Bu haber 22 Eylül 2011, Perşembe 20:52:24 tarihnde eklendi. 227 kez okundu.
AydoÄŸan VatandaÅŸ
Yazar Aydoğan Vatandaş Kitabı "HAARP Kıyamet Teknolojisi"
SAAT gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarı atarken sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler. Belki de insanların çoÄŸu, ölümün kendilerine ne denli yakın olabileceÄŸini ilk defa bu denli yakından gördüler.
Donanma Komutanlığı'nın görkemli devir teslim törenini müteakip, deprem hiç beklenmedik bir zamanda, ansızın çıkagelmiÅŸti, iki firkateynin gece boyunca aydınlattığı Orduevi yerle bir oldu. Milyarlarca liralık havai fiÅŸeklerin aydınlattığı Gölcük semaları birkaç saat sonra bilim adamlarının "deprem ışıması" dedikleri ancak hâlâ ne olduÄŸu tam olarak anlaşılamayan bir "ÅŸey"le aydınlandı. Birkaç saat sonra, o unutulmaz uÄŸultunun ardından bütün Türkiye derin uykusundan uyandı. Binalar birbiri ardına devrilirken, ölüm binlerce insanı aynı anda yakalıyordu.
Devlet hazırlıksız yakalanmıştı. Binlerce insan, teknik yetersizliklerden ötürü enkazların altında günlerce bir kurtarıcı beklerken öldüler. Kısa süre sonra kamuoyu hummalı bir tartışmanın içinde buldu kendini. Binaların depreme dayanıklı yapılmayışı, ray hattının üzerine yerleÅŸim alanlarının kurulma-sı gibi argümanlar sıkça duyulan ÅŸeylerdi. Televizyon kanalları tartışma programlarını depreme ayırıyorlardı. Bu sırada deprem anını yaÅŸayan insanlar depremle ilgili enteresan ÅŸeyler söylemeye baÅŸlıyor;kamuoyu tam olarak anlam veremese de iddiaları can kulağıyla dinliyordu. Enkazdan kurtarılan bir bayan Ali Kırca'nın yönettiÄŸi Siyaset Meydanı'nda ÅŸunları söylüyordu: "O gecene olduÄŸunu bilmiyorum ama bildiÄŸim bir ÅŸey var ki bu depremden farklı bir ÅŸeydi."iddialara yenileri ekleniyordu. Depremden hemen önce Gölcük'ten Avcılar'a kadar geniÅŸ bir alanda görülen "ateÅŸ topu" ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. Bazı bilimadamlarının görülen ateÅŸ topunun "deprem ışıması" olduÄŸunu söylemelerine raÄŸmen, neden diÄŸer depremlerde de benzeri bir ışıma yaÅŸanmadığı sorusunun cevabı net olarak verilemiyordu.
Bu arada depremden neredeyse iki hafta önce elime geçen bir dergide yer alan ifadeler oldukça ilginçti. Depremin merkez üssünün Gölcük Donanma Komutanlığı olduÄŸunun resmen açıklanmış olması, dergide yer alan ifadeleri daha da ÅŸaşırtıcı kılıyordu. Depremin merkez üssünün Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının sembolü olan bir askeri üs olması kuÅŸkusuz ilginçti. Furkan dergisinin Temmuz sayısında, yer alan ifadeler aynen ÅŸöyleydi:""Mesela basına verilmeyen, ancak istihbarat kapsamında edindiÄŸimiz bilgilere göre, Gölcük askeri tesislerinde oldukça garip olaylar meydana gelmektedir. Kapılar kendi kendine açılmakta, mühimmat depoları içinde, siyahi ziyaretçiler görülmekte, arabalar durduk yerde çalışmakta..."
