir metod takib etti. Sürekli olarak bu konuda (PsiÅŸik AraÅŸtırmalar) yeterli bilgi olmadığını iddia ederek, psiÅŸik araÅŸtırmaları önemsiz göstermiÅŸler, fakat gizli olarak 16 yıllık bir zaman dilimi içerisinde psiÅŸik çalışmalar için 20 milyon doların üstünde para harcamışlardı.» [4]
- «Stanford AraÅŸtırma Enstitüsü telepati çalışmalarını Uzaktan Görme (UG-remote viewing) diye adlandırdı. Bu terim, ilk defa 8 Aralık 1971’de bir toplantıda Newyork’lu homoseksüel artist Ingo Swann ve Dr. Janet Mitchell, Dr. Karlis Osis ve Newyork PsiÅŸik AraÅŸtırmalar DerneÄŸi’nden Dr. Gertrude Schmeidler tarafından kullanılmıştı.» [5]
BİR CİHAZ: ELİPTON
- «DIA (Defence Intelligence Agency–Savunma İstihbarat Ajansı) Raporu:
“Sovyet ve Çeklerin psikotronik silahları mükemmelleÅŸtirmeleri, düÅŸmanlarının askerî, elçilik ve güvenlik fonksiyonlarına ÅŸiddetli bir tehdit yöneltmekte. Çıkarılan enerji sessiz ve elektronik cihazlarla izlenmesi güç. Sovyetler tesirli biyolojik enerji algılayıcıları geliÅŸtirdiklerini ve gerekli enerji kaynağının sadece insan operatörden ibaret olduÄŸunu iddia ediyor.”
Kaynak: “Elektromanyetik Radyasyonun Biyolojik Etkileri (Radyo dalgaları ve kısa dalga) - Avrasya Komünist Ülkeleri”, Savunma İstihbarat Ajansı, Ekim 1976.
Yakın zamanda bulunmuÅŸ böyle bir cihaz, Elipton olarak adlandırılmıştır. Bu cihaz hakkında Profesör Vlail Kaznacheyev ÅŸunları söylüyor:
“Elipton’un alıcıları göz ve kulaklara tesir eder. Görüntüleri ve sesleri, uzaya, kozmik regülâtörlere doÄŸru ileterek bio-akımlara dönüÅŸtürür. Bu sinyaller, hassas alıcı ve dekoderlere (çözücülere) odaklanarak, askerî, ilmî yahud politik istihbarat toplamada kullanılabilir. Hedef (bir insan), bir kere bir istihbarat toplama sistemine veya silahın herhangi bir baÅŸka safhasına dahil edilince, onun kölesi olur. Bu onu, intihar dahil, her emri icraya hazır olma hâline sevk eder. Elipton’un iÅŸte böyle bir gücü vardır.”» [6]
- «Yunuslar üzerinde çalışan ve duyuların bastırılması ve ilaçlar üstüne araÅŸtırma yapan Doktor John Lily, Millî Zihin SaÄŸlığı Enstitüsü’nün yöneticisine mühim bir çeliÅŸkiyi ÅŸöyle dile getiriyordu:
“Dr. Antoine Remond, bizim Paris’teki tekniÄŸimizi kullanarak beyni uyarma metodunun insanlara nörolojik operasyon olmaksızın tatbik edilebildiÄŸini göstermiÅŸtir; o, bunu nörocerrahi denetimi olmaksızın Paris’teki ofisinde kendi başına yapıyor. Bu demektir ki, uygun cihazı olan her kiÅŸi, bu iÅŸi gizlice bir insan üzerinde görünüÅŸte hiçbir iz bırakmayan elektrodlarla yapabilir. Öyle hissediyorum ki, bu teknik, gizli servis ajanlarının ellerine geçecek olursa, bunlar insanoÄŸlunu kontrol edecekler ve yaptıkları hakkında çok az bir iz bırakarak son derece hızlı bir ÅŸekilde insanların inançlarını deÄŸiÅŸtirebilecekler.”» [7]
HİPNOZ
«Eski bir FBI ajanı olan Arthur J. Ford, büroyu terk edip Lincoln Lawrence adı altında gazetecilik yapmaya baÅŸladıktan sonra 1965 yılında yazdığı “Biz Kontrol EdilmiÅŸ miyiz?” adlı kitabında, RHIC (Radyo Hipnotik Beyinlerarası Kontrol) projesini gün ışığına çıkardı. Sistemin nasıl iÅŸlediÄŸini ÅŸöyle açıklıyordu:
“Bu, radyo nakli ile ortak istekle tetiklenen bir hipnoz seansı sonrası telkinin hayata son derece uyarlanmış bir uygulamasıdır. Bu yenilenen hipnoz durumu aynı radyo kontrol sistemi aracılığıyla kendi kendine yeniden tekrarlanabilir. KiÅŸi hipnoz etkisi altına girer. Bu birçok ÅŸekilde hayata geçirilebilir. Bu kiÅŸi sonra radyo sinyal üzerinde belirli davranış ve belli tavırlar sergilemesi için programlanır.”» [8]
- «Gazeteci James Moore ve RHIC (Radyo Hipnotik Beyinlerarası Kontrol) hakkında kaleme alınmış el yazması 350 sayfalık bilgiyi yine bir CIA kaynağından aldığı 1963 tarihli baÅŸka bir projeyi sakladığını öne sürdü. Yazıya göre: “Tıbbî olarak bu sinyaller beynin belirli kısımlarına yönlendirilmiÅŸti. Beynin bir kısmı, görme, iÅŸitme gibi herhangi bir dış kaynaktan küçük bir elektrik akımı aldığında, ortaya bir duygu çıkıyordu. Mesela yaÅŸlı kadını döven birtakım gençlerin görülüÅŸündeki öfke ele alınacak olursa, bu öfkeye benzer bir duygu, dış kaynak tarafından beyninize gönderilen sunî radyo sinyali ile meydana getirilebiliyordu. Ve âniden ortada bir sebeb bulunmaksızın, aynı acı öfkeyi hissetmeniz mümkün oluyordu.”» [9]
«Stimoceiver’i (uyarıcı-alıcı çip) icad eden Dr. Jose Delgado’ya göre:
“Hymgdala ve hippocampus’taki çeÅŸitli noktaların radyo sinyali ile canlandırılması, dört deÄŸiÅŸik hasta arasında farklı etkileÅŸimlere sebeb oldu. HoÅŸ duygular, neÅŸe, derin düÅŸünceli odaklanma, tuhaf duygular, aşırı rahatlama, renkli görünümler ve baÅŸka etkileÅŸim gözlendi.” Bütün bu etkiler, dışarıdan yapılan yönlendirmelerle ortaya çıkarıldı. Delgado’nun 1966’da dediÄŸi gibi, daha önceki araÅŸtırmalar ve deneylerle beraber bu çalışmalar; “nihayetinde hareket, duygu ve davranışları elektronik güçler ile yönlendirebilmenin hoÅŸ olmayan sonuçlarını ortaya seriyor; ve insanların robot gibi tuÅŸlarla kontrol edilebilir olduÄŸu görüÅŸünü destekliyordu.”» [10]
HAFIZA SİLME
- «Bunlar yetmezmiÅŸ gibi EDOM (Hafızanın Elektrikle Eritilmesi), RHIC’nin (Radyo Hipnotik Beyinlerarası Kontrol) yeni bir ÅŸekli olarak ortaya çıkmıştı. EDOM bir kiÅŸide “kayıp zaman” duygusu oluÅŸturuyor veya hafızanın kısmî olarak silinmesine sebeb oluyordu. Bu sonuca, aşırı dozda acetochaline vasıtasıyla bir kısım beyin hücrelerinin bazılarının basit bir ÅŸekilde engellenmesiyle veya elektronik “kitleme” ile ulaÅŸmak mümkün olabiliyordu. Yine bu metodla, metabolizmada gerçekleÅŸen kimi kimyevî oluÅŸumların meydana getirmesi gereken sinir sistemi hareketleri durdurulabiliyor. Bu kimyevî tekniÄŸin yanısıra, elektromanyetizma ve mikrodalgalar da “kayıp zaman” etkisi doÄŸurmak için kullanılabiliyor. Ve yine EDOM, uzaktan hipnotizma etkisi oluÅŸturulmasında kullanılan araçlardan biri olarak göze çarpıyor.