Bu dergide yer alan ifadeler, depremden tam bir ay önce yazılmıştı. Gölcük'te neler oluyordu? Kocaeli depremi doÄŸal bir afet miydi? Yoksa suni olarak yaratılmış olabilir miydi? Bu konuda hemen deprem sonrasında birtakım teoriler ortaya atılmaya baÅŸlandı. Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı ve bu da depreme neden olmuÅŸtu. Kimileri de Yugoslavya'ya atılan bombaların yer kabuÄŸunun dengesini bozması sebebiyle depremin gerçekleÅŸtiÄŸini söylüyordu.Hatta bazılarına göre bu iÅŸi PKK bile yapmış olabilirdi. Nitekim CNN televizyonu BaÅŸbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında böyle bir soruyu sormakta herhangi bir beis görmedi. Kimi de bunun baÅŸka bir terörist örgütün iÅŸi olduÄŸunu veya uzay araÅŸtırmalarının bir parçası olduÄŸunu söylüyordu. Ancak bu teoriler arasında en akla yatkın olanı Future Tımes'da yayınlanan araÅŸtırma dizisinde yer alan hikayeydi. Bu senaryoya göre, San Andreos fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceÄŸini bilen ABD, yer kabuÄŸundaki deÄŸiÅŸimleri izleyerek, daha deprem oluÅŸmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı deÄŸiÅŸik noktalardan patlatıp boÅŸaltarak, büyükdepremi küçük depremler haline dönüÅŸtürmenin yolunu bulmuÅŸtu. Yıllar önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı mucit Nicola Tesla tarafından geliÅŸtirilen bu "düÅŸük frekanslı elektromanyetik ışınımla yüksek enerji nakli" tekniÄŸini, hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle çok uzaktan,hatta uzaydan geniÅŸ alanlarda tahribat yapabileceklerdi.
Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliÅŸtirmek amacıyla üzerinde çalıştığı bu projeyi, bir yandan da barışçı "deprem indirgeme" sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayı ve fonlama devamlılığını saÄŸlamayı amaçlıyordu. Bu nedenle proje önce Avustralya'nın çıplak ve seyrek nüfuslu kırsal bölgelerinde denendi ve geliÅŸtirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi sıra. DeÄŸiÅŸik zamanlarda Kafkaslar'da,Okyanus tabanında ve Güney Amerika'da-ki Ant daÄŸlarında tektonik uyarılar verilmek suretiyle endüktif deprem yaratma konusunda büyük adımlar atıldı. Bu araÅŸtırmalar Amerika'da HAARP ve diÄŸer askeri tesislerin kumanda merkezlerinden yürütülüyordu.Bu arada Türkiye, Japonya ve benzeri deprem bölgelerinde de sismik aÄŸ ÅŸebekeleri kurularak bu bölgelerin tektonik verileri saniyesi saniyesine devasa bilgisayarların kayıtlarına gönderilmeye baÅŸlandı. Üniversiteler ile ortak projeler geliÅŸtirilerek yüzlerce bilim adamına Amerika'da deprem konusunda araÅŸtırma yapma bursu verildi. Ancak projenin gizliliÄŸi esastı.Bu nedenle tüm iliÅŸkiler paravan araÅŸtırma kurumlarınca yürütüldü. Ancak zaman zaman bilgi sızıntısına da olanak verilerek halkın bu konuda genel bir fikri olması istendi. Kobe'de ve daha baÅŸka yerlerde meydana gelen depremlerin arkasındaki gariplikler halkası buÅŸeklinde bazı çıkar gruplarının, terör ve mafya örgütlerinin iÅŸi gibi gösterilmek istendi. Bunda da büyük ölçüde baÅŸarılı olundu. Ve gün geldi bu sistem Türkiye'de denenmek istendi. Bölge zaten bu amaçla yıllardır sismik espiyonaj altındaydı. Nitekim geliÅŸmeleri dikkatle takip edenler, depremden hemen sonra, Milli istihbarat TeÅŸkilatı'nın giriÅŸimleriyle Türk Telekom'un Türkiye'nin sismik bilgilerini Pentagon'a ileten NATO Üssü'nün iletiÅŸimini nasıl kestiÄŸini hatırlayacaklardır.
ABD'nin asıl hedefi, Kuzey Anadolu fay hattındaki deneyden elde edeceÄŸi tecrübe ve bulguları, San Andreas fay hattına uygulamaktı. Bu iÅŸ yine çok yüksek askeri gizlilik taşıdığından yürütme iÅŸi Israil'li uzmanlara verilmiÅŸti. Gerekli makine ve donanım gizlice denizaltılarla Gölcük üssüne getirilerek oradaki, yeraltı-denizaltı korunaklarına kuruldu. Türk makamları durumdan detay bazda haberdar deÄŸillerdi. Bunu israillilerle yürütülen askeri tatbikatın bir parçası olarak düÅŸünüyorlardı belki de...israilliler Amerikalılar'la gece ÅŸartlarında elektro-sismik haberleÅŸme tatbikatı yapacaklardı.Deney baÅŸarılı olacağından sonunda kimse normal dışı bir ÅŸeyin olduÄŸunu fark etmeyecekti.Bu amaçla Gece Åžahini Tatbikatı'nın (Operation Night Hautk) saat 03:00'te baÅŸlaması planlandı. Gece saat tam 03:00'te düÄŸ-meye basılacak ve Gece Åžahini devreye alınacaktı. O anuzay filmini andırır devasa cihazlar çalışmaya baÅŸlayacak ve 1-2 dakika içinde de oluÅŸturdukları muazzam enerjiyle Marmara'nın altındaki tektonik tabakayı zayıf yerlerinden kırıp, aylardır oluÅŸan basıncı dışarı atacaklardı. Böylece büyük bir deprem önlenmiÅŸ olacaktı.
Ama o gece sabaha karşı birÅŸeyler yanlış gitti. Ve beklenen gerçekleÅŸmedi. Her ÅŸey bir anda olup bitmiÅŸti. DoÄŸa kendini yönetmeye kalkanlardan bir kez daha intikam almıştı. 45 saniye süren deprem, beklenenin 10,000 kat üstünde bir güçle gelmiÅŸti. Her yeri bir anda yerle bir etmiÅŸti. Zayıflayan ve titreyen elektrikler az sonra geri geldiÄŸinde, gece saat 03:05'igösteriyordu. Daha birkaç dakika öncesine kadar korunağın içinde ÅŸampanya patlatmayı bekleyenler,ÅŸimdi korkudan buz gibi don-muÅŸ, hareketsiz ayakta duruyorlardı. KimseninaÄŸzını bıçak açmıyordu. On binlerce insan, çoluk çocuk, o an enkaz altında can çekiÅŸiyor veya cansız yatıyordu. Bu düÅŸünce ile hepsi ürperdi.
Bu tarihin en büyük felaketiydi; hem de insan eliyle yaratılan... SessizliÄŸi İsrailli komutanın buz gibi emri bozdu: "Lets pack! We're moving out! Calloperation-Q! Right now! Immedi-ıtely! Stop uthinning! Move, move, move!" (Toplanın!Kaçıyoruz- Q planına geçiyoruz Åžimdi.. Hemen! Hadi, hadi!!!)iÅŸte o andan sonra çantalardan çıkan "Q planı" çalışmaya baÅŸladı. ilk önce bölgedeki tüm haberleÅŸme ve elektrik enerji-si felç edildi. 4 dakika içinde İsrail BaÅŸkanı Barak ve BirleÅŸik Devletler BaÅŸkanı Clinton ile irtibat kuruldu.
O anda İsrail’de Ben Gurion'un Lod askeri havaalanından 4 adet savaÅŸ uçağı eÅŸliÄŸinde 2 nakliye uçağı havalanıyordu. 2 dakika sonra da İsrail Deniz Kuvvetleri ve NATO Güney Deniz Saha Komutanlığı'na baÄŸlı tüm birlikler DEFCON-4 acil durumuna geçirildi. Amerikan 6'ncı filosuna baÄŸlı gemiler de rotalarını İstanbul’a çevirmek için Pentagondan emir aldılar.Bu arada ilginç birÅŸey daha olmuÅŸtu. Depremle ilgili haberler birbiri ardına gelirken, bir haber önce görünüp sonra kayboldu. 20 AÄŸustos Cuma akÅŸamı televizyonlar bir İsrail uçağının Ataköy açıklarında denize düÅŸtüÄŸünü duyurdu. Ancak bir süre sonra haber kesildi ve uçağın akıbeti ile ilgili bir daha haber alınamadı.