Lincoln Lawrance’in CIA’deki kaynağı, EDOM hakkında bazı korkutucu bilgileri ifÅŸâ etmiÅŸti:
“Artık insan vücudu içinde kolayca gezinebilir küçük bir EDOM jeneratör-verici kullanılmaktadır. Bu bir insanla en küçük bir temas esnasında –sıradan bir el sıkışma ve hatta sadece bir dokunma- dokunan kiÅŸinin kısa bir süre için zaman algılamasını bozacak küçük bir elektronik yükü ve son derece hızlı bir sinyal tonu nakledilir.”
Bu metodlar sayesinde –RHIC ve EDOM- bir insanın zihnine istenilen her türlü telkin iletilebilir veya kiÅŸinin hafızasında kayıtlı bulunan herhangi bir olay hakkındaki bilgiler silinebilir. Bu sonuçlar belli kelimelerle (veya basit davranış dizisiyle) hafızada yüklü “komut-emirler” ile elde edilebilmektedir. İlgili anahtar komut-emirler ise, kiÅŸinin zekâ derecesine bakılmaksızın ve emrin uygunluÄŸu veya mantıklı olup olmadığı hakkında herhangi bir sorgulama gerçekleÅŸtirilmeden belirlenmektedir. Sonuç itibariyle, dışarıdan böylesi bir etkiye maruz bırakılan insan, hareket ve davranışlarını körü körüne denilebilecek tarzda, herhangi bir tehlikeyi dikkate almaksızın sergileyebilmektedir.
CIA kaynaklı baÅŸka bir belgeye göre, insanlar bu tarz sistemli yönlendirmelerle intihar (kendini imha etme) emirlerine dahi itaat edebilirler. Böylesi emirler ve onlara gösterilen itaat, genellikle insanın önceden programlanmış görevinin sona ermesi durumunda sözkonusu olabiliyordu. Ama herhangi bir sebebten dolayı kiÅŸi kontrolden çıkarsa, “kendi kendini yok etme” mekanizması, görevi sona erdirilmeden önce de tetiklenebilirdi. Bu metod profesyonelce planlanır ve hayata geçirilebilir ve uzman istihbaratçılara hiçbir ipucu bırakılmayabilirdi!» [11]
İNSAN DAVRANIŞININ DEĞİŞTİRİLMESİ
- «1950’den beri tekrarlanan çalışmalar sonucunda, insan davranışlarının, iÅŸitme korteksinin uyarılması, tehlikesiz doku ısınması oluÅŸturulması, beyin ritminin modifiye edilmesi ve mikrodalgaların baÅŸka birçok biyolojik uygulamalarıyla deÄŸiÅŸtirilebileceÄŸi ve istenen tarzda yönlendirilebileceÄŸi tesbit edilmiÅŸti. Bunun baÅŸarılabilmesi için gerekli olan enerji miktarı, 1 km’den daha fazla uzaklıkta ve 600 metre yükseklikte duran bir böceÄŸi bile algılayabilen radarlarda kullanılan enerji miktarına eÅŸitti. İşte bunun için radar tipi enerjinin bir kiÅŸi veya kalabalık üzerine odaklanabilen bir silah olarak kullanılması mümkün olabilirdi.
Elektromanyetik (EM) enerjinin biyobilimlerde kullanılması oldukça yeni sayılabilecek bir geliÅŸme sayılsa da, biyoelektirik araÅŸtırmalarının tarihi, Galvani ve Volta’nın kurbaÄŸanın ayaklarını elektrik akımıyla uyarmayı hedefleyen araÅŸtırmalar yaptıkları 1786 tarihine kadar uzanıyor. Direkt olarak elektrotları kullanan ilk bilim adamı olan Von Zeyneck tarafından yüksek frekans akımıyla vücudun ısıtılması anlamına gelen “diatermi” terimi ise 1908’de üretilmiÅŸti.» [12]
- «1946 yılına gelindiÄŸinde, J. E. Nyrop, ısıtma etkisi olmadığı hâlde kısa vuruÅŸlu elektromanyetik (EM) radyasyon oluÅŸturulmasıyla bakterilerin, virüslerin ve dokuların üzerinde özel bir etki oluÅŸtuÄŸunu kaydetmiÅŸti. Elektromanyetik enerjisi kullanarak insan zihnini manipüle etme yönünde ilk adımı atan öncüler, kendilerinden sonra geleceklere daha ayrıntılı araÅŸtırmaların sürdürüleceÄŸi yeni bir dönemin kapısını açmışlardı. Daha henüz 1961’e gelinmemiÅŸti ki, Dr. Ellen H. Frey’in ortaya koyduÄŸu bir araÅŸtırma, bilim çevrelerini radyo frekans (RF) enerjisinin doku kültürünün ısıtılmasından çok daha ileri maksatlar için kullanılabilir olduÄŸuna ikna etti.» [13]
- «Sinir cerrahı W. Penfield, Hess’in bulduklarını bir adım daha ileriye taşıdı. Elektrik akımını, beyin ameliyatları esnâsında beyin dışındaki bölgeyi uyarmak için kullandı. Sonuçlar ÅŸaşırtıcıydı. Bu metodun kullanıldığı epilepsi hastaları, geçmiÅŸte yaÅŸadıklarının tamamını yeniden hissetmiÅŸlerdi.» [14]
- «Radiestezi, insanların elektromanyetik enerji meydana çıkartabilme kabiliyetinin ifade edilmesinde kullanılan bir terimdir. OlaÄŸanüstü olaylar üzerinde çalışan NASA’nın uzay uçuÅŸları merkezinden James Beal, hepimizin bedenimizde oluÅŸan elektromanyetik enerji noktalarını ayarlayacağımıza inanmaktadır. Beal, dışarıdan bize gelen enerjinin ÅŸiddetli etkilere sahib olduÄŸuna inanıyor; çünkü ona göre, bedenimizdeki hücre, sinir gibi mikro yapıların her biri, kendi çapında küçük ve karmaşık bir elektrik sistemidir.» [15]
- «Ordu için çok geniÅŸ uygulama sahası olan yeni bir haberleÅŸme ÅŸekli keÅŸfedildi: Radyo dalgaları aracılığıyla beyinle doÄŸrudan haberleÅŸme. 1961 yılında gerçekleÅŸtirilen deneyler, radyo frekans (RF) enerjisine yönelik duyma tepkisinin etkisi ve ölçüsünün yüzlerce metreye kadar varabildiÄŸini isbat etti. Taşıyıcı yayının uygun ÅŸekilde ayarlanmasıyla, RF enerjisi, “karıncalanma”, baÅŸ dönmesi, bulantı ve kusma dahil, hedef insan üzerinde çeÅŸitli biyolojik etkiler doÄŸurabiliyordu.
RF enerjili elektrotlar kullanılarak, beynin elektrikle uyarılması (BEU) önündeki engeller ortadan kaldırılmış oldu. Åžimdi radyo dalgaları kullanılarak BEU ile yapılanlara benzer sonuçları elde etmek mümkün olabilecekti. Bu keÅŸif, Mançurya Adayı’nın oluÅŸturulmasını daha inandırıcı ve gerçekçi kılıyordu. Nabız sayısına ayarlı sinyal gönderici cihazların, gönderilen sinyalle istenilen bilgiyi nakletmeleri artık hayâl olmayacaktı. Hatta beyine herhangi bir kelimeyi göndermek mümkün olabilecekti.» [16]
- «1974 yılına gelindiÄŸinde, California Melano Park’taki Stanford AraÅŸtırma Enstitüsü elektronik mühendisi ve sinir fizyoloÄŸu Lawrance Pinneo, elektroensefalografta (EEG) özel komutlarla beyin dalgalarını orantılı iliÅŸki içine koyarak bir kiÅŸinin AKLINI OKUYABİLECEK bir bilgisayar sistemi geliÅŸtirdi. Günümüzün daha da geliÅŸmiÅŸ imkânlarıyla ilerlemiÅŸ BEU radyo tekniklerini kullanarak bu fonksiyonu tersine çevirmek de mümkündür. Aklı okuyan bilgisayarlar kavramı artık bir bilim kurgu malzemesi deÄŸil. Big Brother hükümetleri tarafından kullanımları da öyle. PsiTech’te görevli Binbaşı Edward Dames, Nisan 1995’te NBC’nin “DiÄŸer Taraf” programında ÅŸöyle diyordu: “ABD hükümeti insanlara dışarıdan telkinde bulunan bir sistem geliÅŸtirdi.” Dames daha fazla açıklama yapmaktan kaçınmıştı.» [17]
ÖLDÜRÜCÜ OLMAYAN SİLAHLAR
- «22 Nisan 1993’te, BBC Televizyonu’nun en önemli akÅŸam haberi, öldürücü olmayan bir silah hakkındaydı. Savunma Bakanlığı muhabiri David Shukman, düÅŸmanı belli bir fizikî zarara uÄŸratmadan, dengesini kaybetmesini saÄŸlama ve herhangi bir saldırıya karşı koyamaz hâle getirme anlayışının iki savunucusu (emekli) ABD Ordusu Albayı John B. Alexander ve Janet Morris ile röportaj yapmıştı.