Olaydan bir gün sonra Deniz Kuvvetleri'nden bir dostum beni aradı ve bu olayda birtakım soru iÅŸaretleri bulunduÄŸunu, bu konunun perde arkasını araÅŸtırmamı, rica etti. Kısa süre sonra ulaÅŸtığım bilgiler, gerçekten ilginçti. Uçak, düÅŸtükten kısa süre sonra teknesiyle o sırada Ataköy açıklarında olan balıkçı Abdullah Kaplan tarafından kurtarılmıştı. Abdullah Kaplan olayı ÅŸu ÅŸekilde anlatmıştı: "Uçağın düÅŸtüÄŸünü görünce der-hal yardıma gittik. Uçağın kanatları yara almıştı. Hemen uçağı baÄŸladık ve Zeytinburnu Umanına çektik. TeÅŸekkür beklerken küfür yedik. Ne olduÄŸunu bile anlamadık."
Bu konu o gece o bölgede görev yapan Sahil Güvenlik 4. Botunun sorumluluk alanındaydı. AraÅŸtırmalar Sahil Güvenlik'in bu konuyla ilgilenmediÄŸini ortaya çıkardı. Olay yerine gelen televizyon ekipleri ise ÅŸaşırtıcı birÅŸekilde çekim yapmaktan vazgeçmiÅŸlerdi.Daha sonra uçağı Zeytinburnu'na yanaÅŸtıran balıkçı Abdullah Kaplan, olayı Kumkapı'daki Gümrük Muhafaza'ya iletti. Kısa süre sonra tutanak tutuldu. Ancak Gümrük Muhafaza da tutanak tuttuÄŸuna piÅŸman oldu.
Uçağın sahibi İsrail asıllı biriydi. O gece ne olduÄŸu ise bir türlü anlaşılamadı.
Deprem için 1900'lerin başından beri Nicola Tesla adındaki Sırp asıllı bir bilimadamının buluÅŸu olan "elektromanyetik endüksiyon tekniÄŸi" (Tesla makinesi) kullanıldı. Tesla Makinesi'nin nasıl çalıştığı hâlâ bir sır, ama Amerikalıların uzun zamandır bu makine üzerinde çalıştıkları biliniyordu. Tesla, ilk olarak ilkel bir düzenek ile 1908 yılında Sibirya'da Tsunga bölgesinde bir deney yapmış ve burada meydana gelen patla-ma sonrası oluÅŸan çevre tahribatı korkunç boyutlardaydı. HiroÅŸima'nın 40,000 katına yakın enerji açığa çıkmıştı.Patlamanın etkisi kilometrelerce kare alana yayılmıştı.
Ancak ortada en ufak bir krater veya metal kalıntısı yok-tu. Bu durumda bir göktaşının düÅŸmüÅŸ olması ihtimali ortadan [kalkıyordu. Bilim adamları Tsunga'da ne olduÄŸunu hâlâ tam olarak çözmüÅŸ deÄŸillerdi. Ancak yıllardır Avustralya'da, kara-da, açık arazide ve Kaliforniya'da da su üstü ve sualtı askeri tesislerde bu deprem (Tesla) makinesinin denenmekte olduÄŸu [da sır deÄŸil. Buradaki garip tabiat olayları ve sık sık olan depremler ile bilgiler internetteki sitelerde bile yer almakta. Ancak baÅŸlangıçta askeri amaçlı olarak geliÅŸtirilen bu acayip doÄŸa silahı daha sonra kaynak sorunuyla karşılaşınca barışçı [amaçlarlada kullanılacak ÅŸekilde adapte edildi (tıpkı atom [bombası ve TNT gibi).
Makinenin Kaliforniya'da San Andreas fay hattında olacak muhtemel bir deprem öncesi kullanılması düÅŸünüldü. Tesla Makinesi sayesinde fay hattındaki enerji birikimi çok yük-sek düzeylere çıkmadan, gerilim daha küçükken, suni depremlerle deÅŸarj edilerek boÅŸaltılacak ve böylece büyük deprem önlenecekti. Ancak bu teorinin denenmesi ve deneylerle geliÅŸtirilmesi gerekliydi. Hata ve kusurların asgariye indirilmesi ÅŸarttı.
Bunun için de San Andreas fay hattına benzeyen fay hatlarıyla, çatal yapan fay gruplarına ihtiyaç duyuluyordu. Bu fay grubu ise Türkiye'deki Kuzey Anadolu fay hattıydı.Geometrisi ve jeolojik yapısı aynı San Andreas karakterindeydi. Kuzey Anadolu fayı ile San Andreas fayı, tıpa tıp birbirine benziyordu. Bu fay üzerinde yapılacak bir ön deÅŸarj deneyi Kaliforniya'daki, gelecekte olacak depremler için çok ÅŸey öÄŸrenebilecekti. Amerika bu amaçla yıllarca deney yaptı; bu ve buna benzer deprem bölgelerinde.Pentagon açısından da bulunmaz bir nimetti bu. Bu suretle hem projeye masum bir kılıf bulunuyor, hem de finansman için yeni kaynaklar saÄŸlanıyordu.
Ancak yine de toplu imha silahı olma özelliÄŸi ile bu makine askeri nitelikteydi ve onunla ilgili her ÅŸey "Çok Gizli damgasını taşıyordu. İşte Amerikalılar bu nedenle İzmit’teki fay hattındaki hareketleri ve enerji birikimini büyük bir gizlilik içinde, herkesten habersiz ama çok yakından takip ettiler.
MTA'nın ve diÄŸer jeolojik ölçüm kurumlarının verilerini inceleyerek ve uzaydan bölgeyi izleyerek burayı adeta abluka altına aldılar. Son gerilimi de böylece çok önceden haber aldılar. Ancak ABD'nin bölge ile ilgili bu hareketliliÄŸi ne kadar gizli olursa olsun bazı kaynaklara sızmasını engelleyemedi. Kanadalı bir bilim adamı her nasılsa bu gizli verilere ulaÅŸarak, bölgede bir deprem olacağını ve bunun için bölgenin takip altına alındığını anladı.Ve bunu kendi amaçlan doÄŸrultusunda yaklaşık 48 gün ve 240 km hata ile yayınladı. Ancak ne bu bilim adamına, ne de yayınına daha sonra nedense kimse dikkat etmedi.izlenen bu enerji birikimi bir süre sonra depreme neden olabilecek büyüklüÄŸe eriÅŸecek ve belki de İstanbul’u da tehdit edecek hale gelebilirdi. Bu noktada, Amerikalılar acaba konuyu Türk makamlarına haber vermiÅŸ miydi?
Ama o gece Gölcük'te askeri tesiste ve Marmara Denizinde bu Tesla makinesi kurulmuÅŸ ve çalışmaya hazır hale getirilmiÅŸti bile. Türk makamlarına acaba bilgi verilmiÅŸmiydi? Yoksa Türk makamlarına İstanbul’da olabilecek bir depremin basıncını azaltacak bir askeri sistemi deneyeceklerini mi söylemiÅŸlerdi? Yoksa bunun rutin bir askeri durum olduÄŸunu mu düÅŸünüyorlardı? Bu soruların cevapları hâlâ bir sır.
Gölcük Donanma Komutanlığı'nda görevli asker, astsubay ve subaylar, Donanma karargahında garip bir ÅŸey olduÄŸunu fark etmiÅŸlerdi. Bu konuyla ilgili bilgiler de nasıl olduysa yukarıda ismini zikrettiÄŸimiz dergide yer almıştı.