(Janet Morris’in) tezine göre, öldürücü olmayan silahların faydalı olabileceÄŸi sahalar, “mahallî ve az ÅŸiddetli çatışmalar”dı. (Mahallî tehlikeler, isyanlar, etnik ÅŸiddet, terörizm, narkotik suçlar, mahallî olaylar.) Morris ayrıca “taktik ve stratejik planlamayı belirleyerek Amerikan menfaatlerinin dünya üzerinde yayıldığı çok kutublu bir dünyada” ABD’nin kendi askerî kabiliyetinin, “önceden tesbiti zor tehditleri karşılamak için” yeniden ÅŸekillendirilmesi gerektiÄŸine inanıyordu.» [18]
- «Texas’taki, Vaco Hâdisesi’ndeki kuÅŸatma esnâsında ÅŸuuraltı mesajları gönderen “öldürücü olmayan” bir teknik, sapık tarikat lideri David Koresh’i etkilemek için kullanıldı. BaÅŸarısız olundu.» [19]
- «1979 yılında Prague Üniversitesi'nde yapılan deÄŸiÅŸim programına katılan bir Amerikan biyofizikçi bana ÅŸöyle demiÅŸti:
"Ben Batı Almanya'ya gitmeden hemen önce, bir üniversite öÄŸrencisi süper-kondoktor dalga örnekleri üzerinde (büyük isabetle radyo dalgaları dizen ve hedefe yönelten kriyojenik olarak soÄŸutulan bir cihaz) çalışırken öldürüldü. Åžaşırtıcı olan, ardından meydana gelenlerdi. Sovyetler, fizik laboratuvarı duvarını kökten sökerek kriyo-teçhizatını, dalga örneklerini ve baÅŸka cihazları Çek-SSCB sınırına yakın bir kaleye yolladılar. Projeye yardım eden diÄŸer profesörlerden, birkaç ay sonra Sovyet bilim adamlarının, bir kilometreden fazla uzaklıktaki keçilerin kafalarında görünüÅŸ açılarına baÄŸlı olarak iki kilometre uzaklıktan denge kaybetme ve güçsüz bırakma etkilerini meydana getirebildiklerini öÄŸrendim.”» [20]
ZİHİN KONTROL DENEYLERİ
- «Gaibten sesler duyduklarını iddia eden zihin kontrolü programlarının bütün muhtemel kurbanları, psikiyatrik yardım almaları tavsiyesi ile oyalanmıştır. Fakat elde edilen deliller, "zihinde sesler" üretebilen teknolojinin var olduÄŸunu söylüyor. Uzun zamandan bu yana geliÅŸtirilen teknolojiler vasıtasıyla insan zihnini deÄŸiÅŸtirme veya etkileme teknikleri, Batıda, özellikle ABD'de askerî ve istihbarat teÅŸkilatlarının çeÅŸitli proje ve programlarının konusu oldu. Åžimdi bununla ilgili örneklere bir göz atalım.» [21]
- «Savunma Bakanlığı, artık, çeÅŸitli projeler ve programlar sayesinde ÅŸuur deÄŸiÅŸtirme teknolojisini elde etmiÅŸ durumda. Bu tür programların birinin özetinde ÅŸöyle denilmektedir: "İnsan zihninin yapısını deÄŸiÅŸtirme sistemi, tercihen ses gibi farklı frekans ve dalga ÅŸekilleri olan çeÅŸitli uyarıcıların eÅŸ zamanlı olarak kullanılmasını ihtivâ ediyor."
BaÅŸka bir programın deÄŸerlendirme yazısında ise; "araÅŸtırmalar, beynin özel dalga ritimlerini ortaya koyarak ferdin ÅŸuur durumunu deÄŸiÅŸtirmek için beyni uyaran farklı sistemler geliÅŸtirmiÅŸlerdir." denilmekteydi. Åžuuraltına gönderilen “sessiz mesajlar” da olumlu sonuç alınan faaliyetlerdendi. Dr. Oliver M. Lowry, ABD hükümetinin bazen SQUAD olarak da bilinen orduda ve istihbarat birimlerinde Alçak Ses Yayma Tayfı (SSSS) olarak isimlendirilen çeÅŸitli gizli projelerinde görev almıştır. Alçak Ses Ortaklığı'nın BaÅŸkanı Edward Tilton, bana yazdığı mektubta; "Sistemin hayli baÅŸarılı bir ÅŸekilde Çöl Fırtınası Harekâtı’nda (Irak) kullanıldığını” ifâde ediyordu. Lowry, böyle bir teknolojinin kullanımına yönelik bir perspektif de saÄŸlamış oluyordu: "Çok alçak veya çok yüksek radyo frekans derecelerinde veya çok yakındaki bir insan kulağının dahi duyamayacağı derecelerde frekans tayfının söz konusu olduÄŸu sessiz haberleÅŸme sistemlerinde, iÅŸitilir olmayan gereçlerle frekans yahud sesin, seçilmiÅŸ beyinlere ekstra bir uyarıcı oluÅŸturma amacıyla, mesajların güçleri artırılır veya frekansları istenilen ÅŸekilde ayarlanır ve böylece ses dağılımı veya titreÅŸim ile haberleÅŸmenin yayılması saÄŸlanır. Ayarlanmış bu nakil cihazlarıyla, istenen mesaj doÄŸrudan gerçek zamanda yayınlanabilir veya dinleyiciye geciktirilmiÅŸ veya sonradan tekrarlı yayın yapabilmek için rahat bir ÅŸekilde mekanik, manyetik yahud optik haberleÅŸme araçlarına kaydedilip saklanabilir."
İnsanların zihinlerine anlaşılabilir sesleri "enjekte etmek" için, âlet ve uygulama biçimlerinin pek çok yolu denenerek kullanılmıştır. 100 ile 10.000 Mhz dereceleri arasında özel bir dalga çeÅŸidiyle ayarlanmış mikrodalgalar içeren radyo dalga yayıcıları ile, sesler herhangi birinin zihnine odaklanabilir. Bu dalga türü, frekans ayarlı patlamalardan oluÅŸuyor. Her patlama on veya yirmi kez, sıkıca birbirine baÄŸlı tek tarz vuruÅŸlardan meydana geliyor. Patlama geniÅŸliÄŸi 500 nano-saniye ile 100 mikro-saniye arasında gerçekleÅŸiyor. VuruÅŸ geniÅŸliÄŸi ise 10 nano-saniye ile 1 mikro-saniye arasında meydana geliyor. Patlamalar, zihnine ışın gönderilen kiÅŸide duyma kabiliyetini harekete geçirmek için radyo girdisiyle sık sık ayarlanıyor.
Sunî korku oluÅŸturulması ve zihin kontrolü teknolojisinin son safhası, seçilmiÅŸ herhangi bir kurbanın veya gerçek bir grubun beyin dalgalarının veya insan EEG'sinin kopyalanmasıdır. Kuvvetli bilgisayarların kullanımıyla, öfke, acı, kaygı, küçümseme, umutsuzluk, ÅŸiddet, sıkıntı, kıskançlık, hayâl kırıklığı, üzüntü, suçluluk, nefret, piÅŸmanlık, dargınlık, üzüntü, utanç, aldırışsızlık, kızgınlık, acıma, hiddet, hasret, kin ve ÅŸiddet gibi insan duyguları belirlenip EEG sinyalleri içinde "duygu ifade grubları" olarak ayrıldılar. İlgili frekans ve geniÅŸlikleri ölçüldü, uygun ve ayrı bir ÅŸekilde etiketlendikten sonra, frekans/geniÅŸlik grubları birleÅŸtirilip baÅŸka bir bilgisayarda saklandı.
Sonuç olarak, bu duygu kalıbları alçak ses taşıyıcı frekansların içine yerleÅŸtirilip, baÅŸka bir insanın zihninde aynı duyguların oluÅŸturulması için kullanılabilecek safhaya gelindi.» [22]
MAHKÛM, TUTUKLU, HASTA, ASKER
KOBAYLAR ÜZERİNDE YAPILAN DENEYLER
- «86 numaralı diÄŸer bir alt projede ise, Dr. Wallace Chan, yalan makineleri ve konuÅŸulanların doÄŸruluÄŸunu test edebilen benzer sistemlerin kurulabilmesi için CIA fonlarından yararlanmıştı. Kayda alınan tarihsiz bir andıçta Dr. Chan, net kimlik oluÅŸturulmasında gizli iÅŸaretleme olarak bilinen sunî yollar öneriyordu. Bu metodlar arasında insanlı radyasyon deneyleri de telaffuz ediliyordu! Daha net bir ifadeyle, yarı ömrüne kadar indirgenmiÅŸ radyoizotoplar, insan vücudundaki önceden belirlenmiÅŸ bölgelere ışınlanacak yahud enjekte edilecekti. Yine CIA fonlarıyla desteklenen ve sonraları MKSEARCH-3 olarak isimlendirilen MKULTRA 140 nolu alt projesinin CIA danışmanı Dr. James Hamilton, teorik olarak “uyuyanlar laboratuvarı” (sleeperlaboratory) denilen sistemi kurup çalıştırmaya baÅŸlayacaktı. Fakat Hamilton bunun yerine, inisiyatifine verilen fonları Vaceville Kaliforniya CEZAEVİ Tıbbî Yardım Enstitüsü'nde, MAHKÛMLAR üzerinde deneyler yapabileceÄŸi bir laboratuvarı açmakta kullandı. 30 Mart 1965 tarihli bir mektubta Hamilton, Geschichter Enstitüsü'ne parayı nasıl harcadıklarının ayrıntılı bir dökümünü sunarak ÅŸöyle diyordu: "100 MAHKÛM kobay üzerinde yeni bir deney serisini sürdürüyoruz. Kobaylarda radyoaktif iyodin troidi, T-4 ise kandaki kırmızı hücrelerin sayısını artırıyor. Ve daha geliÅŸtirmekte olduÄŸumuz pek çok ölçümlerle önceki çalışmalardaki deÄŸiÅŸkenler arasındaki oran ve iliÅŸkileri ortaya koymaya gayret ediyoruz." Bugün bile Hamilton, MAHKÛMLAR üzerinde yapılan deneyler hakkında kendisine soru sorulduÄŸunda, hiçbir hatırasından söz etmeyerek, olan biteni inkâr yolunu tercih ediyor.» [23]
- «1993 Kasım'ının ortalarında, 42 yaşındaki Eileen Welsome, altı yıllık bir araÅŸtırma sonucunda beÅŸ insanın hayatını ve ölümünü konu alan bir seri makale yayınladı. Bu beÅŸ kiÅŸiden biri demiryolu taşıyıcısı, biri inÅŸaat boyacısı, biri marangoz, biri politikacı ve en sonuncusu ise bir inÅŸaat ustasıydı. Hepsi de Amerikan Enerji Bakanlığı tarafından çeÅŸitli ilmî deneylerde para karşılığı kobay olarak kullanılmışlardı. Makaleler, 35 bin tirajı olan ve New Mexico'da çıkartılan Albuquer-que Tribune gazetesinde yayınlanır yayınlanmaz, pek çok millî gazetenin de ilgi odağı hâline geldi.
7 Aralık 1993'de Enerji Bakanı Hazel O'Leary, ilgililere, savaÅŸtan bu yana ilmî deneylerde kobay olarak insanların kullanıldığı gizli proje dosyalarının ortaya çıkartılması talimatını verdi. Bakan, programların sayısının inanılmaz derecede fazlalığından ve arkalarında bıraktıkları acılardan tamamen habersizdi. Konuyla ilgili tam OTUZ İKİ MİLYON GİZLİ BELGENİN gün ışığına çıkarılarak yeniden gözden geçirilmesi ve sözkonusu kurbanların kayıplarının telafi edilmesi talimatını verdi. O'Leary, çoÄŸu zihnen hasta yahud ölümcül bir hastalığa yakalanmış 800 civarında kiÅŸinin baÅŸvuracağını tahmin ederken, daha birinci haftada bakanlığı arayanların sayısı ON BİNE ulaÅŸmıştı.» [24]
- «Bir baÅŸka deneme serisinde, ASKERÎ PERSONELİN yanısıra çok sayıda sivil de radyasyonun insan bedeni üzerindeki etkisini araÅŸtıran deneylerde kobay olarak kullanılmıştır. 1963 ve 1976 yılları arasında, Oregon and Pacific Northwest Foundation Üniversitesi'ne mensub Dr. Carl Heller, Oregon Eyalet TUTUKEVİ'nden 67 MAHKÛMUN hayaları üzerinde iyonlanmış radyasyon deneyi yapmıştı. Benzer denemeler, Washington Üniversitesi'nden C. Alvin Paulsen tarafından 1963-70 yılları arasında radyasyonun üreme üzerine etkisini müÅŸâhede etmek için Washington Eyalet HAPİSHÂNESİ’nde tutulan 64 TUTUKLU üzerinde de gerçekleÅŸtirildi. Kaynaklara göre, BirleÅŸik Devletler Hükümeti, SoÄŸuk SavaÅŸ süresince gazi ve emeklilerin tedavi edildiÄŸi 33 farklı HASTAHÂNEDE sayısız radyasyon deneyi gerçekleÅŸtirdi. Gazi ve Malûller Dairesi, alaycı bir üslubla, "deneylerin amacı, radyasyonun ASKERÎ PERSONEL üzerindeki etkisini belirlemek ve bazı hastalıkların teÅŸhis ve tedavilerine yardımcı olmak" ÅŸeklinde bir açıklama yapmıştı. Aslında aynı kurumdan bazı yetkililer, 1993 Aralık ayında yaptıkları açıklamada, en az on dört kiÅŸinin bu tür deneylerde hayatını kaybettiÄŸini açıklamışlardı.» [25]
- «Millî Atom Enerjisi Gaziler BirliÄŸi BaÅŸkanı Oscar Rosen, nükleer denemelerde kullanılan ASKERÎ PERSONEL sayısının 450 BİN İL 500 BİN arasında deÄŸiÅŸtiÄŸi tahmininde bulunmakta. Buna EK olarak, sayıları YÜZ BİNLERLE ifade edilen KOBAYLAR, Nevada'da Washington Hamford'da ve Idaho Millî Mühendislik Laboratuvarları'nda yürütülen ÅŸuurlu radyasyon sızdırma deneylerinin sadece elli mil uzağındaki bölgelere yerleÅŸtirilmiÅŸti.