Peki İsrail askerlerinin bu projedeki yeri neydi? İsrailli askerler ve üst düzey subaylar o gece Gölcük'te ne arıyorlardı? Bu devir teslim töreni her yıl yapılan rutin bir ulusal törendi.Uluslararası bir kimliÄŸi yoktu. Ama İsrail subayları ve üst düzey yetkilileri oradaydılar! Bunun nedenini ÅŸimdi çok daha iyi kavrayabiliyoruz. Onlar oradaki Tesla makinesini kurmak ve çalıştırmak ve onun gizliliÄŸini korumak ve her ihtimale karşı bir ÅŸeyler ters giderse onu imha etmek için oradaydılar. Bizimkilerin ise bir ÅŸeyden haberi yoktu. Bize güvenen de yoktu zaten. İş İsrail’e ihale edilmiÅŸti. Ancak o gün nedense hiç kimse israillilere, bugüne kadar hiç katılmadıkları bu devir teslim törenine neden katıldıklarını sormadı. Ya ÅŸaÅŸkınlıktan ya da telaÅŸtan, enkaz altında kaç İsrail askerinin öldüÄŸü, kaçının yaralandığını da soran olmadı. O felakette kaç İsrail askerinin öldüÄŸünü ne Genelkurmay yayınladı ne de İsrail böyle bir bilgiyi açıklamak nezaketinde bulundu. Herkese verdikleri imaj ise oraya bize yardım için geldikleri ÅŸeklindeydi. Hemen bir hastane kurdular. Yaralarımızı sarmaya yardımcı olmak için daha sonra o bölgede bir yerleÅŸim merkezi kuracaklarını açıkladılar. Neden? Esas amaçları enkaz altındaki askerlerini ve önemli askeri malzemeyi çıkararak götürmekti. Gerisi paravan operasyondu. Biz de "Bak ÅŸu İsrail’e, helal olsun, hemen yardımımıza koÅŸtu" diyerek sevindik.
Deprem neden gündüz bir saatte deÄŸil de çok ilginç bir ÅŸekilde gece saat tam 03:02'de oldu? Sanki 03:00 saati depremin baÅŸlaması için özel olarak seçilen bir saat gibi. Böyle geç bir saatte olacakları kimsenin görmesi olası deÄŸil, gözlemci riski ise en az düzeyde. Tıpkı bir askeri operasyonda olduÄŸu gibi sanki talimatlara saat tam 03:00 olarak giren baÅŸlangıç saatinde yeÅŸil ışık yakılmış ve Tesla cehennem makinesi yer altındaki sığınakta ve denizaltında çalışmaya baÅŸlamıştı. En geç 1-2 dakika içinde de gücü en üst düzeye ulaÅŸmış olacaktı.Aynen de öyle oldu. Makine gürültüyle enerji toplamaya baÅŸlamıştı. Bu sırada, Avustralya'da ve Okyanusta bu tür suni depremler öncesinde görülen elektrik boÅŸalması, hava yarılmasından oluÅŸan ışıklar ve patlamalar oluÅŸtu atmosferde. Ve arkasından da makinenin boÅŸalması ile birlikte yer yarıldı ve oluÅŸturulan enerji doÄŸaya aktarıldı. Ancak hesapta doÄŸanın oyunu yoktu. OluÅŸan deprem hem beklenenden çok uzun süreli, hem de çok daha güçlü çıktı. Åžiddeti 7.4'e ulaÅŸtığında Amerika'da aletler 7.8'i gösteriyordu. Ve büyük bir patlama ile herÅŸey kontrolden çıktı. Tesla deprem makinesi, depremin enerji gerilimine dayanamayıp parçalandı ve ortaya çıkan güç yeraltında muazzam bir patlamaya neden oldu. Ve bu yeraltı laboratuarlarının tam üstündeki, her ÅŸeyden habersiz uyuyan yüzlerce askeri barındıran ve 8 ÅŸiddetindeki depreme dahi dayanıklı olması gereken askeri tesisler un-ufak olarak dağıldı.Hesaplarda hata yapılmış, belki de fay hattının tepkileri ve enerji dağılım deÄŸerleri yanlış hesaplanmıştı. Her ne olduysa oldu ve doÄŸanın beklenmeyen bu tepkisi bütün çevreyi yerle bir etti.