Ek 7'de iki belge göze çarpıyordu: 13 Mayıs 1966 tarihli Dr. Charles L. Dunham tarafından “Biyomedikal Çalışmalarda Gönüllü Kobay Kullanımı” baÅŸlığı altında hazırlanmış andıç ve Lloyd Bruton'dan AEC'ye yazılmış 26 Mart 1953 tarihini taşıyan bir mektub. Mektubta Llyod Bruton, kobay olarak denemelerde görev almaya gönüllü olduÄŸunu ifade ediyordu. 8 nolu ek belgedeyse, “Bombardıman ve Radyolojik Karşı Ölçümler” koduyla, Stanford AraÅŸtırma Enstitüsü'nün insanlı deneyler yaptığına iÅŸaret ediliyordu. Enerji Bakanlığı'nın iddialarına raÄŸmen sözkonusu deneyler, sadece 40'lı ve 50'li yıllarda gerçekleÅŸtirilmemiÅŸti. 1973 yılında bile Federal araÅŸtırmacılar, yüksek radyasyonlu çevre ÅŸartlarında oluÅŸabilecek riskleri müÅŸâhede etmek amacıyla Washington ve Oregon Eyalet HAPİSHÂNELERİ'nde tutulan MAHKÛMLARI yüksek dozlarda radyasyona maruz bırakan deneylere imza atmışlardı. Maryland Eyaleti sınırları içinde Takoma Park'da bulunan Enerji ve Çevre AraÅŸtırmaları Enstitüsü personelinden Argus Makhijiani'nin açıklamasına göre, "Bu tür denemelerin BirleÅŸik Devletler’in radyolojik saldırı gücünü geliÅŸtirmek için tasarlandığına dair sayısız delil ve belge mevcuttur.”» [26]
- «Ä°ngiltere'nin yahud diÄŸer ülkelerin denemelerdeki rolleriyle ilgili fazla bir ÅŸey bilinmiyor. Atomik Radyasyon Çalışmaları Merkez BaÅŸkanı Daniel Burnstein'e göre, "BirleÅŸik Devletler Enerji Bakanlığı'nın bu araÅŸtırmalara olan ilgi ve katılımı, tatmin edici bir sonuca ulaÅŸabilmek için olmazsa olmaz ÅŸartlardan." Enerji Bakanlığı birimlerince ne maksatlarla kullanıldığı pek belli olmasa da, baÅŸka ülkelere pek çok kez radyoaktif izotoplar gönderildiÄŸi bilinmekte. AEC belgelerine göre, sözkonusu izotopların gönderildiÄŸi ülkeler arasında Arjantin, Avustralya, Belçika, Brezilya, Åžili, Kolombiya, Küba, Danimarka, Mısır, Finlandiya, Meksika, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Pakistan, Peru, İspanya, İsviçre, TÜRKİYE, Güney Afrika, İngiltere ve Uruguay yer almakta. Konuyla ilgili bilgi istediÄŸimde, İngiliz Atom Silahları Kurumu, İngiltere'nin herhangi bir insanlı radyasyon deneyi yapmadığını ifade etti.» [27]
- «1 Haziran 1951'de, Montreal'daki Ritz Carlton Hotel'de düzenlenen gizli bir toplantı esnâsında Kanada ve İngiltere, CIA ile güçlerini birleÅŸtirme kararı aldı. BirlikteliÄŸin temelini psikolojik zorlama, fikir ve davranış deÄŸiÅŸikliÄŸi, itiraflar, insan zihnine müdahale, zihnin yok edilmesi, vb. kavramlarla iliÅŸkili araÅŸtırmalar oluÅŸturacaktı. Toplantıya katılanlar, askerî, haberalma ve ilmî kurumların oldukça yüksek dereceli temsilcileriydi: Dr. Haskins, Dr. Donald Hebb (Kanada'daki Savunma AraÅŸtırma Platformu Üniversite Danışmanı), Dr. Ormon Solandt (BaÅŸkan, Savunma AraÅŸtırma Platformu, Kanada), Dr. Dancy (MI6-İngiltere), Dr. N. W. Morton (Kanada Savunma AraÅŸtırma personelinden), Dr. Tyhurst, Komutan Williams ve Sir Henry Tizar (İlmî Politika ve Savunma AraÅŸtırma Politikası Komitesi BaÅŸkanı, İngiltere Savunma Bakanlığı).
Bu toplantı BLUEBIRD, ARTICHOKE ve MKULTRA projeleri süresince devam ede gelen yakınlaÅŸmanın baÅŸlangıcı olmuÅŸtu. Bir ÅŸekilde gözden kaçıp imha edilmemiÅŸ çeÅŸitli MKULTRA ve diÄŸer programlara ait belgelere göre, Kanada Hükümeti, kesinlikle bu programlara iÅŸtirak etmiÅŸti. Bununla birlikte, İngiltere'nin katılımı, İngiliz Hükümeti’nin gizlilik politikası sebebiyle hep belirsiz kaldı. Ritz Carlton toplantısının hemen başında ele alınan problemli konularla ilgili olarak katılımcıların hepsi görüÅŸlerini belirtti ve sonuçta ortaya aÅŸağıdaki ifadeler çıktı:
DüÅŸünce deÄŸiÅŸimi konusu esasıyla fertlere has olarak ele alınırken, topluma bakan yönü, sadece davranış deÄŸiÅŸikliklerine yol açabilecek bir propaganda yahud kamuoyu deÄŸiÅŸikliÄŸi sözkonusu olduÄŸunda deÄŸerlendirilmeye alınacaktır. Metodları, uygulama vasıtaları; fizikî, nörofizikî, psikolojik yahud fertte fikir ve davranış deÄŸiÅŸikliÄŸi oluÅŸturabilecek diÄŸer tüm araçlardır. 1975 yılına ait bir CIA raporuna göre, bu çok gizli toplantıdan hemen sonraki üç ay içerisinde BLUEBIRD projesi yeniden tasarlandı: AÄŸustos 1951'de BLUEBIRD projesine ARTICHOKE ismi verildi ve projenin yürütülmesi, OSI yetkililerinden alınıp, Güvenlik Ofisi organizasyon sorumlularına devredildi. Organizasyonun dış haber alma deÄŸerlendirilmesi sorumluluÄŸu OSI'nin üzerine kalıyordu; OSI, 1953'te LSD denemelerinin gönüllü ajanlarla yürütülmesi teklifinde bulundu.» [28]
TECRİT
- «Gönüllü öÄŸrencilerin deney koÅŸullarıyla, diÄŸer SD (His İptali) deneyleri kurbanlarının içinde bulunduÄŸu ÅŸartlar gözle görülür biçimde farklıydı. Gönüllülere klimalı bir oda, rahat yataklar ve deneyler süresince kaliteli beslenme imkânı veriliyordu; ayrıca deneyi sona erdirmeyi istemeleri durumunda basabilecekleri bir imdat düÄŸmesi de vardı. Gözlerine loÅŸ ışıkta görmelerini saÄŸlayan kar gözlükleri takıyorlardı: "Kobay, kaydedilen propaganda konuÅŸmasını duyup duymadığının kendisine sorulması yahud birtakım önemsenmeyecek minik testler hariç, konuÅŸma hakkına sahib deÄŸildi. DiÄŸer bir deyiÅŸle, uzun süreli bir mutlak tecrit, kobayı kuÅŸatıyordu.”» [29]
- «Gönüllülere politik yahud dinî inançlarını ters yönde etkileyebilecek hiçbir propaganda programı uygulanmadı: Bunun akılcı olmadığı düÅŸünülmüÅŸtü ve ferdin korunması maksadıyla, kısmen zararsız hayâletler, his ötesi algılama yahud Lamark’ın tekâmül teorisi gibi konular, propaganda malzemesi olarak kullanılıyordu. Bu tavizlere raÄŸmen, birkaç gönüllü, alışılmamış görülür ve iÅŸitilir halüsinasyonlar görmeye baÅŸladı. Ve yine çoÄŸu, uyanma ve uyuma safhalarını artık ayırd edemez olduklarını ifade etmeye baÅŸladılar. Cambridge'deki SaÄŸlık AraÅŸtırma Merkezi'ne baÄŸlı Uygulamalı Psikoloji Birimi'nde çalışan Dr. Macworth'ün çalışmaları ciddiyetle ele alındı. Macworth, monotonluÄŸun ve sıkıcılığın tecrid ortamında kalan fertlerdeki etkisi üzerine çeÅŸitli veriler elde etmeyi baÅŸarmıştı. Daha baÅŸka benzer programların varlığı ve üç ülke arasındaki iÅŸbirliÄŸinin ileri seviyede olduÄŸu, Dr. Solandt tarafından teyid edilmiÅŸti. Böylesi bir doÄŸrulamayı gerçekleÅŸtiren Kanadalılar, onlara Amerika ve İngiltere'den bilgi saÄŸlamada yardımcı olmuÅŸ olabilirler. Solandt, bir mektubunda ÅŸöyle diyordu: “Hebb'in araÅŸtırmasının ortaya koyduÄŸuna göre, tecrid edilmiÅŸ kiÅŸilere propaganda uygulanması, davranışlarda ciddi derecede deÄŸiÅŸikliklere yol açabilmektedir. Ek olarak, Hebb, bu tarz ÅŸartlar altında ÅŸahsî baÅŸ etme kabiliyetinde ciddi düÅŸüÅŸler gerçekleÅŸirken, halüsinasyon ve ÅŸübheci algılama oranlarında kayda deÄŸer artışlar meydana geldiÄŸini de ortaya koymuÅŸ."» [30]
- «Resmî belgeler, daha ileri seviyedeki SD (His İptali) araÅŸtırmalarının bellibaÅŸlı üç hedefi olduÄŸunu göstermekte. İlk olarak, uyku hâli ve his iptali etkileÅŸiminin ileri seviyede araÅŸtırılabilmesi için daha fazla deneye gerek duyulmakta ve hemen sonra, bu tekniklerin sorgulamada aktif kullanımı gelmektedir. Son olarak da, özel birliklerce yine özel savaÅŸ hâli tekniklerinde kullanıma uygun olup olmadıklarının belirlenmesi sözkonusu oluyor. İlgili bilginin toplanması askerî birimler sayesinde gerçekleÅŸmiÅŸ ve bu birikim, daha sonraki modern psikolojik operasyonlara zemin hazırlamıştır. Meselâ, 9 AÄŸustos 1971'de İngiliz Hükümeti, epeydir sürdürülen kapsamlı araÅŸtırma denemelerinin önündeki tüm engelleri kaldırmıştır. DeÄŸiÅŸik aralıklarla bu tarz denemelerin terörizm karşıtı olarak politik amaçlarla gerçekleÅŸtirildiÄŸi hükümet tarafından yalanlansa da, ele geçirilen İrlandalı bağımsızlık yanlılarına, çeÅŸitli deneylerde farklı iÅŸkencelerle birlikte “his iptali” testi de uygulanmıştır. Buna ek olarak, bazıları baÅŸları üzerinde durdurulurken, kulaklık ve ses kolonlarından yüksek seste gürültüye maruz bırakılıyorlardı. Çıplaktılar, kötü muamele görüyorlar ve yarı aç bırakılıyorlardı. Lord Parker, İrlandalı bağımsızlık yanlılarına uygulanan SD (His İptali) metodlarının, iç güvenliÄŸin de dahil olduÄŸu bir seri durumla baÅŸ edebilmek için savaÅŸtan bu yana geliÅŸtirilen teknikler olduÄŸunu kabulleniyordu. Sözkonusu metodların çoÄŸu, Filistin, Malezya, Kenya, Kıbrıs ve daha sonraları Britanya Kamerun’u (1960-1961), Brunei (1963), Britanya Guyana’sı (1964), Aden (1965-1966) ve İran Körfezi (1970-1971) bölgelerinde gerçekleÅŸtirilen iç isyan karşıtı operasyonlarda kullanılmışlardı.» [31]
- «1963 yılında Amerikan Savunma Bakanlığı, İngiltere'nin de katılımcı olarak yer aldığı, psikolojik operasyonlar konulu ilk uluslararası konferansı düzenledi. Konferansta 28 ana baÅŸlık incelendi. Âniden patlak veren ve insan hakları örgütlerinin yayınladıkları makalelerle kamuoyunun dikkatini üzerine çektikleri Kuzey İrlanda operasyonları, Uluslararası Af Örgütü'nün, Kanunî Adalet BirliÄŸi'nin, Kuzey İrlanda Adalet Temsilciler Meclisi'nin ve Avrupa TopluluÄŸu İnsan Hakları Mahkemesi'nin operasyona müdahale etmesini saÄŸladı. Kurbanların ÅŸikâyetleri de dinlenecek ve zararlarının telafisi yoluna gidilecekti. İnsanlık dışı pek çok denemeye tâbi tutulduktan sonra terörizmle suçlanan çok sayıda bağımsızlık yanlısı, hiçbir cezaya çarptırılmadan serbest bırakıldılar. İlk safhada kobay olarak kullanılan kurbanların ondördüne, sorgulama esnasında kendilerine yapılan muameleyle ilgili hiçbir ÅŸikâyetleri olmadığına dair belgeler imzalattırılmıştı. Kurbanlar bunu çok korktukları yahud kâğıtlardaki muhtevâyı tam kavrayamadıkları için yaptıklarını imâ eden sözler söylediler. Bu kiÅŸilerin çoÄŸu, yıllarca devam eden psikolojik rahatsızlıklar çektiler ve hâlâ da çekiyorlar. Bir kısmı denemelerden kısa süre sonra öldü, birkaçı da tutukluyken ve sorgulama sürerken intihara teÅŸebbüs etti. Sonraları düzenlenen bir Uluslararası Af Örgütü raporu, konuya ÅŸöyle yaklaşıyordu: "SoruÅŸturmanın sonucunda, komisyon tüm sorgulamalarda gerçekleÅŸtirilen kötü muamelenin derecesinin neredeyse barbarlık düzeyinde olduÄŸuna hükmetmektedir. Ve resmî soruÅŸturma birimi olan Kompton Komitesi’nin kötü muamele soruÅŸturmalarında zalimâne tacizlere rastlanmadığı ÅŸeklindeki hükmüyle derin bir fikir ayrılığı içindeyiz."» [32]
- «1970'de, Japonya'nın Kyoto ÅŸehrinde gerçekleÅŸtirilen Dünya Din ve Barış Konferansı’nda, -her dinden temsilciler hazır bulunmuÅŸlardı-, aÅŸağıdaki deklarasyon tüm dünyaya ilan edilmiÅŸti:
"Mahkûmlara resmî yönetim organları eliyle gerçekleÅŸtirilen iÅŸkence ve kötü muameleler, sadece insanlığa karşı iÅŸlenmiÅŸ suçlardan sayılmayacak, failler aynı zamanda ahlakî kanunlara da karşı gelmiÅŸ kabul edileceklerdir."
İngiltere, kısa zamanda psikolojik operasyonlarda uzman ülke sayılarak, deÄŸiÅŸik yapıda sunumlar ve askerî nitelikli seminerler vermek üzere düzenli olarak baÅŸka ülkelere davet edilmeye baÅŸlandı. Programların gerçekleÅŸtirildiÄŸi dikkat çekici yerler arasında Carolina Eyaleti'ndeki Fort Bragg, Arizona'daki Fort Huachuca ve Almanya'daki Rad Tolz bulunuyordu. İngiliz yetkililer, kısa süre için de olsa, PIDE'ye (Portekiz Gizli Polisi) de farklı bilgilendirme programları sunmuÅŸlardı. Bu arada ilginçtir, Latin Amerikan gerillalarına da iç isyan ve iÅŸkence tekniklerine yönelik eÄŸitim verildiÄŸi ortaya çıktı. Portekiz ordusunun komünist üyeleri, bu grublar içersinde oldukça aktifti.