Bir önlem olarak tüm bölge ve hatta bütün İstanbul 4 saat süreyle bir haberleÅŸme ablukası altına alındı. Elektrikler kesildi ve telefonlar iptal edildi. Kimsenin birbiriyle haberleÅŸmesi istenmiyordu. CumhurbaÅŸkanı dahi sabahleyin "benim de telefonlarım kesikti"ÅŸeklinde garip bir açıklama yapacak ve biz de buna bir anlam veremeyecektik. Demirel tam bir ÅŸaÅŸkınlık içindeydi. Ne yapacaklarını bilemedikleri için ne CumhurbaÅŸkanı, ne de BaÅŸbakan saatlerce bir ÅŸey diyemedi, demeç veremediler. "Üzgünüz;" dahi diyemediler. Ancak sabah saat 09:00 sularında televizyon ekranlarının karşısına geçip halka üstün körü bir açıklama yapabildiler.Durum vahimdi. Hatta belki de Clinton dahi o anda konuya ilk kez vakıf olan yardımcılarından ve olaÄŸanüstü Milli Güvenlik konseyinden görüÅŸ alıyor ve Türkiye'ye nasıl yardım edileceÄŸini hesaplıyordu. Hemen gerekli sıhhi yardım ekipleri organize ediliyor ve bölgedeki tüm Amerikan askeri birlik ve filolarına Türkiye'ye doÄŸru hareket emri veriliyordu.Amerika diyetini Türkiye'ye tam destek vererek ödemeye çalışıyordu adeta.
Bu arada devreye Avrupa ülkelerinin liderleri de giriyor ve belki de onlardan da Türkiye için sözler alınıyordu. Yunanistan bile harekete geçirilerek Türkiye'ye karşı olan hasmane tutumuna son vermesi saÄŸlanıyordu. Tüm Batı baÅŸkentleri hareket halindeydi, panik yoktu.
Her ÅŸey kontrol ve koordinasyon altındaydı; bir tek Türkiye dışında. Bizde ise sanki bu emrivaki felakete karşı nasıl tavır almaları gerektiÄŸine bir türlü karar verilemiyor; kararsızlık içinde bocalayarak büyük bir gizlilik içerisinde ne olduÄŸunu anlamaya çalışıyorlardı.Sabah saat 03:05 ile 06:30 arasında Batıda bu hareketlilik yaÅŸanırken bölgede de çokhızlı ve çok gizli bir askeri hareketlilik hakimdi. Ancak herkes kendi derdine düÅŸmüÅŸolduÄŸundan bu olaÄŸanüstü gizli operasyondan kimsenin haberi olmuyordu. Böylece bu iÅŸi planlayanlar, gecenin karanlığından da yararlanıp denizaltından parçaları yüzeye vuran Tesla makinesinin kalıntılarını toplayıp, yeraltı ve yerüstündeki tüm delilleri de yok ediyorlar ve hatta belki de insanları canlı canlı gömerek tüm izleri yok etmeye çalışıyorlardı. Ve bölgeye son hızla gelen Rus araÅŸtırma gemisi dahi sabah saat 06:30'da bölgeye vardığında, havanın aydınlanmasıyla birlikte etrafta delil olabilecek tek bir cisim bile kalmamıştı. Deniz altında oluÅŸan radyasyon anlaşılmasın, dibe çöken kalıntılar araÅŸtırılmasın ve patlama sonucu meydana gelen denizaltı krateri ve çukur ortaya çıkarılmasın diye bu bölge derhal askeri karantinaya alınarak dalışa yasak bölge ilan ediliyordu. Ancak bütün bu temizlikler yapıldıktan sonra Ecevit ve daha sonra da Demirel'in bölgeye gitmelerine izin veriliyordu. Onların dahi ne bölgeye uçuÅŸlarına, ne de telefon irtibatı kurmalarına izin vardı. Sanki koskoca İstanbul ve Kocaeli bölgesi uzaydan gelen yaratıklar tarafından abluka altına alınmışçasına tam bir haberleÅŸme karanlığına sokulmuÅŸtu. Tek