Parlamento SoruÅŸturması’na cevaben, İngiltere Savunma Bakanı Archie Hamilton, aralarında Portekiz'in ve insan hakları ihlalleriyle bilinen Çin, Åžili, Irak, Uganda, Güney Kore, Mısır, TÜRKİYE gibi ülkelerin de bulunduÄŸu yüz ülkeye İngiltere'nin deÄŸiÅŸik türde askerîi eÄŸitim saÄŸladığını ifade etmiÅŸtir. Bakan'ın Kamboçya'yı da listeye dahil etmesi gerekiyordu. Bkz. John Pilger'in Kamboçya: Sene 19 adlı kitabı.» [33]
- «HİS İPTALİ DENEMELERİ Wakefield ve Wormwood Scrubs MAHKÛM KONTROL ÜNİTELERİ tarafından da kullanılmışlardı. İngiliz İçiÅŸleri yetkilileri, iÅŸin özünü ve varlığını çok gizli bir ÅŸekilde MAHKÛMLARDAN saklamışlardı. AÄŸustos 1974'te Wake Field’teki kontrol birimi, ilk görev alan ünite olmuÅŸtu. Belirlenen konsept, HAPİSHÂNE yönetimine sürekli sorun çıkaran mahkûmların his iptali DENEYLERİYLE dirençlerinin kırılmasıydı. Kasım 1974'te The Sunday Times iç haberler grubu, bu birimleri hedefleriyle birlikte ifÅŸâ eden yayınlar yaptı. Kamuoyunun yoÄŸun baskı ve eleÅŸtirisi nedeniyle İngiliz hükümeti, bu birimleri dağıtmak zorunda kaldı. KiÅŸilerin hislerinin iptal edilmesine yönelik deneyler, genel olarak iki safhada gerçekleÅŸtiriliyordu. Odaktaki hedef, hissin tamamen iptal edilmesiydi. İlk 90 gün boyunca, kobaya neredeyse hiçbir haberleÅŸme imkânının tanınmadığı bir tecrit rejimi uygulanıyordu. Mahkûm ve gardiyanlar arasında konuÅŸmak yasaklanmıştı; sadece el ve yüz hareketleriyle anlaÅŸabilmelerine izin vardı. Kurban bunda baÅŸarıya ulaşırsa, sınırlı ölçüde bir haberleÅŸme imkânına kavuÅŸuyordu. BaÅŸarısızlık hâlinde, ilk safha sürekli tekrar ediliyordu. Tutukevleri SaÄŸlık Hizmetleri eski müdürlerinden Dr. Pcikering, onca kurbanın psikolojik olarak yaralanıp elle tutulur hiçbir neticeye ulaşılamaması sonucu, 20 Mayıs 1976'da BBC'de kendisiyle yapılan bir söyleÅŸi programında kontrol birimlerinin bir hatâ olduÄŸunu söyleyecekti. 1974'te ilk kurban olan John Manterson iÅŸkenceye maruz kalırken Dr. Pickering'in görevde olduÄŸunu hatırlarsak, bu sözlerin ne kadar ironik olduÄŸu ortaya çıkar. Hâlbuki o zamanlar içiÅŸleri sekreteri olan Roy Jenkins, bu birimleri ve gerçekleÅŸtirilen operasyonları açıkça destekliyordu. “Ben” diyordu, “ilgili görevlilerin ve prosedürlerin kontrol birimlerindeki tutukluları en iyi ÅŸartlarda gözettiklerine dair hiçbir kuÅŸku duymadım. Wakefield'in iyi eÄŸitim görmüÅŸ kadrosu, bu iÅŸi kusursuz halletmiÅŸtir.” Bir yıl sonra bile inatla, “vali ve ilgililerin dikkatle yaptıkları incelemeler sonucunda his iptali, zulüm yahud ÅŸiddet uygulamasına dair kamuoyuna yansıdığı üzere herhangi bir müÅŸahhas veriye rastlanmadığı hususunda huzur içindeyim, herkes üzerine düÅŸeni profesyonelce yerine getirmiÅŸtir.” diyebiliyordu. 1951'de Ritz Carlton Oteli'nde atılan tohumlar 1971'deki Ulster Deneyi kobaylarıyla tam meyvesini vermiÅŸti. Robert Daly'nin vurguladığı ÅŸekliyle, “Kuzey İrlanda bölgesinde yürütülen his iptali uygulamaları bir paket programdı ve kendi içinde bir bütünlüÄŸe sahibti. Gece yarısı âniden uyandırılarak dövülme, bulunulan yer ve zamanın meçhulleÅŸtirilmesi, yalan ve küfüre maruz bırakılma, ‘çözülme iÅŸlemi’nin parçalarıydı; dehÅŸete düÅŸürme ve küçük düÅŸürme uygulamalarıyla tüm psikolojik savunma mekanizmalarının devreden çıkarılması öngörülüyordu. Åžahsın çırılçıplak resimlerinin çekilmesi, kaçarken idrarını çıkarmaya zorlama, tuvalete gitmeye izin verilmemesi, deÄŸiÅŸik sadizm uygulamaları ve cinsî tacizin her çeÅŸidi sözkonusu olabiliyordu.”» [34]
- «Ä°ngiltere de, CIA gibi, ZİHİN KONTROL OPERASYONLARINDA, GÖNÜLLÜ OLMAYAN KOBAYLAR ÜZERİNDE LSD GİBİ HALÜSİNASYON OLUÅžTURUCU MADDELER KULLANMIÅžTI. Uluslararası Af Örgütü'nün görüÅŸtüÄŸü, bir zamanlar TUTUKLU olan İrlandalı bağımsızlık yanlıları ile ilgili raporlarda ÅŸöyle ifadeler vardı: “Mr. Murphy kendisine ikram edilen çayı içtikten sonra duvarda kimi imajlar gördüÄŸünü söyledi.”, “Mr. Bradley de bir fincan çay içtikten sonra çeÅŸitli halüsinasyonlar gördüÄŸünü ifade etmiÅŸti.» [35]
- «NÜRNBERG MAHKEMELERİ, NAZİ ALMANYASI'NIN, YAHUDİ TOPLAMA KAMPLARINDA TUTULAN YAHUDİLER KADAR DİĞER ÜLKELERE AİT SAVAÅž ESİRLERİNİ DE ÇEŞİTLİ ZİHİN KONTROL DENEYLERİNDE KOBAY OLARAK KULLANDIÄžINI ORTAYA ÇIKARMIÅžTI. Mahkemelerin sonucunda, 23 Alman doktor suçlu bulundu ve bir daha asla bu tür deneylerde insanların kobay olarak kullanılmaması hükme baÄŸlandı. Açıkça görüldüÄŸü gibi, ne Moskova mahkemelerinde iÅŸlemedikleri suçları itiraf eden mahkûmların ne de Kore Savaşı'ndan sonra yargı önüne çıkarılan ve kendilerine POW adı verilen sanıkların durumu, yeterince uyarıcı olmuÅŸtu. Tam tersine, bu tür mahkeme ve davalar, Batılı istihbarat servislerinin insan zihnini kontrol edebilme ve deÄŸiÅŸtirebilme metodlarını araÅŸtırma ve geliÅŸtirme konusuna yönelik ilgisini daha da arttırmıştı.» [36]
- «Amerikan Gizli Servisi’ne ait dosyalardan biri, [kobay] Verney’lerin düÅŸtüÄŸü kötü durumla ilgili olarak (...) ÅŸu yorumları yapıyordu: “Kendisine, modül ayarları iyi yapılmış düÅŸük güçte mikrodalgalar gönderilen kiÅŸilerin baÅŸlarının içinde veya tam ortasında vızıltı, tik-tak, yahud tıslama duygusu oluÅŸtuÄŸu bildirilmektedir. Sözkonusu oluÅŸumun gerçekleÅŸmesi için 0.4-3.0 Ghz frekansında santimetreye göre ayarlanan ortalama güç yoÄŸunluÄŸunda dalgaların gönderilmesi yeterli olmaktadır. Hattâ vuruÅŸ ve ritim ayarları iyice netleÅŸtirildiÄŸinde, anlamlı bir konuÅŸma duygusu bile saÄŸlanabilmektedir. Bu tekniklerin, uygulama sahasının geniÅŸletilerek askerî amaçlara hizmet edecek tarzda kullanılabilmesi için temel prensiblerin geliÅŸtirilmesi gerekli. Buna götüren en önemli sebebler arasında, metodun kamuflaj yahud hedef saptırma operasyonlarındaki kullanım imkanı sayılabileceÄŸi gibi, böylesi bir mikrodalga uygulamasına maruz kalındığında ne tür güvenlik tedbirlerinin alınabileceÄŸinin de netleÅŸtirilmesi ihtiyacıdır.” (Oscar, Kenneth J. Amerikan Ordusu Manevra Teçhizat AraÅŸtırma ve GeliÅŸtirme Komutanlığı - Fort Belvoir, VA) Bay ve bayan Verney kendilerinin oldukça uzun bir süre, bir seri iyonlamasız zararlı radyasyon ışınlarına ve çok düÅŸük frekansta mikrodalgalara (VLF) maruz bırakıldıklarına inandılar. Aynı zamanda 7-8 kez hedef olarak kullanıldıkları elektromanyetik dalga saldırıları gerçekleÅŸtirildi.
(…)
Verney'ler, 1984 Ocak'ında Dargle Kulübesi'nden ayrıldıktan sonra doÄŸruca İskoçya’ya geçtiler. Kendilerini o kadar yoÄŸun miktarda radyasyona maruz kalmış hissediyorlardı ki, âdeta artık radyoaktiviteye karşı bir tür özel duyarlılık geliÅŸtirmiÅŸlerdi. Öyle ki Bay Verney, vücudunun bir mil uzaklıktaki bir jeneratörü bile algılayabildiÄŸini söylüyordu: "GARİP BİR ÅžEY BU. BAZEN ÖYLE OLUYOR Kİ, BEDENİNİZİ CAYIR CAYIR YANIYOR SANIYORSUNUZ" ÅŸeklinde duygularını ifade ediyordu.» [37]
- «ZIHİN, ruh, nefis gibi fizikî olmayan ÅŸeylerin varlığına inanmayanların, bunların varlığıyla ilgili saÄŸlam deliller sunulana kadar duyu ötesi algılamaya (Extrasensory perception-ESP) da inanmamaları gerekir. Duyu ötesi algılama (DÖA) ile insanın gelecek, geçmiÅŸ veya ÅŸimdiki zaman hakkında, bilinen beÅŸ duyu kullanılmaksızın bilgi edinebilmesine iÅŸaret edilmektedir. (DÖA) terimi ilk defa, bir zamanlar dünyanın ilk parapsikoloji bölümü baÅŸkanı J. B. Rhine tarafından kullanılmıştı. Rhine, İnsan Tabiatını AraÅŸtırma Vakfı'nı (İTAV) ve buna baÄŸlı olarak New Durham, NC'de, kampüs dışında bir parapsikoloji enstitüsü kurmuÅŸtu. Bu enstitü, Durham 1980'de öldükten sonra da faaliyetine devam etmiÅŸtir.» [38]
SONUÇ YERİNE
Tüm bu anlatılan hâdiseler, teknik tabirler, “belgelendirilebilmiÅŸ” vak’alar, Zihin Kontrolü’nün farklı açılardan deÄŸerlendirilmesine imkân veriyor. Nitekim yazar anlattığı her ÅŸeyi “belge”ye dayandırmaya çalıştığı için, “belgelendirilemez, isbat edilemez” olana, yâni bu iÅŸkence uygulanan kiÅŸilerin “yaÅŸadıklarına” kitabında yer veremiyor. DiÄŸer taraftan, yukarda anlatılan pek çok tablonun benzerini, Mütefekkir Salih MirzabeyoÄŸlu’nun kendisine uygulanan TELEGRAM iÅŸkencesini anlattığı ve izah ettiÄŸi Ölüm Odası / B-Yedi isimli eserinde okuduk-okuyoruz. Ancak Mütefekkir’in eserinde, “böyle oldu, ÅŸöyle oldu”dan ziyâde, üzerinde teknolojik bir baskıyla hükümranlık kurma hevesindekilere karşı, O’nun tüm insanlık adına verdiÄŸi ruhî, fikrî ve fizikî savaşın destanını okuyoruz.
Mütefekkir, bu savaÅŸta, (biz elimiz kolumuz baÄŸlı bir ÅŸekilde seyrederken), TELEGRAM’ın “kodlarını” çözüyor ve İNSAN denen “sırrın” -tâbiri caizse- ÅŸifrelerini kırıyor. Bu açıdan, Mütefekkir Salih MirzabeyoÄŸlu’nun “Telegram Cihazı” bahsinde söylediklerinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Ortaya konulması gereken ÅŸey sadece “teknik” bir cihaz tarifi deÄŸil, bu cihazın oturduÄŸu “fikrî altyapı”nın da tahlilidir ki, TELEGRAM Cihazı’nı “makine bilmecesinin” çıktığı en yüksek merhale olarak deÄŸerlendirirsek, O’nun yazdıkları, hem “makine bilmecesi”nin hem de makine karşısındaki “İNSAN”ın en yüksek merhalede tahlilidir. Bu sebeble, son söz Mütefekkir Salih MirzabeyoÄŸlu’nun:
- «TELEGRAM CİHAZI, tam da BÜYÜK GÖZ ve İDRAKI niteliÄŸine uygun bir rolü yerine getiriyor. Onda, “makine bilmecesi”ni de heceleyelim. Bu cihaz, Büyük Göz diye niteledikleri Kâinat’tan mevzuuna âit hususiyetleri ile ayrı olsa da, o niteleme içinde yerini alabilir. Benim karşımda o, beni algılayan bir “yapma göz-idrak”, göz aletine nisbetle “mercek sistemine-görme idrakine” göre ayarlanmış bir sistem ve cihaz; onu kullanan insanın benden algıladıklarına nisbetle kendi ihsaslarını öz uzvuna yollar gibi cihaza yüklemesiyle de, cihazdan farklı, sanki bir insanda gören cam göz. “Her türlü cihaz, kullananın niyetine göredir!” diyebilirsiniz; ama bu hepsinden farklı ve idrak bahsinde sanki “yapma nefs” gibi bir ÅŸey. Kapsamlı. Karşımdaki insanın nefsini ondan hemen aynı ÅŸekilde alabilmem de, alelâde bir âletten farklı yanı. Bir ÅŸeyin maddi tezahürler meydana getirmesi, onun da madde olmasını gerektirmez. TELEGRAM CİHAZI, ruhî algıya deÄŸil, ruhî hayatın beden tezahürlerini idrak ediyor ve idrak sahibininkini de aynı ÅŸekilde yolluyor. Meselâ söz, duyu algısına ve neticede BİNTASYA-İdrak mahalline giderek, bende veya cihazı kullananda “telkin-ruhî tesir” oluyor ve neticede bunun maddî tesirlerinden, bahsi geçen münasebet doÄŸuyor. Bende doÄŸrudan meydana getirilen bu netice, TELEGRAM CİHAZI’nın algısı ve kullananın idraki yönünden, iki çeÅŸittir… Birincisi: Benim belli düÅŸünceme, hareketime, heyecan - neÅŸe - korku gibi hislerime nisbetle, meselâ beni fiziken sıkma, bedenimin tesbit edilmiÅŸ yerlerine aÄŸrı verme benzeri iÅŸler ve vücut ısım, otomatiÄŸe baÄŸlanmış olabilir… İkincisi: Cihazı kullananın, benden algıladığına nisbetle, tıpkı karşılıklı duruÅŸta olduÄŸu gibi, hislerini cihaza aktarmasıyla, sanki uzaktan bir insan veya cin tasarrufu, yahud tasarruf altında kalma zannedilebilir; öylesine canlı. Neticede CİHAZ ve onu kullanan insan, bir bütün teÅŸkil ediyor; her insana göre deÄŸiÅŸen bir nitelikte verimlendirilen cihaz. Karşısında da, insan sayısı kadar çeÅŸit.» [39]
1 Salih MirzabeyoÄŸlu, Ölüm Odası -B-Yedi- (31), Baran Dergisi, Sayı 205.
2 Dr. Armen Victorian, İstihbaratta Beyin Yıkama -Beyin Kontrolü-, Tercüme: Mustafa Mencütekin, 6. Basım, TimaÅŸ Yayınları, İstanbul 2007, s. 119.
3 A.g.e., s. 119.
4 A.g.e., s. 118.
5 A.g.e., s.121.
6 A.g.e., s. 127.
7 A.g.e., s. 158.
8 A.g.e., s. 168-169.
9 A.g.e., s. 169.
10 A.g.e., s. 170.
11 A.g.e., s. 171.
12 A.g.e., s. 174.
13 s. 175.
14 s. 176.
30 s. 65.
15 s. 177.
16 s. 178.
17 s. 180.
18 s. 184.
19 s. 184.
20 s. 199.
21 s. 211-212.
22 s. 213-214.
23 s. 29.
24 s. 49-50.
25 s. 56.
26 s. 58.
27 s. 59.
28 s. 62-64.
29 s. 64.
30 s. 65.
31 s. 68.
32 s. 68-69.
33 s. 70.
34 s. 72-73.
35 s. 73.
36 s. 75.
37 s. 103-104.
38 s. 113.
39 Salih MirzabeyoÄŸlu, Ölüm Odası -B-Yedi- (30), Baran Dergisi, Sayı 204.
Kaynak: Akademya Dergisi, II. Dönem, Sayı 2, Mayıs 2011.