bir telefon dahi çalışmıyor, elektrikler verilmiyordu. Ancak Ecevit ve Demirel, belki de olan biteni içlerine sindiremediklerinden olsa gerek, evleri kendilerine mezar olan binlerce insanımızın da acısıyla bir türlü rahat hareket edip halkla bütünleÅŸemiyorlardı. CNN haberspikerinin "depremin ardında PKK mı var?" sorusuna, Ecevit ona "siz ne saçmalıyorsunuz,deprem ile PKK'nın ne alakası var?" bile diyemiyordu. Sadece spikerle göz-göze gelmemeye dikkat ederek "sanmıyorum" gibi o günlerde bizi epeyce ÅŸaşırtan bir ifade kullanıyordu.Peki, Amerika ne yaptı sonra? Hemen tüm imkanlarını Türkiye için seferber etmedimi? Clinton Amerikan halkından Türkiye'ye yardım etmelerini istemedi mi? Kasım'da Türkiye'ye geleceÄŸini ilan edip, Ecevit'in de bu arada Amerika'ya kendini ziyarete geleceÄŸini haber vermedi mi? Ecevit belki de Amerika'ya bu felaketin ve binlerce ÅŸehidin diyetini konuÅŸmaya gidecekti. Nitekim gitti de. Ardından Clinton Türkiye'ye gelerek deprem bölgesini ziyaret etti. ABD'nin bu aşırı ilgisi sadece bir müttefik olmasıyla açıklanamazdı.Bu arada, acaba hükümet içinden sızan bazı bilgiler, bazı bakanların yabancılara karşı saldırgan tavır takınmalarına neden olmuÅŸ olamaz mı? İlk anda çok yadırgadığımız SaÄŸlık Bakanı Osman DurmuÅŸ'un "yabancılara tek hasta bile vermem ve onlardan kan da almam"demesini ÅŸimdi yadırgayabiliyor musunuz? ABD'nin saygın gazetelerinden New York Post'un haberine bir de bu gözle bakın:
"Türk hükümeti, ABD'nin Deniz Hastanelerini Kullanmıyor..Türkiye'deki ÅŸiddetli depremde 27.200'den fazla kiÅŸi yaralandı. Ancak yetkililer tarafından dün yapılan açıklamada, depremin meydana geldiÄŸi tarihten itibaren geçen iki haftalık süre içinde ABD tarafından gönderilen Deniz Kuvvetleri'ne ait üç adet yüzer hastanede henüz tek bir hastanın bile tedavi edilmediÄŸi bildirildi.Türkiye'ye gönderilmiÅŸ olan uluslararası yardımın çoÄŸunun kullanılmaması Ankara'daki hükümetin eleÅŸtirilmesine neden oldu.Türkiye'de yayınlanan Radikal gazetesi dünkü sayısında, 750 ton yardım malzemesiyle yüklü bir İsrail gemisinin üç gün süreyle gümrükte tutulduÄŸunu yazdı.ABD gemilerinin İzmit’e varışından önce Türkiye SaÄŸlık Bakanı Osman DurmuÅŸ'un, bu gemilere ihtiyaç olmadığına iliÅŸkin sözlerine geniÅŸ bir ÅŸekilde yer verildi.
Ancak ABD BüyükelçiliÄŸi, aralarında 600'den fazla yatak taşıyan Kearsarge adlı geminin de bulunduÄŸu üç adet yüzer hastaneyle ilgili olarak bir uyuÅŸmazlık yaÅŸanmadığını bildirdi." Ne ölenlerimiz geri gelir, ne de anılarımız.Ancak İzmit’te, Gölcük'te, Yalova'da, Halıdere'de, Avcılarda, Bolu'da, Düzce'de ve daha nice yerleÅŸim merkezlerinde enkaz altında yaÅŸamlarını yitiren binlerce Mehmet, Hatice,AyÅŸe ve Ali'ye karşı bir vicdan borcumuzda mı olmayacak? Onlar geride gözleri yaÅŸlı on binlerce sevenlerini, sıcaklıklarından mahrum bırakırken, sırf Kaliforniya'da Jony'ler,Susanlar ve Alice'ler yaÅŸasın diye yaÅŸamdan çalındıklarını dünya bilmesin mi?